Kamikaze : Tanrının Ruhu Japonya’yı Koruyan Rüzgarı!

“Güney denizlerinin üzerinde yükselen, Majestelerinin kalkanı uğruna ölmek üzere çıktığımız şanlı görevimizdir. Kiraz çiçekleri açıp düşerken, parıldarlar.”

Hava Astsubayı Üstçavuş Isao Matsuo
701. Hava Grubu, 28 Ekim 1944

Kamikaze, dünyanınn her yerindeki insanlara aşina gelen bir sözcüktür. Meşhur bir kelimedir; kimilerine göre namı kötüdür – çetin bir savaşın son aylarında eyleme dökülen çaresizliği hatırlatır. Bu eyleme şahit olanlar göçüp gittikten uzun yıllar sonra bile tarihin unutamayacağı bir isimdir. Gökten gemilerin üzerine düşen küçük uçakların, puslu siyah beyaz fotoğraflarını akla getiren imgelerdir. Uçaklara doğru yükselen uçaksavar ateşi gökyüzünü kaplar; içlerinden bazıları alevler içinde yanarken bazıları parçalara ayrılır ya da denize düşer. Diğer uçaklar, gemilerin güvertelerine ya da üst kısımlarına vurarak ateş toplarına dönüşürlerken, alev alan benzin yağmurunun ve parçalanan metal parçaların arasında dağılırlar ya da yok olurlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan on yıllar sonra yetişmiş Amerika’nın çocuklarının çoğu, bu cesur ve zaman zaman fantastik yürek parçalayıcı ve korkunç eylemlerin sebebini merak ederek televizyonda ya da sinema ekranlarında gördükleriyle savaş deneyimini yeniden yaşarlar.

1281 Yılındaki, Türk-Moğol Çıkartmasından bir görüntü. Tarkanlar ve Samuraylar…

Henüz 21 yaşındaki Asteğmen Teruo Yamaguchi, ölmek üzere olduğunu kesin olarak biliyordu. Kendisi gibi neslinin birçok temsilcisinin de savaşı kaybetmemek için gerçekleştirdikleri olağanüstü fedakarlıklardan biri olan intihar görevi için gönüllü oldu. Teuro, son görevine hazırlanırken babasına kararını açıklayan bir mektup yazdı:

“Japon yaşam biçimi gerçekten güzel ve ben atalarımızın şerefini ve geçmişteki doğru ya da yanlış inançlarını yansıtan Japon tarihinin ve mitolojisinin bir parçası olarak, bununla gurur duyuyorum. Bu yaşam biçimi atalarımızdan bize geçen en iyi şeylerin bir ürünüdür. Ve geçmişimizin harikalarının Japonya’nn ve Japon halkının görkeminin ve güzelliğinin devamlılığının vücut bulmuş hali, İmparatorluk Ailesidir. Bu güzelliği ve görkemi korumak adına canımı feda etmek benim için onurdur.”

Kubilay Han’ın Japonya’yı Fetih Denemesi ve Kamikaze’nin Oluşumu

Teruo Yamaguchi’nin mektubunda bahsettiği tarih 700 yıl önceydi ki Japonların kendi kıyılarındaki istilacılar karşısında yenilginin eşiğine geldikleri biricik zamanlardı ve neredeyse mitolojik sayılabilecek bir dönemdi. 1281’de yakın zamanda fethedilmiş Berxan’ın yani Güney Song Coğrafyasının ardından Kubilay Han muazzam bir donanmayı Japonya’yı hükmü altına almak için güçlü bir kara birliğiyle Japon Güney Adalarına gönderdi. Yedi yıl evvelki işgal kuvvetinin ilerlemesi engellendiğinden, yeni donanma eskisinden daha büyüktü – efsaneye göre Han’ın emrinde 4.400 gemi ve 100.000’den fazla- asker bulunmaktaydı. Biri Moğol denetimindeki Köryö’dan yani bugünkü Kore’den ve diğerleri ise Tabgaç, Kitay ve Berxan yani Çin Coğrafyasından gelen iki donanma, Japonya açıklarında buluşmak ve güçlerini birleştirerek Japonlara saldırmak üzere denize açıldılar. Yanlarında baskın birlikleri Han’ın savaşlarına katılan ve çevik Moğol fatihlerinin Asya’nın bozkırlarından Orta Doğu’ya ve Avrupa’nın kapılarına kadar ilerlemesini sağlayan taktiklerde usta, son derece tecrübeli askerler de bulunmaktaydı.

Moğol-Türk yayılmasının ezici gücü, Japonların üstesinden gelebilirdi ancak iki donanma denize açıldıktan kısa bir süre sonra Han’ın planlarını bozmaya başladı. Mesafe ve rekabet sebebiyle ayrı düşen iki donanma buluşamadı. Köryo’dan gelen gemiler ve askerler bugün Fukuoka olarak bilinen ve Hakata Liman ilinden karaya çıktılar. Orada istilacıları sahilde süren ve tekrar denize açılmalarına neden olan Japon savunmacıların vahşi direnişiyle karşı karşıya kaldılar. Buna karşın, Kubilay Han’ın büyük birliği gelmeye devam ediyordu. Imari Koyu‘ndaki küçük Takashima Adası açıklarında demir atarak, Hakata’nın güneyinde karaya çıktılar.

Bir Kamikaze saldırısı öncesi kutlama yapan Japon Subaylar.

İki haftalık sonu gelmeyen bir mücadelenin ardından, Han’ın askerleri ve Japon samurayları adanın kayalık ve kırsal bölgesine kadar ilerlediler. Bazı samuraylar, küçük botlarıyla muazzam donanmaya doğru denize açıldılar. Kalabalık güvertelerdeki savaşçılar, kılıçlarla saldırdılar ve karşı tarafı lime lime ettiler. Diğerleri botlarını kuru saman ile doldurup yalaza verdiler ve Han’ın donanmasının üstüne sürdüler. Samurayların kendilerini bu şekilde gömmeleri inanılmaz bir cesaret örneğiydi.

Japon savunmacıların mertliğine ve fedakarlıklarına rağmen, Türk-Moğol gemilerinin sayıca üstünlüğü ve kaba kuvvetleri karşısında savaş yavaş ancak kaçınılmaz bir biçimde yenilgiyle sonuçlandı. Japonlar lanetlenmişlerdi ve imparator yürekten bir dua ile Japonya’yı yaratan ve yüzyıllar boyunca egemenliği majestelerinin temsili üzerinden yürüten atalarına ve tanrılarına yakardı. Tanrılar bu duaları işitip, yanıtladılar. Efsaneye göre okyanusu coşturan ilahi bir rüzgar esti ve Moğol-Türk donanmasının üzerine devasa dalgalar gönderdi. Gemiler sürüklenerek birbirlerine çarptılar ve paramparça oldular. Dalgalar, adamları güverteden süpürdü ve zırhlarının ağırlığı onları okyanusun dibine çekerken diğerleri geminin yıkılan kısımlarının hışmına uğradılar. Rüzgar ve dalgalar durulduğunda, Moğol donanması ortadan kalkmış ve 100.000 kişi boğulmuştu.

Coşkulu Japonlar, Moğollardan hayatta kalanları kıyıya çıkararak katlettiler. Komutanları tarafından terk edilen sahilde mahsur kalan moralleri bozulmuş ve kaçma ihtimalleri olmayan birlikler, muzaffer samuraylar tarafından bir araya toplanılarak infaz edildiler. Tanrılar Japonyayı kurtardılar. Kubilay Han, fetih hayallerinden vazgeçti ve sonraki 700 yıl boyunca Japon kıyıları bir daha tehdit altında kalmadı. Artık kesin olarak bilindiği üzere Japonya kutsal bir biçimde korunan topraklardı ve kamikaze kutsal rüzgar bir şekilde bürünmüş tanrısal aracı kullanan bir tanrı tarafından yönetiliyordu.

Moğol istilasının ve kamikazenin hikayesi, Japonya’nın en iyi bilinen hikayelerinden biri haline geldi. Bu hikaye, II. Dünya Savaşı öncesinde on yıllar süren sanayileşme ve çağdaşlaşma, askerileşme sürecinde ulusun gururunu ve kutsal konumuna olan inancını inşa etmekte yardımcı oldu. Japon imparatorluğunun 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında deniz aşırı yeni toprakları fethetmesi genişlemesi sürecinde, komşuları Çin ve Rusya karşısında karada ve denizlerde elde ettiği başarılar da bu inancı zedelemedi. Ayrıca 1930’larda Çin karşısında yeniden ilerlediğinde ya da Pearl Harbor, Singapur, Manilia ve diğer Güneydoğu Asya bölgelerinde muzaffer saldırılara ve ülkenin Pasifik’te genişlemesi sürecine eşlik eden zorlu günlerde bu inanç değişmedi.

Kamikaze sırasında, parçalanan bir Japon “Tokkö”sü.

Türk-Moğol Fetih Denemesinden İkinci Dünya Savaşına Kamikaze

Zafer sarhoşluğu, Japonya’nın 1942’nin otalarında Midway’de aldığı ağır yenilgiye kadar sürdü. Diğer mücadelelerdeki yenilgiler kritik ada üslerinin kaybedilmesi; Amerika ile sürdürülen yıpratma harbi boyunca, levazım ve asker yüklü gemilerin denizaltılar tarafından batırılması; gemilerin, uçakların ve askerlerin özellikle tecrübeli askerlerin, çatışma ve savaş sanatında etkili gazilerin, çatışmalarda verdiği kayıplar Japonya’yı çok zor bir duruma soktu. Savaş gitgide Japon kıyılarına yaklaşırken yenilgi an meselesiydi.

Denize düşen yılana sarılır. Bahsi geçen yılan, “tokkö” yani intihar saldırısıydı. Erken dönemlerde samurayların kendilerini feda etmesi ve savaş zamanı uygulanan taia-tari yani beden vuruşu ile ilgili hikayelerden esinlenen kavram, Ekim 1944’te Luzon’daki Japon hava sahalarından biri olan Mabalacat’ta doğdu. Orada etrafı kuşatılmış Filipinler’de bulunan tüm Japon deniz kuvvvetlerinin yeni atanan komutanı Amiral Takijiro Önishi, komutanlarıyla görüşerek özel saldırı birlikleri fikrini ileri sürdü. 250 Kilogramlık bombalarla yüklü Zero (Mitsubishi A6M) filolarından oluşan bu intihar saldırısı birlikleri düşman gemilerine çakılacaklardı.

Kamikaze Saldırısı sırasında Japon Donanmasının umutsuzluğu ve şaşkınlığı…

Sadakat, görev ve vatan sevgisinden hareketle gerçekleştirilen bu eylemlerin, savaşın gidişatını tersine çevirerek Japonya’yı kurtarması umut ediliyordu. Belki de Japonya’nın savaşçılarının kanlarını feda etmeleri tanrıların yeni bir kutsal rüzgar göndermesini sağlayacak ve düşmanları tarumar edecekti Önishi, yeni müfrezeleri, “Shinpu Özel Saldırı Birlikleri”  olarak adlandırdı. Shinpu, eskil Japonca’da “tanrının rüzgarı” bir diğer değişle kamikazeydi. Bu resmi atama ile birlikte, amiral özellikle “tokkö” birliklerini 1281’de Kubilay Han’ın donanmasını helak eden fırtınan nesli olarak adlandırmış oluyordu.

Diğer rütbelerden de bu adımı ileri taşıyanlar oldu. Denizaltı hizmetleri için gönüllü olan Deniz Teğmeni Toshiharu Konada, 1944’te kamikazenin denizaltı versiyonu olan kaiten (göğü sallayanlar) birliklerine katıldı. Tokkö savaşçıları ile birlikte esas duruşta bekleyen Konada, birlik komutanlarının toplanan askerlere anlattıklarını dikkatle dinliyordu: “Kamikaze hikayesiyle bilirsiniz. Bu kez, kamikaze patlamayacak. Siz kamikaze olacaksınız.” Bu duygular eşliğinde Teuro Yamaguchi‘nin yazdıklarına göre “bu inanışlar doğru olsun ya da olmasın, Yamaguchi gibi genç askerler, kendilerini feda ederek göğü sallamak üzere savaşa girdiler.” Onların bu hareketi uznu ve feci bir savaşın silinmez anılarından biridir.

Kiraz yaprakları gibi düşerken parlamaya ve ülkesini korumaya hazırlanan bir Japon Pilotu.

Cesaret, korku ve katliam ile dolu bir çok kamikaze hikayesi vardır. Pearl Harbor’da ağır yaralar açan sürpriz saldırının ardından Başkan Franklin D. Roosevelt‘in Kongre’de Japonlara karşı savaş ilan etme çağrılarıyla galibiyeti garantileyen Amerikalılar ve onların müttefikleri için, Ekim 1944’te kamikazelerin gelmesi tuhaf ve korkunç bir şeydi. Öfke ve hayret ile acıma ve istemeden de olsa saygı duyma arasında gidip gelen duygular içerisinde,  kamikaze pilotlarına maruz kalan uçak gemilerindeki, muhariplerdeki, tankerlerdeki ve kıta nakliye gemilerindeki askerler zorlu bir sınavdan geçmek zorunda kaldılar.

Savaşın sonunda, tokkö taktiklerinin bedeli çok ağır oldu. Japonya, 34 Müttefik gemisi batırmak ve 288 tanesine zarar vermek pahasına 1228’den fazla uçak ve mürettebatını feda etti. Binlerce müttefik gemicisi öldü ve sakat kaldı. Kaiten müfrezesindeki insan torpidolar, 100’ün üzerinde genç Japon denizaltı mürettabatı mensubu pahasına iki gemi batırdılar ve birkaç tane gemiye zarar verdiler. Kamikaze saldırılarının korkusu, vahşet ve taşkınlıkla akıllarda yer eden savaşın üzerinden 60 yıl geçmiş olmasına karşın hala etkisini sürdürmektedir. Bazı çevrlerde kamikaze hayranlık uyandırırken diğerlerinde kınanmaktadır. Ayrıca savaş sonrasında dünyaya gelen kuşaklarda, oldukça ilgiyle de karşılanmaktadır.

Tanrının Ruhu olduğuna inanan bir Kamikaze Pilotunun saldırısı. Güverteden bakan bir Amerikan hislerini tahmin etmek güç değildir.

USS Anzio uçak gemisinde denizci olan Neal Nunelly, Şubat 1945’te kamikaze hava araçlarının Iwo Jima açıklarında ABD Bismarck Sea uçak gemisini batırışını ve ABD Saratoga uçak gemisine saldırısını izledi. Onun şu sözleri muhtemelen kendi döneminden birçok kişinin duygularına tercüman olacaktır:

“Kamikazenin kutsal rüzgar anlamına geldiğini ya da Japon tarihine dayandığını bilmiyorduk ve bu umrumuzda da değildi. Bizim zamanımızda bu kelimenin bizim için tek anlamı, bir grup psikopatla karşı karşıya olduğumuzdu.”

Hikaye bu kadar basit de değil ancak Nunelly bir konuda haklı, eskil geçmişteki olaylar bazen geleceğe uzanabilir ve korkunç sonuçlarını da beraberinde getirebilir.

Ghenko Borui Nedir?

Ghenko Borui ya da Türk-Moğol İstilası Savunma Duvarı, Japon Samuraylarının ve Daimyolarının tüm Japonya’yı korumak için kurdukları 20 KM uzunluğunda, 2 metre yüksekliğinde bir duvardır. Kamakura Şogunluğu, 1271 yılındaki istila denemesini atlatması sonrası, Çin Seddine ya da Hadrian Duvarına benzetilebilecek kalıplaşmış bir yöntemle, 1275’te duvarın yapımını emretmiştir. Bütün Japonya’ya duvarın yapımı için 1 koku’luk yani pirinç ölçüm birimi kadar vergi, pirinç tarlalarının boyutlarına göre getirilmiş, tapınaklardan, soylulardan ve halktan alınan ödemlerle kurulumuna Mart 1276’da başlanmıştır. Türk-Moğol istila denemelerinin başarısızlığı sonrasında da Muromachi Dönemine kadar Japon Savunma Duvarı ya da Ghenko Borui’nin varlığı 14. yy’a kadar korunmuştur. Daha sonrasnıda ise Fukuoka Kalesi gibi ongusal öneme sahip kalelere kendi varlığı ile can vermiştir.

Tarkanlarla Samurayların iç içe geçtiği bir savaş resmi.

Shikanoshima Adasına 1281’de demirlemek zorunda kalan Türk-Moğol Ordularının yaşadıkları Takezai Suenaga‘nın Möko Shürai Ekotaba gibi çizimlerini içeren yapıtlarından ve Yuan-shi gibi Kubilay İmparatorluğunun resmi tarihçesinden aktarıldığı gibi aylara yayılmış bir savaşı içermektedir. Köan Savaşı gibi çeşitli savaşların yer aldığı saldırılar sonucunda ilk donanmanın istila denemesini takip eden ikinci Türk-Moğol donanması da sürdürmüş ancak sonunda kamikaze tarafından Japonya’yı fethetmeye gelen Güney Song’lu askerler, komutanlar, Köryö Krallığından gemiler ve mürettabat, Türk-Moğol ordularının önderlik ettiği askeri yapıyı büyük ölçüde yok etmiştir.

Ghenko Borui Duvarının bir görüntüsü.

Bununla birlikte, Torao Mozai gibi önemli deniz arkeologları, daha çok Song Gemilerinin bu kamikazeden etkilendiğini belirtmiş, Türk-Moğol ordularının ve gemilerinin büyük ölçüde Kore kıyılarına geri döndüğünü ve söz konusu istila denemeleri için verilen sayıların abartı olduğunu aktarmıştır. Ghenko Borui, tüm Japon Boylarının taşıdığı taşlar ve pirinçler ile kurulduğu için ilerideki uluslaşma sürecinde bir ongu haline gelmiş ve Japon Ulusunun ilahi yerlerinden birisi olmuştur.

İleride daha ayrıntılı aktarılacak Ghenko Borui’nin yanı sıra, Türk-Moğol İstilası için Japonca yazılmış bir de şarkı bulunmaktadır.

“Tsukushi’nin sularına doğru,
Sellerin ve dalgaların arasında ilerliyoruz;
İyi ve güçlü bedenlerimizle,
Ölürsek ve bir mezar bulursak,
Ölerek, uğrunda öldüğümüz
Yurdumuzun koruyucu tanrıları oluruz,
Hakozaki’nin tanrısına and olsun ki
O saf bir kalbin ne olduğunu bilir.”

GHENKÖ-NO-UTA (Türk-Moğol İstilası Şarkısı)

Ghenko Borui ardında Samuraylar ve önünde Tarkanlar…

Bu makalenin yazımında James Delgado’nun “Kubilay Han’ın Kayıp Donanması” betiğinden ve Çevirmen Merve Tosun’un çevirisinden faydalanılmıştır. Asya’nın her köşesindeki Türk Tarihinin anlatımı ilerleyen dönemdeki yazılarımızla sürecektir. İncelemek için daha önceden yazılmış Çin’in Gerçek Adı ve Çin’deki Türk Tarihi adlı yapıtımızı inceleyiniz. Gelecekteki yazılarımızda, Nichiren gibi Japon Keşişlerin dualarını, Heihachiren Togo gibi Amiralleri, Japon Şintoizm, Hinduizm, Konfüçyenizm ve Budizm etkileşimi ile İmparatorlaşma sürecini, Türk-Moğol İstilasının yöntem, güç ve biçimini, Hakozai Tapınağı, İmparatoriçe Jingu, İmparator Chuai ve Silla İmparatorluğu gibi çeşitli tarihi olaylar ve ögeler, Türk Tarihinin bir bölümü olarak ele alınacaktır.

Politik Deli
3 Kasım 2018

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*