Elektriği Kim Buldu? Elektrik Tarihi İnsanlığı Nasıl Değiştirdi?

Nikola Tesla Kimdir

Günümüzde ekmek ya da su kadar temel bir ihtiyaç haline gelen ve yaşamımızı oradan oraya uzanan kablolar aracılığıyla kolaylaştıran, direklerini şehirlerimizde görmeye alıştığımız ve her şeyin başı elektrik denecek kadar içselleştirdiğimiz bu güzel buluşu kim gerçekleştirdi dersiniz? Özünde, bu sorunun kesin bir yanıtı yok çünkü öykümüz Eski Yunanistan’a kadar uzanıyor. Keza, insanlar elektrik denen olguyu ilk çağlardan dahi önce elektrik balıkları aracılığıyla biliyorlardı, aynı biçimde gök yüzündeki büyük şimşekler ve yıldırımlar da insanlara barındırdığı erk (enerji) için bir düşünce vermekteydi. Örneğin, Eskil Mısır Uygarlığından M.Ö 2750 yılından kalma bir yazıtta, “Elektrik balıkları Nil’in fırtınasıdır ve tüm balıkların koruyucularıdır.” denmekteydi. Yani öykümüz, Yunan Özekinini baştan sona etkileyen ve yücelten dolaylı Sümer Özekini ile yakın ilişkili Mısır Özekinine kadar uzanmaktadır. Buna benzer söylemler Bernd Kremer ve Peter Moller tarafından yazılan Elektrik Balığı yapıtında, binlerce yıl sonra bazen Latin, bazen Grek ya da farklı ulusların kalıntılarında aynı algıyla görünmektedir. Örneğin, Yaşlı Pliny ya da Scribonius Largus gibi bilginler, elektrik balığının şoklarının insanları ve canlıları felç edebildiğini, hatta yaydıkları etkinin havada yayılamasa da temas halindeki cisimler aracılığıyla yayılabildiğini, bu sayede su da da yayıldığını açıklamaktaydı. Simon Morris’in Life’s Solution betiğine göreyse pek çok insan gut hastalığı, baş ağrısı gibi hastalıklarını elektrik balığının şoklarından medet umarak tedavi edebileceğini düşündüğünü bu yüzden de kendilerini ona çarptırdığını yazmaktadır. Encyclopedia Americana’ya göre ise günümüzdeki elektrik kavramını oluşturabilecek ilk kavram 15. yy’da Arap bilginlerden gelmiş ve “ra’ad” sözcüğü, elektrik dalgası anlamını üretmiştir.

Dilerseniz, aşağıdaki belgeseli Türkçe altyazılı izleyerek daha fazla bilgi de edinebilirsiniz.

Elektrik Sözcüğü Nereden Doğdu?

Günümüzde pek çok bilgin ve yetkin kişi, elektrik sözcüğünün etimolojik anlamının yanlış bir nesneden geldiğini söylemekte, hatta değiştirilmesini tercih etmektedir. Elektrik, özünde, kehribar anlamına gelmektedir. Eskil Çağlarda, insanlar kehribar ile kedi tüyünün birbirine sürttüğünde, biriktirdiği erkin hafif nesneleri çekebildiğini keşfetmişlerdi. M.Ö 600 yıllarında Miletli Tales, statik yani durağan elektrik hakkında bazı gözlemler gerçekleştirmişti. Brian Simpson‘ın Electrical Stimulation and the Relief of Pain adlı yapıtına göre, Tales, kehribarın yaşadığı sürtünmenin manyetik bir güç biriktirdiğini düşünmüştü ancak magnetite adlı minerallerin ise ona göre sürtünmeye dahi ihtiyacı yoktu. Bu konuda kendisinin yanıldığını söyleyenler olsa da daha sonraları manyetik güç ve elektrik arasında bir bağlantı olduğunu söyleyenler de oldu. Hatta, Riddle of Baghdad’s Batteries’ yapıtında Arran Frood, Part İmparatorluğuna ait olan Bağdat Pillerinin, “galvinic pil” modelinde olabileceğini ve manyetik güçle elektriği birleştirdiğini düşünmüştür. Diğer bir deyiş ile M.Ö 2750 yılından beri bilinen elektrik kavramı, özünde “amber” yani kehribar sözcüğünden gelmekteydi ve binlerce yıl boyunca üretim aracından ziyade bir bilgin ilgisinin konusu olmuştu.

Elektrik Sözcüğünün Türkçesi Nedir?

Dil devrimi sırasında, Türkçenin bilim dili olması için uğraşan Halaskar Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, bilim kavramlarını da Türkçeleştirmekteydi. Hatta bunun halk tarafından sahiplenilmesi için bazı yazıları gazetelerde de yayınlıyordu. Elektrik sözcüğünün Türkçe karşılığı ise yabancıların ilgisiz “kehribar” sözcüğünden çok daha mantıklıdır. “Yaltırık.” Sözcüğün ses yapısına olan yabancılık başta insanı iter gibi olsa da anlamı aslında kast edilene çok daha yakın, hatta özdeştir. Keza, “ya” sözcüğü Türkçe’de parlamak anlamına gelmektedir. Konuşmalarımızda bu yüzden cümlelerin sonuna öfkelenince “ya” sözcüğünü koyarız. Yani “parlarız.” Türkçe bizim, zihin dünyamızın genetiğine işlemiştir, biz fark etsek de etmesek de binlerce yıllık bir maceranın ortakça karakterimiz olmuş ruhumuzdur. Yalaz, yıldız, yaldız gibi parlak nesneleri ve süsleri ifade eden tüm sözcükler özünde “ya” kökünden gelir. Yaltırık ise “parlayarak ilerleyen, parlayan çizgi ya da güç” anlamına gelmektedir. Yaltıran ise “elektron” sözcüğünün karşılığıdır. Bizce, kehribar gibi bir taşı, taşla alakası olmayan elektrik kavramına vermekten çok daha zekicedir. Devam edelim, sizce elektriği kim endüstriyel amaçla kullandı? Tabi ki, İngilizler!

William Gilbert Kimdir
Elektriği bulan William Gilbert’e ait bir resimdir.

Elektriği Kim Günümüzdeki Haline Getirdi?

İngiliz Bilim İnsanı William Gilbert, “De Magnete” adında bir kitap yazdı. Kitabında ise “durağan elektriği” “akıp giden elektrik” kavramından ayırarak elektriğin anatomisine yönelik bazı çalışmalar gerçekleştirdi. Yunanca elektron sözcüğünün latince “electricus” halini kullandı. Bu sözcük ise “kehribar gibi” demekti. Özellikle de kitapta, amber yani kehribar sürtünmesinden doğan durağan elektriği açıklamak için kullanılan sözcük, Thomas Browne’nin Pseudodoxia Epidemica adlı yapıtında “electric” biçimini alarak günümüzdeki haline doğru yolculuğa çıktı. Diğer bir deyiş ile 1600’lü yıllarda İngilizler, pozitif bilimlerde ilerleme gösterirken Osmanlı Türkleri, medreselerinden bu konuları çıkartalı 100 yıl olmaktaydı. Bizi ilerleten bilim ülküsünü terk etmiştik ve bedelini ödeyecektik.

Elektrik tarihi ve kavramı ilk kez sistematik olarak bilimsel incelemelere Thomas Browne ve William Gilbert tarafından tutuldu ancak ilerleme devam edecekti. 17. ve 18. yüzyıllarda, Otto von Guericke, Stephen Gray, C.F. du Fay, Robert Boyle gibi pek çok bilim insanı elektrik üzerine çalışma gösterdi. Aralarında keşke bir de Türk adları görünebilseydi! 18. yy’da ise Benjamin Franklin, kendi mal varlığını satarak elektrik üzerine daha da ileri bir çalışma başlattı. James Srodes’in “Franklin: The Essential Founding Father,” adlı yapıtında Franklin’in bir uçurtmanın altına birbirine düğümlenmiş metal anahtarlar bağladığını aktarmaktadır. Gök yüzünü sarsan bir fırtına da ise şimşekler uçurtmayı vurmuş ve elektrik yayılarak uçurtmayı tutan kişinin eline gelmiştir. Yani, gök yüzünden enerji çekmek bulutların arasındayken mümkün olmuştur. Böylece elektrik kavramının doğal bir kavram olduğu Aydınlanma ve Sanayi Çağı içinde de anlaşılmıştı. Ayrıca, kendisi içinde elektriği hapsedebilen Pieter van Musschenbroek’in Leydan Kavanozunun da sırrını açıklamıştı. Kavanoza Leydan denmesi, Leiden şehrinden gelmektedir.

Tales Kimdir
Miletli Tales hakkında merak ettiklerinizi makalemizden okuyabilirsiniz.
  • 1791 yılında, Luigi Galvani biyoelektromanyetik alanında çalışma göstermiş ve beyin hücrelerinin kas hücrelerine elektromanyetik sinyallerle komut verdiğini keşfetmişti.
  • Alessandro Volta ise “voltaic pile” adı verilen buluşuyla bakır ve çinko arasındaki elektromanyetik alanı keşfetmiş ve elektrostatik aygıtların ötesine geçme şansını 1800 yılında sunmuştur. Günümüzdeki “volt-voltaj” kavramlarının da kaynağıdır.
  • 1819-1820 yıllarında ise elektrik ve manyetik kavramları iç içe geçmişti. Hans Christian Orsted ve Andre-Marie Ampere elektrik ve manyetik kavramlarını iç içe geçirdi, kanıtlı çalışmalarıyla elektromanyetik kavramı tamamen kanıksandı.
  • 1821 yılında Michael Faraday, “yaltırıklı” ilk motoru üretti.
  • 1861-1862 yıllarında, James Clark Maxwell, On Physical Lines of Force adlı yapıtını yayınladı. Böylece elektrik, manyetik enerji ve aydınlatma arasında güçlü bir bağlantı oluştu.
  • 1887 yılında, Heinrich Hertz, “elektrot” kavramını keşfetti ve ışık yaydıklarını buldu. Ultraviyole ışınlarıyla daha fazla aydınlık üretildiğini de gördü.
  • 1905 yılında Albert Einstein, photoelectric alanında bir makale yayınladı ve “kuantum” adı verilen alanın önünü böylece açtı. Makalesinde düşük enerji tarafından ve ayrı nicemlenmiş paketlerce taşınan yükün “elektronlara enerji” verdiğini söylemekteydi. Buna “fotoelektrik etkisi” demişti. Sanılanın aksine kendisi de İzafiyet Teorisinden değil, 1921 yılında Photoelectric Effect adı verilen buluşu sayesinde fizik alanından Nobel Ödülü almıştı. Bu etki günümüzde, güneş panellerinde de kullanılmaktadır ve “photocells” adındaki nesneler sayesinde elektrik üretilmektedir.
  • Ayrıca, 1900 yılında ilk kez radyo aygıtlarında “cat’s-whisker detector” adı verilen bir aygıt kullanıldı, germanium kristali gibi kristaller kabloyla temas ettiklerinde radyo sinyallerini keşfedebilmekteydi.
  • Elektrik dünyasında yaşanan bu gelişmeler 1900’lerin başları ve 1800’lerin sonlarında elektrik mühendisliği alanında muhteşem bir ilerleme sağladı ve dünyanın çehresini, kültürlerin biçimini değiştirdi. Bunu sağlayan adlardan bazıları size de tanıdık gelecektir. Bunlar; Alexander Graham Bell, Otto Blathy, Thomas Edison, Galileo Ferraris, Anyos Jedlik, William Thomson, Birinci Baron Kelvin, Charles Algernon Parsons, Oliver Heaviside, Werner von Siemens, Joseph Swan, Reginald Fessenden, George Westinghouse biçimindedir.
  • İçlerinden bir diğer ad olan Nikola Tesla‘yı ayrı bir noktaya koyuyoruz çünkü kendisi istisnai bir karakter olmasının yanı sıra aynı zamanda Osmanlı Sırbistan’ında doğmuş birisidir. Peki nasıl oldu da yolu ABD’ye düştü, kendi doğduğu ülke olan Osmanlının Başkentindeki Üniversitelere düşmedi derseniz, Osmanlı’da üniversite yoktu. Bilim alanında ise doğru düzgün bilinen bir şey yoktu. Bu bağlamda size bir de örnek sunalım.
Thomas Browne kimdir?
Elektriğin bulunuşunda hizmet vermiş Thomas Browne…

Ebubekir Ratıf Efendi Kimdir?

Yukarıdaki bir sürü yabancı ad, elektrik alanında bir sürü buluş buldu, ilerleme kaydetti ve dünyamızı değiştirdi. Hepsinin adı yabancı ve hepsi yabancı ülkeler arasında seyahat ederek işbirliklerine katıldı. Bizim ülkemizde doğan Tesla dahi yurt dışına gitti. (Bugün kim bilir kaç tane kaçırıyoruz böyle insanımızı.) Peki, Ebubekir Ratıf Efendi‘ye neden geldik? Kendisi “Nemçe Seferatnamesi” adlı bir betiğin yazarı ve Osmanlı diplomatıdır. Yenilikçi III. Selim döneminde, Nemçe yani Viyana elçisi olmuştur ve Viyana’da “elektrik” gördüğünü söylemiştir. Yabancıların yeni buluşlar yaparak daha önce görülmemiş ilerlemeler kaydettiğini aktarmıştır. Bugün Nemçe Seferatnamesi bizce, okullarda dahi okutulmalı, hem Osmanlı edebiyatı hem de tarih bilinci için oldukça önemli bir yerde. Peki yazarına ne mi oldu dersiniz? Ülkesine döndüğünde yenilikçi fikirleri sevilmediğinden, iftiralar atıldı ve gene bir yenilikçi olup yenilikçiliği nedeniyle öldürülecek olan III. Selim tarafından öldürüldü. III. Selim’in yenilikçiliğinden de öyle korkulmuştu ki o öldüğünde kardeşi Esma Sultan’ı bile padişah yapmayı düşünmüşlerdi. Hatırlayın, Sivas Kongresi kararlarında hangi cümle tartışılmıştı?

“Asri olacağız.” cümlesi, bazılarının kafasında “dinden çıkmak” demekti, halbuki bu sadece “çağdaşlaşacağız” demekti. Bugün de aynı engellerle karşı karşıyayız diyerek, ileride anlatacağımız Ratıf Efendinin öyküsünü burada kesiyoruz. Tini uçmağ, anısı hatırlanır olsun.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*