Yahudi Lobisi ve Erdoğan Aşkı – Bugünlere Nasıl Gelindi?

İsraile ihtiyacımız var diyen birisidir Erdoğan.
İsraile ihtiyacımız var diyen birisidir Erdoğan.

Erdoğan ve Yahudi Lobisi Aşkı Serisinde Daha  Önce Ne İşledik?

Geçtiğimiz ilk iki makalemizde Erdoğan’ın çocukluğunu, vatan haini olan ve Kuva-i Milliyeye karşı savaşan dedesi Bakatoğlu Teyyüp’ü, kendisinin Refah-Fazilet Partilerine giriş serüvenini, kaçak orman arazisine villasını, kalpazanlığını, sahte akbilini, sahte otoparkını, ağaç yolsuzluğunu ve en sonunda partiden kovuluşunu, geri gelişini, ABD Büyükelçisi ve Fetullah Gülen’in de BOP’un yaratıcısı Graham Fuller’ın da yakın arkadaşı olan Abromowitz’in Erdoğan’ı keşfi, bu keşfin canlı tanığı Ruşen Çakır’ın demeçlerini, hatta kendisine yapılan suçlamaları, kendisinin Belediye Başkanı ve değilken ABD ziyaretlerini, David Logan,  Caroline Haggins, Elizabeth  Shalton, David  Sultan ve dahasının Erdoğan aşkını anlattık. Artık bu konuları daha da fazla yeni bir bilgi edinmedikçe ya da ekleme gereği duyacağımız ayrıntılar olmadıkça deşmek istemiyor, hem daha önceki iki makalede sonra anlatacağımızı söylediğimiz ayrıntıları hem de kendisinin bugünkü halini hazırlayan kuklalık deneyimlerinin devam serisini de bu makalemizde ele almak istedik.

BOP İçinde ABD ile birlikte hareket ediyoruz.
BOP İçinde ABD ile birlikte hareket ediyoruz.

Erdoğan’ın Türk Düşmanlığı  Nereden Geliyor?

Erdoğan’ın bir Türklük karşıtı ve düşmanı olduğunu anlamak için yüksek politik zeka gerekmemektedir, sadece yüksek Türklük bilincine sahip olan herkes mevcut tehlikeyi sezerek, kendisine karşıt olanları kolayca görecektir. Erdoğan’ın birinci makalemizde belirttiğimiz üzere Dedesi ve kökenleri Türk değil, Gürcü Yahudisidir, özellikle de İslami camianın temiz kalpli insanlarını yönlendirmekte üstüne olmayan Gizli Yahudilerin kendi dönemindeki en büyük temsilcilerinden birisi de Bakatoğlu Teyyüp’tür. Türkler, bir Önderin etrafında kenetlenmiş son varlık mücadelelerini verirken, Rize ve çevresindeki bölgede Bakatoğlu Teyyüp, İslam Gürcistan’ı isimli bir küçük gazete çıkarıyor ve gazetede de Türkçe konuşmanın haram olduğunu vurguluyordu, medrese ve öğrencileri ile davranarak Türk Kuvvacılarla çatışıyor, bölgenin işgalini hazırlıyordu ancak çok geçmeden TBMM bölgeye gönderdiği ordu ile isyanı bastırıyor ve Bakatoğlu Teyyüp de, İstiklal Mahkemelerin ilmiğinde hak ettiği yeri alıyordu. Yıllar sonra, Bir Devrin Din Mazlumları kitabında Türklüğe ve Türkçeye hakaretten 6 kez hüküm giymiş Necip Fazıl Kısakürek, Bakatoğlu Teyyüp’ü öve öve bitiremiyordu.

Ergün Poyraz, Ergenekon'dan Hapse Atılmadan Önce
Ergün Poyraz, Ergenekon’dan Hapse Atılmadan Önce

Her dönemin borazanı olan Necip Fazıl’ın, gericilere zift ruhlu dediği zamanlar çok uzak değildi ancak artık Örtülü Ödenekten para almasını sağlayan bir başka İslamcı ve gerici Amerikan kuklası iktidar söz konusuydu, hizmet etmekte sakınca görmüyordu, Türk Kimliğini yazdığı “Türk-İslam” ülküsü kitabı ile tahrif eden ve  Türklüğü sadece “Sünni” kişiliğinde bir Arap olmaya hapseden Abdülhalim Arvasi’nin öğrencisiydi, isyancı Arvasi aşiretinin mensubu olan bu Kürt, Türk kimliğini aslında nasıl ve ne şekilde tahrif edeceğini çok iyi biliyordu, bugün onun izinden giden Dinci MHP’nin Milliyetçiliği nasıl sömürerek  Milliyetçiliğin sonunu hazırladığını görmekteyiz. Necip Fazıl Kısakürek’e Erdoğan kısaca “Üstad” der ve mezarı başında sürekli dualar okurdu, nasıl tanıştıklarına gelir isek, sorusu çok temel bir cevaba sahipti.

“Komünizmle Mücadele Derneği”… Derneğin kurucusu kim derseniz? Fetullah Gülen. Türkiye’de hangi Türklük, Atatürk düşmanını görürseniz ve biraz irdelerseniz altından mutlaka İslamı perde olarak kullanan ve kendisini Türk olarak hissetmeyen Türk olmayanları göreceksiniz, onların da arkasında finansör olarak CIA ya da FSA gibi istihbarat birimlerini bulmamanız içten değildir. Erdoğan’ın Türklük düşmanlığının yanı sıra, peki  Kürt Aşkı nereden gelmektedir?

Erdoğan ve PKK(Kürt Sorunu) İlişkisi

Erdoğan’ın Kürt Sorunu ile ilişkisi çok daha derine dayanmaktadır, Dinci camianın Türkçülüğe düşmanlığı ümmet sevdasının yanı sıra aynı zamanda da kökenin onlarda yarattığı bir etkinin sonucudur. Erdoğan, Siyasetin iç dinamikleri çıkmaza soktuğu dönemlerde, Erbakan ve Türkeş koalisyon yapılabileceğine yönelik açıklamalar yaptığında, partisinin ona karşı olan nefretine tepki verme fırsatı doğmuşcasına, partisinden ayrılıyordu, İstanbul Belediyesinde bu dönemde de yanında PKK’nın ilk siyasi partilerinden DEHAP’ın Genelbaşkan Yardımcısı Mehmet Metiner’in olduğunu söylemiştik, aynı zamanda kendisi İst. Belediyesinin araçlarında DEHAP’ın reklamlarını ücretsiz yayınlamakta idi, partisinden ayrıldığı dönemde bugünkü HDP Vekili Altan Tan ile birlikte bir Kürt Raporu hazırlıyordu.

Barzani, PYD'ye yardım eden AKP'den çok memnun.
Barzani, PYD’ye yardım eden AKP’den çok memnun.

Erdoğan ve Altan Tan Kürt Raporuna Göre:

1- Kürtlere özerklik verilmeli.
2- Resmi dil sadece Türkçe olmamalı
3- Terörle mücadele eden subaylar yargılanmalı
4- Türkiye, serbest piyasa ekonomisine ve tamamen Liberal ekonomiye uygun halde düzenlenmeli

Bugün yaşananlara baktığımızda aslında sonucun ne kadar benzer olduğunu görebiliyorsunuz, aynı zamanda Yeni Anayasa gereğince, Türk Ordusunun Kuvvet Komutanları doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı hale getirilirken, Genelkurmay devredışı bırakılmakta, İstihbarat ve çeşitli Ordu birimleri de Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı gibi farklı erklere bağlanarak parçalanmaktadır, bu durum Türk Ordusunun harekat kabiliyetini düşürmekten ve olası bir bağımsızlık aşkı ile başlayabilecek hareketi önlemekten ibarettir, bunun önceki örneği orduyu Yıldız Sarayına bağlayan Despot Abdülhamid’dir. Ergenekon-Balyoz-Askeri Casusluk Davaları terörle mücadele eden kurmayların yargılanması maddesini karşılamaktadır, 2013 yılında Dolmabahçe Sarayında PKK ile mutabakata varan AKP’nin Anayasasında ilk dört madde bulunmamakta idi, yeni Anayasaya Milliyetçilerle yürümelerinin nedeni Haziranda iktidarı kaybetmelerinden kaynaklanmaktadır, gücü eline aldıklarında, geçmişten gelen köklerinden aldıkları Türklüğü bitirme vazifesini yeniden üstlenmekte hiç bir sakınca görmeyeceklerdir. PKK teröristlerini öven ve meclise ilk kez türbanı ile giren Merve Kavakçıya sahip çıkan Erdoğan ile PKK’lı teröristlerle fotoğraflar çektirerek Kemalizme küfreden Emine Şenlikoğlu’na sahip çıkan Erdoğan arasında hiç bir fark yoktur.

Bitmek Bilmeyen Öcalan Aşkı
Bitmek Bilmeyen Öcalan Aşkı

Erdoğan’ın ABD Ziyaretlerinin Daha Ayrıntılı Tarihleri

Erdoğan, Fetullah Gülen’e oturma izni alan Morton Abromowitz ile  ilk defa 17-21 Nisan 1995’te başlayan, 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, Cezaevine girmeden hemen1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihlerinde yaptığı Washington Beyaz Saray ziyaretleri en önemli olanlardır. Burada, söz konusu tarihlerde de önemli birer ayrıntı vardır, tarihlerin tamamı önemli olayların öncülü ya da sonrasının takipçisidir. Türkiye’de vatanseverler ve vatan hainleri her zaman siyasi iç dinamiklerin karmaşası yüzünden farklı cephelere aynı anda yayılmıştır, mevcut cephelerin önder kadroları ise bu iki grubun da enerjisini doğru yönde faydalanarak kullanmayı hedefler ancak iki taraf da sürekli olarak farklı şeyler ister, bu yüzden ortaya çelişkili gibi görünen sonuçlar çıkacaktır, bunlardan birisi de 28 Şubat Süreci olmuştur. Başbakanlık Köşküne Atatürk düşmanı tarikatçıların davet edilmesi üzerine TSK rahatsızlığını dile getirmiş ancak Erbakan bu durumu hiç umursamayarak tarikatlarla görüşmelerini sürdürmüş onlara devlet makamlarını vermeye devam etmiştir, İmam Hatipler bugünkü gibi rezil ve eğitimi katleden bir hale getirilmiştir, Atatürk heykellerinin gericilerce saldırılara maruz kalması ile de ip kopmuştur, TSK, 28 Şubat Kararlarını MGK’ya sunmuştur ve hükümet yetkilileri de imzalamıştır, buradaki kararların hiç birisi anti demokratik olmadığı gibi Türkiye’nin bağımsızlığı için önemli kararlardır, Atatürk İlke ve Devrimlerinin korunmasını güvence altına alan kararlar, eğitimde bilim ve aklın öncü edinmesi gerektiğini, irtica ve bölücü faaliyet içeren grupların devlette yer edinmeyeceğinin güvencesidir ancak bunlar vatansever TSK Kadrolarının ekleyebildiği maddelerdir, vatansever olmayan kısım ise daha sonra JINSA gibi Musevi Güvenlik Enstitüsünden çeşitli ödüller alacaktır çünkü ABD’nin Bölünme ve Şeriat taleplerini aynı anda olması gerektiği gibi kabul etse dahi gerekeni yapamayan Ecevit-Erbakan-Bahçeli-Yılmaz-Çiller-Demirel kuklalarının pabucu artık dama atılacaktır, 28 Şubat süreci ve ABD Büyükelçileri ile İngiliz Büyükelçileri, Konsolos kitlelerinin çok sevdiği Erdoğan, 28 Şubat ile parlayacaktır, ardından İstanbul’da 1999 yılında Hidiv Kasrı isimli bir köşkte, Erdoğan, Çevik Bir ve yardımcısı Attila Kiyat, Erdoğan hapisten çıktıktan sonra toplanarak kutlama yemeğini yiyecektir. Bu yemek sonrasında Cumhuriyet Gazetesi danışman kurulunda da olan Çevik Bir ve Attila Kiyat sayesinde hiç beklemediğimiz bir isim İlhan Selçuk “Erdoğan değişti, ona güveniyorum.” yazısını kaleme alacaktır.

Çevik Bir ve Erdoğan
Çevik Bir ve Erdoğan

Gördüğünüz gibi ihanet ve vatanseverlik bu ülkede hep farklı cephelerde dahi olsa bir arada yürümüştür, önemli olan tüm vatanseverleri ayn cephede aynı amaçlar için “yönlendirilmelere kapalı” şekilde toplamaktır.

AKP Kadroları ABD ve İsrail Yetkilileri İle Görüştüklerini İtiraf Etmişti

Merkez Partisi Genelbaşkanı Abdurrahim Karslı, geçtiğimiz yıllarda belki de istediği çıkarları elde edemeyince bir itirafta bulunuyordu. “AKP benim evimde, ABD ve İsrail tarafından çizilmiş bir projedir.” diyerek AKP’nin bir ABD Truva atı olduğunu söylüyordu ancak suça kendisini de dahil ediyordu, ardından tartışmalar patlıyordu, 90’lı yılları İsrail ajanı olmak konusu ile gündemden düşmemiş Erdoğan’ın 2000’leri de mi aynı geçecekti? Üstüne de bu dönemde gene kökenleri Kürt Teali Cemiyetini kuran isyancılara dayanan Cüneyt Zapsu, Başbakan Yardımcısı yapılıyordu, ABD’ye gittiği günlerde şu sözleri söylüyordu.

AKP, İsrail İlişkisi Özeti
AKP, İsrail İlişkisi Özeti

“Bu adamı deliğe süpürmeyin, bu adamdan faydalanın.” Basına sızan bu görüşmeler, inkar edilmiyordu “Aslında kullanın değil, bizle işbirliği yapın” demek istedik şeklinde düzeltiliyordu. Abdurrahim Karslı’nın sözlerinde şahitler gösteriliyordu, AKP’nin pek sevdiği İslamcı Abdurrahim Dilipak ya da Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç gibi.

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, şu şekilde cevap veriyordu ;

“Dilipak, Rohathaber’e konuşunca ben de mecburen konuşmak zorunda kaldım.  Evet, o toplantılarda vardım, Dilipak olayları farklı da olas kısmen doğru anlattı, kendisini 40 yıldır tanırım, 1998’lerden başlamak üzere Amerikanlar bizimle sıklıkla görüşüyordu, birisi gidiyorsa ikisi geliyordu ve bizden İslamı yeniden yorumlamamızı istiyordu.”

Rohathaber’den Tarık Ünal’a ise tepki gösteriyordu, “Ben yalanlıyorum adam doğruluyor diye haber yapıyor.” diyordu çünkü Amerikanlarla görüştüklerini inkar etmiyordu, onlardan talepleri olduğunu da inkar etmiyordu, daha sonra Şener gibi bu gemilerden uzaklaşan ve daha sonra TRT Haber Dairesi Müdürlüğü yapan Nasuhi Güngör 2001 yılında Anka Yayınlarından “Yenilikçi Hareket” kitabını çıkarıyor ve Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı, Erdoğanın Başbakan olacağını vurgulayarak bunun bir proje partisi olduğunu anlatıyordu.

Fazla söze gerek yok.
Fazla söze gerek yok.

Abdurrahim Karslı ise Amerikanların isteklerini şu şekilde sıralıyordu; “Sizi iktidara taşıyalım, düşmanlarınızı opere edelim, finansal destek verelim siz de İsrail’in güvenliğini arttırın, BOP için gerekli adımları atın, İslamı yeniden yorumlamamız için yardım edin.” Böylece Gülen’in Dinler Arası Diyalog kitabı da çıkmış oluyordu, buna göre Hristiyanlar ve Museviler de cennete gidiyordu, aktardığına göre Erbakan ya da diğer kuklalar çeşitli nedenlerle bu teklifleri kabul etmeyince 28 Şubat, Bahçeli ihaneti ve hapse atılarak yapılan duygu sömürüleri ile “Popülerleştirilen” Erdoğan iktidara taşınıyordu.

AKP Vekili Bülent Turan bu itiraflardan rahatsız olunca da Ali Bulaç kendisine “Ben 7-8 kişinin ağzı açık dinlediği konuşma ve toplantı durumlarını sadece teyit ettim.” diyerek kendisini aklıyordu. Yetmezmiş gibi 2001 yılında David Sultan gibi bir azılı İslam düşmanı ile görüşen Erdoğan gerekli güvenceleri veriyordu, “One Minute” ile daha da Popülerleşen Erdoğan, İsrail Basınının sızdırdığı bilgilerle daha sonraları da Serok Ahmet (Ahmet Davutoğlu) aracılığı ile İsrail ile Avrupa’da gizli görüşmeler yapıyordu, 2 Nisan 2003 tarihinde Gizli Hizmet Sözleşmesini imzalayarak BOP’un Türkiye ayağının güvencesini veriyordu, anlaşmayı imzalayan Abdullah Gül, basına sızdırılan anlaşmayı yalanlayamıyordu.

Kürdistan Erdoğanın nihai amacı.

En kötüsü ise, AKP iktidar olduğunda grup toplantı salonunda “Cennetin Fethi” şarkısı çalıyordu.

Amacımız, kimseye iftira ve saygısızlık değil gerçeklerin zihinlere intikalidir, Türkçülerin ve Atatürkçülerin hayallerden kurtularak politik zekasını arttırmak ve bilincini geliştirerek Amerikan Siyasi kuklalarını Amerikanlara karşı nasıl kullanabileceğini öğretmektir.

Yazı serimiz, Erdoğan, Remzi Gür, Nazım Kıbrısi ve Fetullah Gülen, Mark Grossman, Morton Abromowitz, Abraham Foxman ve dahasının arasındaki bağlantıları, İsrail’e satılan madenler, yolsuzluklar ve dahası ile daha açıklayıcı şekilde devam edecektir.

Politik Deli
15 Şubat 2017

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*