Esad Ailesi, Suriye’de Nasıl İktidara Geldi?

hafez-al-assad

Esad Ailesi, Suriye’de Nasıl İktidara Geldi?

Suriye, geçtiğimiz altı yıl boyunca yaşadığı yıkım ve çevreye yaydığı dehşet etkisi ile aslında Türkiye gibi ülkelerin önünde büyük bir ders niteliği taşıyor. Yugoslavya’da yaşananlardan sonra Gürcistan’da olanlardan da ders çıkaramayan Türkiye Toplumu, sanırız ki Suriye’de olanlardan ya da Irak’taki olanlardan da olası bir “Kimlik Felsefesi” ya da “Milliyetçilik Teorisi” üretemeyecek gibi görünüyor.

Suriye, Kimlik Felsefesinin anlaşılabilmesi ve bu felsefesinin kusurlu yürütüldüğünde olabilecekler açısından önümüzdeki en canlı örnek ve sosyolojinin üstünde çalışabileceği en güncel konu olarak karşımızda. Osmanlı İmparatorluğunda, Bektaşi-Alevi-Yesevi ya da diğer tüm Batıni mezhepler baskı altında tutulurdu, devlet kendi “Kimliğini” Sünni olan ve Türkçe konuşan sınıflara dayandırdığı için bu kategorilerin dışındakilerden ya fazla vergi alınırdı ya da devlet yönetimine, orduya alınmazdı ancak Sünni değil ama aynı zamanda Müslüman iseniz o zaman bu ikisi de yapılmaz, doğruca sürülür, parçalanır ya da çeşitli katliamlar ile devşirilmeye tabii tutulurdunuz. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğunda, Aleviler her zaman ya bataklıklarda ya yüksek dağlarda ya da daha ıssız bölgelerde yaşayarak Dadaloğlu’nun deyimi ile “Dağlar bizimdir.” anlayışı ile “Yörük” olarak yaşardı. Osmanlı İmparatorluğu çökünce Türk Alevileri ve Batınileri büyük ölçüde rahatlamış, şehirlere inmiş, tarımla uğraşmış, dergahlar kurmuş ve Sünniler ile bir süreliğine dahi olsa eşit konuma yükselmişti ancak bu durum Atatürk‘ten sonra uzun sürmediği için olumlu hava kaybolmuştu, Suriye’de ise Suriye’nin beş ayrı parçaya bölünmesi planlanmıştı.

Esad Ailesi
Esad Ailesi

Beş ayrı azınlığa göre, Alevi Devleti, Dürzi Devleti, Kürt Devleti ve dahasını planlayan Fransızlar, çıkan Arap isyanını bastıramayınca 1950 yılında Suriye’ye bağımsızlığını vermek zorunda kaldılar, tabii ki bu Tam Bağımsızlık değildi, siyasi statü olarak bağımsız olsalar da, ticari ve ekonomik imtiyazlar ile dışarıya bağlılıkları hala sömürülüyor olacaktı. Alevi Devleti de bu süre içerisinde suya düşmüş oldu ancak Aleviler bir süre sonra daha rahat bir konuma kavuşacaklardı. Yüzlerce yıl süren ezilmişlik duygusu ile özsaygısını kaybetmiş olan Aleviler, Osmanlıda da bulamadıkları bir fırsatı elde etmişlerdi. Asker olmak. Artık Türkçe konuşup konuşmamak konu değildi, Arapça bilmek ve herhangi bir dinden olmak yeterliydi, sünniler yüzlerce yıldır rahat içinde oldukları için onlarda aynı özsaygı arzusu ya da savunma içgüdüsü yoktu ancak Aleviler, karşılarına asker olma, okul okuma, devlete girme imkanı çıkınca bunun değerini çok net biliyorlardı. Askeriye’ye adeta bir akın yaşanmıştı, 1965 yılında gelindiğinde ordudaki Astsubayların %65’i Alevilerden oluşmaktaydı, bu işin sonunda da Hafız Esad Alevi bir Arap olarak,  BAAS Partisini kurmuştu. Arap Milliyetçiliği, Korumacı Ekonomi, Devletçilik, Sekülerizm gibi Batılı ve Tam Bağımsızlıkçı ilkeler üstüne kurulan BAAS Rejimi kendisini Irak’ta, Libya’da da gösterecekti. Hafız Esad için Milliyetçilik bir zorunluluktu çünkü Milliyetçiler din ayırt etmezdi, ırka da bakmazlar sadece vatanseverlik ve dil birliği önkoşuldu.

Hafız Esad – Muammer Kaddafi Birlikteyken

Ülkedeki Türkmen, Ermeni ve Kürt azınlıkları saymaz isek, ciddi bir sorun yok demekti.  Sünni-Alevi fark etmez, hepimiz Arap’ız dediğinde ilk başta işe yaramamıştı ancak ülkedeki durum düzelmeye başlamıştı çünkü iç savaştan bıkmışlardı, bu din ayrımcılığı yüzünden küsler artık barışıyor, ticaret canlanıyor, şehirler güvenli hale geliyordu, anlamsız bir kavga idi, devletten dini ayırınca, insanlar birbirlerine sadece faydalı ya da zararlı gözü ile bakıyordu, şu dinden ya da şu kökenden diyerek değil. Ülkedeki Sünni çoğunluğun iş adamlarını da Hafız Esad yanına almıştı böylece Sünni Fanatikler kendi içinde de bölünüyordu, Ermeni grupları da yanına almayı kısmen başarabilmişti, Dürziler ve Hristiyanlar da “Biz olmazsak bu Sünniler size ne yapar.” biliyorsunuz sözünden sonra başka çare bulamıyorlardı. Her şey düzgün gidiyordu, ülke Arap Milliyeti olarak tek parça idi, ülkedeki Kürt grupların isyanı ile de isyan etmeyen Türkmen grupların önemi artıyordu, Kürt aşiretlerin toprakları alınırken Türkmenlere veriliyordu, bunun kısmen bir benzeri gene aynı şekilde Irak’ta yaşanmakta idi. Bu dönemde de Irak’taki gibi bir işe gireceğiniz zaman Nüfus Müdürlüğüne giderek, Anadiliniz kısmını Arapça olarak değiştirme zorunluluğunuz mevcuttu.

Peki Her Şey Nasıl Bozuldu ?

Ne demiştik? Emperyalizm öyle kolay kolay gitmez, Fransızlar ekonomileri ve Suriyenin kendilerine olan bağımlılıklarını kullanarak Lübnan’ı Suriye’den koparmışlardı, iç savaş çıkmıştı, BAAS Rejimi bu sorunu çözmek için iktidardaydı, halk Milliyetçilik ile onların arkasında “Bizim ülkemizi geri alın.” iletisini her gün mitinglerde vermekte idi ancak sorunu çözmek basit değildi. Ülkenin zor durumunu fırsat bilen ve Batı Kaynaklı bir oluşum olan “ Müslüman Kardeşler ” Hama’da bir eylem yaptılar, eylemde çok sert sloganlar atıldı.

Hama Katliamı

Sünni Şeriatına göre bir devlet istiyorlardı, Arap Milliyetçiliğinin ve Din Özgürlüğünün açık düşmanı olan bu gruplara çok sert müdahale etti, öyle ki tarihe Hama Katliamı diye geçen bu katliamda, kaç kişinin öldüğü hala kesin değil ancak sayılar 15 bin ile 40 bin arasında değişiyor.  Yaşanan bu katliam ile ülkede din ayırt etmeksizin Arap Milliyetçisi olan bir kesim, yeniden eski dinci adetlerine döndü ve ülkedeki çatlaklar arttı, Suriye Hükümetinin denetim yoksunluğu ile yolsuzluğa bürünmesi, Fransız Siyasetinin yanına eklenen Rus Etkisi ile Dünyadaki çatışmalardan etkilenmeye başlamaları halkta hoşnutsuzluk yaratıyordu, Türkmenler eski büyük ve kendilerine ait olan ülkeyi özlüyordu, ekonomisi güçlü olmayan Suriye, pek çok farklı ülke ve çıkar odağının politik propagandası ile karşı karşıya idi, Devrim Muhafızları pek çok Sünni köye giderek haklı olamayacak işler yapıyordu. Tüm bunlar yan yana gelince de Beşar Esad’ın ülkeden kovduğu Riyad El Esad, ABD’de “Eğit-Donat-Bırak” projeleri kapsamında kurulan Özgür Suriye Ordusu ile ülkesine iç savaş getirdi, eskiden beri bilenen gruplar da bu savaşı fırsat bilerek, tamamen  temiz bir Arap Milliyetçiliği ile başlayan süreçte, Milliyet olamayıp, çeşitli küçük gruplara, etnik kökenlere ya da dini ayrımcılıklara göre parçalanmış yıkık bir Suriye karşımıza çıktı.

Riyad El Esad savaşı kazansa dahi karşınıza gene bir Esad çıkmaktadır, Suriye’den Esadlar önemli bir süre gitmeyecek gibi görünüyor, temennimiz, Türkiye sınırlarını baştan sona kateden ve bugün eski bir Türk Kalesi olan Süleyman Şah’ın da Türbesinin bir zamanlar bulunduğu Cabar Kalesini ele geçiren PYD-YPG gibi Amerikan ve kısmen Rus merkezli  terör örgütleri ile ÖSO’yu fırsat bilerek ona dahil olan ancak son zamanlardaki Rusya müdahalesi ve ABD tavizleri ile kontrolden çıkan El Nusra, Ahrar Şam, El Fetih, Ceyş-ül İslam, Ahrar İslam gibi terör örgütlerinin sınırımızdan ve Suriyenin Ulusal Benliğinden silinmesidir.

Sadabat Pakt‘ının gerekliliği bugün hiç olmadığı kadar karşımızdadır, komşularımıza çıkarlarımızdan asla taviz verilmemelidir ancak  Batılılar ve Doğulular için kendi komşumuzu kana boğan ÖSO’nun kamplarını en azından ülkemizden def etmeliyiz diyerek,  okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Politikanız, Dürüst olduğunda, iç savaşlar, sizden uzakta olabilir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*