Sultan Vahdettin Hain Mi : İngilizlerle Yaptığı Gizli Anlaşmalar

Sultan Vahdettin’in çocukluğu, kişiliği, siyasi görüşleri, içinde bulunduğu siyasi denge ve dünyanın konumu hakkında daha önce İngiliz Muhipleri Cemiyetinden kendisinin İngiliz diplomatlarıyla olan yazışmalarına,  8 Haziran 1919 gününde Yıldız Sarayındaki yangının kendisinin psikolojisine olan etkisine kadar kapsamlı bir seri tarihi belgelerden faydalanarak yazılmıştır. Önceki makalelerden bazılarının bağlantıları yazı içerisinde paylaşılacak olmakla birlikte 4. Makalenin konusu son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin Han’ın Britanya İmparatorluğu ile yaptığı halka kapalı anlaşmalar olacaktır.

10 Mart 1919 Tarihli Britanya İmparatorluğuna Yapılan Anlaşma Teklifi Nedir?

Kurtuluş Savaşı sırasında elde edilen başarılar sonrası İngilizlerin çeşitli dönemlerde değiştirilmiş koşullara sahip barış anlaşmaları tekliflerine benzer şekilde farklı makamlarca ve farklı bakış açılarıyla yapılmış barış teklifleri de bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Sultan Vahdettin Han’ın 10 Mart 1919 tarihli, İngilizlere yaptığı yeni barış teklifidir. Osmanlının elinde kalan son toprak parçalarında, Mondoros Ateşkes Anlaşmasının yeni işgallere izin veren maddeleri sonrası yaşanan köşe kapmacada, Sultan Vahdettin Fransızlara ve İtalyanlara karşı İngilizlere güç kazandırarak iyi niyetlerini kazanma ve “manda-himaye” altında İngilizlerin Osmanlı İmparatorluğunu SSCB’ye karşı bir güç olarak görerek iyileştireceğini, yeni dünyaya bir zamanlar Almanya’nın Alman manda ve himaye koşullarını savunanların izni ile yaptıklarını tekrarlayarak hazırlayacağını ummuştur. 10 Mart 1919 günü Sadrazam Damat Ferit Paşa aracılığı ile yapılan teklife İngilizler bir cevap vermemiştir. Bunun nedeni ise Osmanlı tarafına tam anlamıyla güvenemedikleri gibi söz konusu anlaşma maddelerinden şüphelenilmemesinin imkansız olmasıdır. Fransızlar ile yaşanabilecek bir sürtüşmeden dolayı cevap vermekten çekinilen anlaşma teklifi ise şöyledir;

Lord Curzon ve Eşi Mary Mary, bir av sonrası…

“Britanya İmparatorluğu, Padişahın denetiminde doğrudan ya da özerklik adı altında bulunan vilayetlerde, ecnebilere karşı bağımsızlığını korumak için 15 yıllığına askeri birlik bulundurabilecektir. İngilizler gerekli gördükleri Osmanlı bakanlıklarına Sultanın tayiniyle müsteşarlarını atayabilecektir. İngilizler, her Osmanlı vilayetine diledikleri taktirde bir Başkonsolos tayin edebilecektir. Bu konsoloslar ise vali yanında 15 yıl süreyle müşavirlik yapacaktır. Vilayet, belediye meclisleri ve parlamento seçimleri, İngiliz konsoloslarının denetimi altında yapılacaktır. Britanya hem vilayetlerde hem de payitaht İstanbul’da maliyeyi sıkı bir şekilde denetleyebilecektir. Anayasa, İngilizlerin isteklerine göre Doğu Halkının anlayışına uygun biçimde sadeleştirilecektir.”

10 Mart 1919 tarihli, Sultan Vahdettin tarafından Britanya İmparatorluğuna yapılan bu anlaşma teklifi, 30 Ekim 1918’de imzalanılan işgallerin asıl nedeni olan Mondoros Ateşkesi sonrası imzalanacak meçhul bir barış anlaşmasının öncesinde İngiliz iyi niyetini ve desteğini kazanarak İngilizlerin devletin topraklarını diğer işgalcilere güçlü bir ileri karakol devleti elde etmek için bırakmamasını sağlamayı amaçlamaktadır. Kendi topraklarını koruyamayacağı düşünülen Osmanlı Ordusu peşin bir ateşkes ile önce silahsızlandırılmış ardından “Türklerin azınlıkları katlettiği” iftiralarıyla yapılan “koruma maksadıyla geldiği” iddia edilen orduların geçici gibi görünen işgalleriyle de kendi topraklarından çekilmeye zorlanmış, erleri terhis ettirilmiştir. Mondoros’un bu ağır idam koşulları sonrası ise devletin düştüğü daha da aciz durum sonrası, ecnebiler arasından bir efendi seçme gereği doğmuş ve 15 yıllık İngiliz koruması uygun görünmüştür. Bu durum daha önce Yunanistan’dan donanmanın II. Abdülhamid dönemi çürütülmesi sonrası Ege Adalarını koruyamama nedeniyle İtalyanlara korumaları için donanma ve asker bulundurma izninin verilmesiyle de yaşanmıştır.

İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Hindistan’da…

Anlaşma maddelerini kısaca özetlemek gerekir ise;

  1. Britanya, 15 yıllığına gerekli gördüğü yerleri işgal edebilecektir.
  2. Her ilde İngiliz diplomatları bulunabilecektir.
  3. Osmanlı Bakanlıkları, İngilizlerin denetiminde olacaktır.
  4. Osmanlı maliyesi İngilizlerin denetiminde olacaktır.
  5. Seçimleri İngilizler denetleyecektir.
  6.  Anayasayı, İngilizler yazacaktır.

Bütün bu maddeler önceki makalelerde de açıklandığı üzere sadece Sultan Vahdettin’in aklından geçmemektedir. Aynı dönemde, Kuva-i Milliye’den TBMM’ye kadar bu biçimdeki zararlı düşünceler tesir etmiş ve telgraflaara, Erzurum Kongresinin tutanaklarına kadar sıklıkla girmiştir.

Sadrazam Damat Ferit Paşa ve Osmanlı Heyeti, Paris Barış Konferansı sırasında, karşılama sonrası…

İngilizlerle Sultan Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa Gizli Anlaşma İmzaladı Mı?

8 Eylül 1919 günü İngilizlere, Osmanlıyı kontrol etmeleri için yalvarmış Sadrazam Damat Ferit Paşa, “Allahtan sonra tek ümidim İngilizlerdir” sözlerini söylediği dönemdeki zihniyetiyle Padişah Vahdettin’in de onayıyla İngilizlerden söz konusu anlaşma teklifine olumlu ya da olumsuz bir yanıt alamamıştır. Bundan sonrasında ise işgalci İngilizler, Sultanın bu anlaşma teklifindeki amacını anlamaya çalışmış ve diğer işgalcilerle arasında bir rekabet yaratıp yaratmamaya çalıştıklarını görmeyi denemiştir. Henüz Atatürk’ün Samsun’a çıkmasına 50 gün varken İngilizlere ülkenin tamamını vermeyi uygun gören Saltanat ve Sadrazamlık sahibi kişilerin, oluşan Kuva-i Milliye çetelerinin elindeki silahları toplamak için Mustafa Kemal’i daha sonradan göndermeleri de bu bağlamda incelenmelidir. İngilizlerin iyi niyetinin kazanılmaya çalışıldığı bir sırada, Türklerin silahlanması hem Osmanlı saltanatının ülke üstündeki kontrolünün kalktığı izlenimini yaratmakta hem de İngilizlerin Mondoros kapsamında yeni işgaller yapabilmesini sağladığı gibi Osmanlı saltanatının İngilizlerin iyi niyetini ve himayesini diğer işgalcilere karşı kazanmasını zorlaştırmaktadır. Bu bakış açısıyla hareket edilirken Sadrazam Damat Ferit Paşa, İngiliz manda ve himaye olgusunu elde etmek için çalışmalarına devam etmiş ve 8 Eylül 1919 gününden dört gün sonra 12 Eylül 1919 günü gizli bir anlaşma imzalamıştır.

Philip Connard’ın HMS Suberb’deyken resmettiği Amiral Calthorpe…

Bu gizli anlaşma, özellikle de daha sonra belirtileceği gibi Fransızları rahatsız etmiş ve Türkler çeşitli tüccarlar ve casuslar aracılığı ile bu anlaşmayı öğrenmiş, Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta da bu anlaşmaya yer vermiştir.

“12 Eylül 1919’da Sadrazam Damat Ferit ile İngiliz temsilcisi arasında imzalandığı ve az sonra padişahça onaylandığı ileri sürülen bir gizli antlaşma, Fransızlarca ele geçirilip yayınlanmıştır. Bu belgenin gerçekten var olup olmadığı üzerinde çok tartışılmıştır, ancak o sırada duruma ve hem İngilizlerin, hem de padişahın istek ve düşüncelerine çok uygun olduğu ve bunların kâğıt üzerine dökülmesinden ibaret bulunduğu için gerçek durumun bir ifadesi sayılabilir.”

Yunanistan Krallığı adına Başbakan Venizelos, Sevr Anlaşmasını imzalıyor.

Yukarıda Mustafa Kemal Atatürk’ün bahsettiği anlaşma ise daha sonra 22 Ocak 1920 günü The New York Gerald Tribune adını taşıyan bir Amerikan gazetesinde, isimsiz bir kaynağın katkısıyla yayınlanmıştır. Amerikan gazeteleri, daha önceki makalelerde belirtildiği üzere Amerikan mandasına olan talebin diğer devletlerin taleplerinden daha yoğun olmasıyla bu durumu daha yüksek bir sesle duyurmuş ve Avrupa Kamuoyu üstünde de özellikle Fransızların katkısıyla bu gizli anlaşma yayılmıştır. Söz konusu isimsiz kaynak ise Fransız Dışişleri Komisyonu Sözcüsü, Türkleri son derece iyi tanıyan ve Kemalistlerin Tam Bağımsızlık elde edilmeden asla savaşmayı bırakmayacağını ilk duyuranlardan Franklin Boullion’dur. Kendisi, 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşmasındaki Fransız tarafının da temsilcisidir.

12 Eylül 1919 Tarihli Britanya-Osmanlı Gizli Anlaşmasının Maddeleri Nelerdir?

  1. Britanya tarafı, Osmanlı hükümetinin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti eder.
  2. Osmanlı, sınırları daha sonra belirlenecek bir Kürdistan kurulmasına engel olmayacaktır.
  3. İstanbul, Osmanlı hükümetine bırakılacak ve Sultanın başkenti olarak kalacaktır ancak boğazlar, Britanya hükümetinin denetiminde olacaktır.
  4. Buna karşılık, Osmanlı Sultanı manevi kişiliği ile Suriye ve El-Cezire bölgelerinin İngiliz hakimiyetinde kalmasına katkı sağlayacaktır. Aynı şekilde, Müslümanların yaşadığı diğer yerlerde de bu katkı sürdürülecektir. (Bu noktada, henüz Suriye bölgesi Fransızların tarafına Sevres Anlaşması ile geçirilmemiştir. Bu maddedeki görüş, ilerideki makalelerde tekrar Sultan Vahdettin’in Malta günlerinde de hatırlatılacaktır.)
  5. Osmanlı Devletinde oluşan Milli Akımlara karşı kurulacak olan meşruti yönetimi korumak için Britanya Hükümeti, bir zabıta teşkilatı kuracaktır.
  6. Osmanlı Devleti, Mısır ve Kıbrıs üstündeki tüm haklarından vazgeçecektir. Barış Konferansında, Osmanlı tarafının bunu belirtmesiyle, Britanya diplomatları bu isteği kabul edecektir.
  7.  Maddeleri gizli tutulmak üzere, 4. maddedeki özelliklerin görüşülmesi için Padişah, Barış Konferansı sonrası İngilizlerle yeni bir sözleşme imzalayacaktır.

İşbu sözleşme iki nüsha olarak düzenlenip imzalayanlarca kabul edilmiştir.

Rıza Tevfik, Sevres Anlaşmasına, Saltanat Şuraası sonrası alınan karar doğrultusunda imza atarken.

Bu anlaşma, görüldüğü gibi Sevres Barış Anlaşmasına gidilen süreçte bir ön anlaşma olup hazırlık ifadesidir. Osmanlı toprakları üstündeki işgalci rekabetinin bir yansımasıdır. 10 Mart 1919 tarihli anlaşma teklifinden pek çok taviz veren İngiliz tarafı, siyasi imkanlar içerisinde daha iyi uygulanabilecek bir anlaşma imzalamış, böylece Avrupa Kamuoyunun tepkisini azalttığı gibi müttefiklerinin verebileceği rekabetçi tepkilerden de kaçınmak istemiştir. Fransız Devletinin gerçekleştirdiği pek çok girişime karşı İtalyan-Fransız ittifakının Akdenizdeki egemenliğini kırmak için daha sonraları Yunanistan’ı Süveyş Kanalının ve Hindistan Sömürglerinin yolunun koruyucusu olarak görerek güçlendirmek isteyecek Lyod George hükümeti, Sultan Vahdettin’in Sevres Anlaşmasında takınacağı İngilizci tavra inanmış görünmektedir ancak nihayetinde Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğünü korumayacağı, Araplara verdikleri sözlerin akıbetinden de bellidir.

Amiral Calthorpe’un fotoğrafı…

Mustafa Kemal Atatürk, 12 Eylül 1919 tarihli Osmanlı-Britanya Gizli Ön-Anlaşması için şu cümleleri kurmuştur.

“Görüldüğü gibi Halife-İngiltere anlaşması, İngiliz-Fransız çekişmelerinin en çetin olduğu bir sırada imzalanmış olup, İngiltere’ye Suriye’den elini büsbütün çekmemek imkânını verecek özde idi. Ancak şu yönü de söylemek gerekir ki, bu güne kadar bu belgenin gerçekten var olup olmadığı kesin olarak anlaşılamamıştır. Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan kaçarken bunu da yok etmiş veya yanında götürmüş olmalıdır. İngilizler ise belgeyi o sırada yalanlamış olmalarına rağmen, bunu eğer var idiyse yayınlamaları beklenemez.”

Sevres Anlaşmasında Son Osmanlı Sultanı Vahdettin’in Rolü Nedir?

30 Mart 1919 Anlaşma teklifi sonrası imzalanan 12 Eylül 1919 Ön-Anlaşması ardında, 10 Ağustos 1920 günü imzalanan Sevres Anlaşması bulunmaktadır. Hadi Paşa, “Sevres anlaşmasını imzalamamak intihardır, intihar etmek ise günahtır.” diyerek savunmuş ve koşullarını bulunan duruma göre iyi bularak bir mutlulukla yurduna dönmüştür. Osmanlıyı temsil ettiğine inandıkları Gülcemal Vapurunu dahi 200.000 liraya süslemiş, onartmış ve boyamış, Avrupa’nın kendilerini iyi görmesini istemişlerdir. Söz konusu anlaşmayı onaylamak için Hadi Paşa ile birlikte Rıza Tevfik ve Reşat Halis de görevlendirilmiştir. Bu noktada sıkça tartışılan bir nokta ise, Sultan Vahdettin’in Sevr Anlaşmasını onaylayıp onaylamadığıdır.

12 Eylül 1919 Gizli Britanya-Osmanlı Anlaşması sonrası, 22 Temmuz 1920 tarihli Saltanat Şuraasında, 47 Osmanlı Devlet Adamı, Sevres Anlaşmasının kabul edilip edilmeyeceğini tartışmış ve bir kişi hariç 46’sı kabul etmiştir. Kabul etmeyen kişi ise “Bu anlaşma, Anadolu’dan Türklüğü siler” diyen Topçu Feriki Rıza Paşa‘nın kendisidir.

Amiral De Robeck ve General Hamilton

Diğer bir değiş ile Osmanlı Sultanı Sevres Anlaşmasını onaylamıştır, Mondoros Ateşkes Anlaşmasının onaylanması sonrası yaşanan işgaller, Milliyetçilerin propagandasında belirttiği üzere geçici olmamış, aksine resmiyete kavuşmuş ve Osmanlı Ordusu tamamen hükümetiyle esir muamelesi görmeye başlamıştır. Bu durum önceki makalelerde belirtildiği gibi Milliyetçilere güç kazandırmış, halkı da İstanbul medyasının bir kısmını da Milliyetçilerin yanına çekmiştir. Bununla birlikte, Sultan Vahdettin’in Sevres Anlaşmasını onaylamadığını iddia etmek gülünç olacaktır. Söz konusu Saltanat Şuraası, Osmanlının kendi vesikalarında belgeli olduğu gibi sayısız belge ve gazete küpürü bu durumu somutlaştırmıştır. Sevres Anlaşmasında, Sultan Vahdettin’in onayının olmadığını iddia eden birtakım çevreler, anlaşma metninde Padişahın imzası yok diyerek kendilerini daha da gülünç duruma düşürmektedir keza Sevres Anlaşmasında Britanya İmparatorunun ya da İtalyan Başbakanının da imzası olmadığı gibi Lozan’da da Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası yoktur. Barış Anlaşmaları ya da Ateşkes Anlaşmaları dış ilişkilerde uzmanlaşmış diplomatlarca ülkelerinin hükümetlerinden yetki alan isimlerce imzalanır ve Hadi Paşa, Rıza Tevfik ile Reşat Halis Osmanlı Hükümetinden ve Sultanından yetki almıştır.

Sultan Vahdettin’in Süreç İçerisinde İngilizleri Dahi Şaşırtan İngilizseverliği

Yaşanan gizli anlaşmalara varan pazarlıklar ya da yakarışlar sırasında 14 Mart 1919 tarihinde, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Paris, Roma ve Washington Büyükelçiliklerine yani Osmanlı topraklarını işgal etmek için yarış içinde olduğu ülkelerin başkent elçiliklerine “Osmanlı Sultanının İngiliz himayesi için yalvardığını ancak şu an için reddedildiği” belirtilmiştir. İngiliz İmparatorluğunun İstanbul’daki temsilcileri bir süre Padişah Vahdettin’e karşı şüpheyle yaklaşmış ve bu süre içerisinde kendisiyle doğrudan görüşmemişlerdir. Örneğin, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck, Sultan Vahdettin’in kendisiyle görüşme teklifini bu nedenle reddetmiştir. Aynı şekilde, Kurtuluş Savaşı’nda İngiliz Belgeleri adlı kitabın yazarı Gotthard Jaeschke,  FO, 5-61920 tarihli ve belgeli talimatı eserinde bulundurarak bunun gibi pek çok yakınlaşma denemesine ve İngilizlerin geri çevirmelerine değinmiştir.

Soldan sağa, Rıza Tevfik Bey, Hadi Paşa, Reşat Halis ve Tevfik Bey, Fransa’da gezinti yaparken…

Bu durum, Sultan Vahdettin’in İngilizlerle tamamen işbirliği içerisinde olduğunu anladıklarında değişmiş özellikle de Sevres Anlaşması sonrası İngilizler, Sultan Vahdettin’i korumak için ellerinden geleni yapmıştır. Bu dönemde sık sık yapılan görüşmelerle birlikte, Milliyetçilere karşı Sultanın güvenliğinin korunması için İngiliz Dışişleri Bakanlığından 18 Ağustos 1919 günü Amiral Calthorpe’a gönderilen emirlerde Sadrazam Damat Ferit Paşa ile Sultan Vahdettin’in korunması istenmiştir.

Sultan Vahdettin’in söz konusu gizli anlaşmaların imzalanış sürecindeki teslimiyetçiliği bunlarla da sınırlı değildir. Belirtildiği üzere 8 Haziran 1919 günü Yıldız Sarayındaki tüm mal varlığı yanan Padişah, yangının Milliyetçiler tarafından çıkarıldığını düşünmektedir, yangından ise kendisini kurtaran İngiliz Donanmasının mürettabatı olmuştur. Yangın A.F. Türkgeldi‘ye göre elektrik şebekesinden çıkmışsa da Padişah buna inanmamıştır. 17 Haziran 1919 günü Calthorpe’un yangından 9 gün sonra çektiği telgrafta, Padişahın psikolojisine değinilmiş ve yangından dolayı sinirlerinin çok bozuk olduğu belirtilmiştir. Kendisinden önce tahttan indirilen ve öldürülen akrabalarının kaderine kavuşacağından ürkerek daha da içine kapanmıştır. Calthorpe da telgrafında bunlara değinirek, İngiliz Dışişlerinin Milliyetçilere baskı yapmasının Padişahın verimliliğini arttıracağını bildirmiş, böylece Temsil Heyeti ve sonraki TBMM ile İstanbul Hükümeti arasında bir propaganda ve meşruluk savaşı, önceden süregeldiği gibi daha da alevlenmiştir.

Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis Sevres Anlaşmasını imzalamak üzere Paris Barış Konferansı sonrası bir düşman savaş gemisinde.

Sultan Vahdettin, 12 Eylül 1919 günü imzalanan Ön-Anlaşmadan tam 8 gün sonra Paris Barış Konferansına (Sevres Anlaşmasının imzalandığı konferans) hazırlanılan süreçte yayınladığı bildirisinde, “Büyük Devletlerin adaletli duygularına güvendiğini” belirtmiştir. Böylece, Sultan Vahdettin’in ümidinin hangi yönde olduğu eylemleriyle ve yazışmalarıyla daha da pekiştirilebilir bir hal almaktadır.

Sultan Vahdettin’i İngilizler Nasıl Görüyordu?

İngilizler ile girişilen gizli anlaşmalar sürecinde, Sultan Vahdettin ile yapılan siyasi diyalogların ne şekilde geliştiği belirtilmiştir. Bu süre içerisinde ise İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, pek çok yerden pek çok şekilde telgraflar almaktadır. Bunlardan birisi, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck’in danışmanı olan Tom Hohler’in 4 Kasım 1919 tarihli telgrafıdır. Söz konusu telgrafta ise şöyle denmektedir;

“Sultanlık flimdi bayağı bir komedi olmuştur ve görünürde yüksek prensipleri ve amaçları olan, karakteri zayıf, az cesaretli ve (…) Abdülhamit döneminde bile var olan üstün zekadan yoksun olan Padişah Yıldız’da titriyor… Osmanlı hanedanı görünürde yorgun düşmüştür…”

Bir başka örnek ise İngiliz Yüksek Komiserliği üyelerinden Ryan’a aittir. Ryan’ın İngiliz Dışişleri Diplomatlarından Forbes Adam’a gönderdiği mektupta şöyle denmektedir;

Versailles Sarayında, Rıza Tevfik, Reşat Halis ve Hadi Paşa

“Türkiye’nin hiçbir bölümü denetsiz olarak Türk yönetimine bırakılmamalıdır… Bu da barış konferansının görevidir. Halifelik varlığını sürdürecekse, Halifenin dünyevi gücünün İngiltere’den başka herhangi bir devletin denetimine geçmesine izin vermemek İngiltere’nin başlıca politikası olmalıdır.”

Bu noktada, Padişah Vahdettin’e olan güvenlerinin artmasıyla birlikte, Türk Milliyetçilerinin yarattığı Kurtuluş Savaşı sonrası İngilizlerle Sultan Vahdettin’in kaderi İngilizlerin diğer Müslüman memleketlerde de yürüttükleri sömürgecilik faaliyetleri ile Fransızlarla olan rekabetleri birleşince daha da önemli bir hale gelmektedir.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti‘nin Sultan Vahdettin ve Britanya İmparatorluğu arasındaki siyasi iletişimde sahip olduğu önem daha önceki makalelerde belirtilmiştir. Aynı cemiyet, Milliyetçilerin çabalarıyla Damat Ferit Paşa hükümeti düşürüldüğünde yaşanan kabine krizleri sırasında 27 Kasım 1919 günü, Padişah Vahdettin’e verdikleri mektupta şu cümleleri geçirmiştir;

Fransız Le Monde Gazetesinde, Sevres Barış Anlaşmasının imzalandığı duyuruluyor.

“İngiliz yanlısı siyaset uygulanması için emir vermenizi istirham eyleriz. Damat Ferit’in önderliği altında bir kabine kurulması gereklidir.” 

İngilizler, Milliyetçilerin yarattığı savaş sırasında, Milliyetçilere olan katılımları arttırmamaya da dikkat ettikleri gibi Sultan Vahdettin’in özellikle de fetva gücünden bu alanda da faydalanmak istemiş ve onu daha iyi değerlendirebilmek için de ona sadece ihtiyaç duyulduğu kadarını söylemişlerdir. Örneğin, 29 Şubat 1920 günü İngiliz Yüksek Komiseri Robeck, Londra Barış Konferansına gidilen süreçte, Lord Curzon’a çektiği telgrafta şöyle söylemiştir;

“Barış konferansının niyetleri konusunda bize vaktinde bilgi iletiniz. Anladığıma göre, İzmir ve Trakya Yunanistan’a verilecektir. Bu doğruysa barış ancak silah gücüyle empoze edilebilir… Barış koşulları daha ılımlıysa, bunun ulusçu akımın muhaliflerine ve Padişaha duyurulması için daha az gizlilikle bildirilmelidir. Ulusçulara karşıt öğeleri ancak barış koşulları yumuşaksa kullanabiliriz. Trakya’da, Edirne dahil bir Türk egemenliği sürdürülecekse Padişahın etrafında ulusçulara karşı bir blok oluşturmaya hemen başlayabiliriz.” 

Vahdettin ve İngiliz işbirliğinin yükselmeye başladığı dönemde, Sevres Anlaşmasının imzalanmasından 11 gün sonra, 21 Ağustos 1920 günü Amiral de Robeck ile Sultan Vahdettin görüşmüştür. Görüşme sonrası Amiral Robeck, Sultan Vahdettin’in Sevres Anlaşmasındaki rolü hakkında bizzat Lord Curzon’a bazı bilgiler vermiştir;

“Vahdettin, Türkiye’nin ölüm fermanı demek olan Sevr Antlaşması’nın imzalanması için emir verirken gelecekte İngiltere’nin yardımına dayanacağı ümidi beslediğini… Yaşayacak olduğu takdirde bir dost yardımına ihtiyacı olduğunu… Belirtmiştir.” 

Sevres Anlaşmasının imzalanması için Sultan Vahdettin’in bizzat emir verdiğini belirten Robeck’in bu telgrafı da Gotthard Jaesckhe’nin İngiliz Belgelerinde Kurtuluş Savaşı adlı yapıtında yer almaktadır.  Bu bilgi ise daha sonraki bir başka İngiliz belgesinde yinelenerek doğrulanmıştır. 1921 yılının Aralık ayının 10. günü Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a telgraf çeken İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, Sultan Vahdettin’in Sevres Anlaşmasına razı olduğunu ve bizzat kendisinin Saltanat Şuraasındaki desteğini ve onayını, Milliyetçilerin verdiği savaş sırasında belirtmiştir.

Sevres Barış Anlaşması sonrası Hadi Paşa, gülümseyerek Paris’i geziyor.

Özetle, Sultan Vahdettin yaşadığı saray entrikalarıyla dolu ve akrabalarının ölümleri ya da esir edilmeleri ile sonuçlanan çocukluğundan, siyasi çatışmalarda hafiyelik yaptığı bir gençlikten dönemin Almancı-İngilizci çatışmasından İngilizci bir şekilde çıkmış, yenilmiş ve yıkılmış bir devletin tahtına çıktığında ise var olan kurtuluş ümitlerini ordusunu, işgalcilerin ve sömürgecilerin manda-himaye vaatlerine umutla bırakarak gerek gizli anlaşmalarla gerek açık işbirliğiyle, Hilafet Ordularıyla, Kurtuluş Savaşı sırasında çıkarılan İslamcı ayaklanmalarla, ayaklanmacılardan Anzavur Ahmet gibilere madalyalar takarak işgalleri onaylarken onaylamayı reddeden Osmanlı Subaylarına idam fermanları vererek önce kendi hanedanını ve tahtını korumak ardından ise ülkesini korumak yoluna gitmiştir. İngilizlerin, Yunan işgalleri ile durumu kontrol edememesi ile zaman içinde Fransız elçileriyle ve İtalyan temsilcilerle de görüşmeler yapan Sultan Vahdettin’in öyküsü ise burada bitmemektedir. İngilizleri dahi şaşırtan İngilizcilik, Türk Milliyetçilerinin verdiği Kurtuluş Savaşı sırasında henüz yeni başlamış bulunmaktadır.

Gelecek makalede, Sultan Vahdettin ve Türk Milliyetçileri arasındaki çekişmenin yanı sıra Milliyetçilerin Sultan Vahdettin’i İngilizler yerine kendilerine destek olma çabası aktarılacaktır.

Kaynak Alınan Kitaplar:

Mustafa Kemal Atatürk – Nutuk
Sinan Meydan – Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Gotthard Jeasckhe – İngiliz Belgelerinde Kurtuluş Savaşı
Doğan Avcıoğlu – Milli Kurtuluş Tarihi
Salahi Sonyel – Gizli Belgelerde Mustafa Kemal
Sina Akşin – İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele
21 Eylül 1919 tarihli Takvim-i Vekayi Gazetesi

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*