Sultan Vahdettin Hain Mi: İngiliz Muhiplerini O Mu Kurdu? İngilizlere Yalvardı mı?

Son Padişah Sultan Vahdettin Han hakkında yaşanan tartışmaların ardı arkası çeşitli nedenlerle asla kesilmemiştir. Politik nedenlerle özellikle de tarihçilerin yaratmış olduğu suskunluk, yalan söyleme ya da bazı konuların üstünü örtme çabası, aşikar olan bir durumu daha da anlaşılmaz bir hale sokmuştur. Sultan Vahdettin Hain Mi yazı serisinin ilk sayısında, Vahdettin’in kişiliğine, çocukluğuna, gençliğine, fikirlerini oluşturan olaylara Osmanlı İmparatorluğunun geçtiği süreçlerden faydalanarak değinilmiştir. İkinci sayısında ise Sultan Vahdettin Han’ın Kurtuluş Savaşı sırasındaki politikalarını anlayabilmek için psikolojisini anlamak gerektiğinden bahsederek, kişiliği ve fikirleri zaten aktarılmış olan Son Padişahın özellikle de Damat Ferit Paşa ile olan ilişkilerine, Tevfik Paşa ile olan münasebetlerine ve savaş boyunca izleyeceği politikaların tutarlı olduğunu vurgulamak için de Mondoros Ateşkes Antlaşmasından, barış heyetinin seçilme biçiminden ve antlaşmanın tartışılmadan kendisince ve hükümetçe de onaylanmasından, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti ile olan çatışmalarından ve dahasından bahsedilmiştir. 3. Sayı ile birlikte irdelenecek konu ise Sultan Vahdettin’in İngiliz  Muhipleri ile olan ilişkileri ile İngilizlere Osmanlı Devletini manda yapmak isteyip istemediği olacaktır.

İngiliz, Rus ve Türk Belgeleri ile Sultan Vahdettin ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti

Gotthard Jaeschke, VI. Sultan Mehmet Vahdettin hakkında pek çok noktayı içeren Kurtuluş Savaşı ve İngiliz Belgeleri adlı bir kitap yazmıştır. Sina Akşin ise aynı konuyu İstanbul Hükümeti ve Milli Mücadele, İç Savaş ve Sevr’de  Ölüm gibi kitaplarıyla ele almıştır. Yerli ve yabancı çeşitli yazarların, bu dönemi yaşayanların anılarının ve bu dönemdeki belgelerin tutarlılığı ise Sultan Vahdettin’in önceki iki yazı serisinde belirtilen düşüncelerine, kişiliğine daha da iyi ışık tutacaktır.

Sultan Vahdettin tarafından feshedilmeden önce Meclis-i Mebusan

Sultan Vahdettin Han, İngilizlere yaklaşmak ve ülkesinin daha fazla işgale uğramaması ile kendi makamını kurtarmak için yaklaştığı iki kişi vardır. Bunlardan birisi anlatıldığı üzere hem akrabası olan hem de kendisi gibi bir İngiliz hayranı olan Damat Ferit Paşa’dır. Diğer kişi ise adı çeşitli yerlerde pek çok kez geçen Sait Molla’dır. Sait  Molla’nın ise bu dönemdeki en yakın yoldaşı İngiliz Gizli Servisi üyesi olan Rahip  Frew’dür. Rahip Frew ise aynı zamanda Britanya Kızılhaçı yani British Red Crescent kuruluşunun İstanbul’daki yöneticilerindendir. Bu dernek tıpkı bugünkü “Beyaz Miğferler” ve gene “Kızılhaç” gibi kuruluşlar aracılığıyla siyasi amaçların elde edilmesi için hem bölgede casusluk faaliyetleri yürütmekte, hem de propaganda için kullanılmaktaydı. Örneğin, British Red Crescent’in en temel amacı, yardıma muhtaç ve savaşta yıpranmış olan insanlara yardım etmekti ki bu yardımların özellikle de Hristiyanlar için olduğunu anlamak kuruluşun hem adından hem de temsilcilerinin bir “Papaz” olmasından kolayca anlaşılabilmektedir. Hatırlanmalıdır ki Rauf Orbay Heyetinin imzaladığı ve Ahmet İzzet Paşa Hükümeti ile Padişah Vahdettin’in onayladığı 30 Ekim 1918 Mondoros Ateşkes Antlaşması gereği Hristiyanların ve azınlıkların zulme uğradığı ya da İttilaf Devletlerinin kendilerini tehlikede gördükleri yerlere asker yerleştirmeleri, barış anlaşması öncesi bu bölgeleri ele geçirerek işgal etmeleri mümkündür. İşte, Britanya Kızılhaç Derneği de burada devreye girmektedir. Çeşitli bölgelerde Hristiyanların ve azınlıkların zulme uğradığını söyleyerek, Türklerin katliamcı oldukları gibi propagandalar yaparak Mondoros Antlaşması gereği daha büyük işgalleri hazırlamaktır. Bu noktada ise bahsi geçen, Sultan Vahdettin ve Rahip Frew,  Sait Molla ile İngiliz Muhipleri ilişkilerini daha iyi açıklamak için Sait Molla’nın daha önce bahsedilen ve ele geçirilmiş, Papaz Frew’a yazılmış mektuplarından bahsetmek faydalı olacaktır.

Yıldız Sarayı Camisinden çıkarken Sultan Vahdettin

İstanbul’da Türkçe yayın yapan ve gene Sait Molla’nın kendisine ait olup İngiliz Muhipleri için yayın yapan Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 tarihli sayısında, söz konusu mektuplardan Sait Molla kendisi bahsetmiştir. Kuvva-i Milliyeciler tarafından evine girilerek elde edilen bu mektuplar, doğruca kendisinin yazdığı mektupların taslakları ve taslakların yazılı olduğu defterlerin kopyaları olup o dönemin İstanbul’unda Sivas’taki Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal  Paşa hakkında türlü tartışmaların döndüğü havasında önemli bir etki yaratmıştır. Doğruca kendi el yazısı ile doğruca kendi evinden elde edilen bu mektuplar hakkında ise Sait Molla dışında kimse doğru düzgün bir yalanlama beyanı dahi sunamamıştır ve mektupların sahteliğini de kanıtlayamadıkları gibi gerçekliği mektupların içeriğindeki bilgilerden, tutumdan gizli olması gereken ve sadece kendileri tarafından bilinebilecek, gerçekliği ise yaşananlarla tartışmaya kapalı olacak olayların bahsedilmesidir. Mektuplardan bazı örnekler aşağıya yazılmıştır.

İngiliz Muhipleri Cemiyetinden Sait Molla’nın bazı Mektuplarından Bazı Parçalar;

Birinci Mektup, Tamamı:

“Aziz dostum, verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Oradaki işlerimiz çok yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonuçlarını elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgileri, şu mektubumla size hemen müjdelemek istedim. Yarın sabah gelip ayrıntılı bilgi vereceğim. Kuva-yı Milliye taraftarlarının Fransa’Ya olağanüstü yaltaklanma gösterdiklerini ve General Franchet d’Esperey’nin Sivas’a gönderdiği subayların Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümeti karşıtı bazı kararlar aldıklarını Ankara’daki N.B.D. 285/3 adlı adamımız özel olarak bir kuryeyle gönderdiği mektupta bildiriyor. D.B.Q. 91/3 her ne kadar cemiyetimizin içindeyse de, bende bu kişinin Fransızlara casusluk ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi yaydığı ve açıkladığı inancı uyanmıştır. Bu konu hakkında da yüksek şahsınızın görüşleri ve yüksek güvenlerine aykırı olarak söyleyeceklerimle, şimdiye kadar o kişi hakkında gösterdiğiniz güvendeki yanlışı ortaya koymuş olacağım. Dün sabah Adil Bey’le birlikte Damat Ferit Paşa Hazretleri’ni ziyaret ettim.  Biraz daha sabırlı davranmaları ve beklemeleri gereğini tarafınızdan kendilerine bildirdim. Paşa Hazretleri yanıt olarak size teşekkür etmekle birlikte, Kuva-i Milliye’nin Anadolu’da tamamen kök saldığını ve bir karşı hareket sonucu olarak, hain liderleri bozguna uğratılmadıkça, kendilerinin yönetime gelemeyeceklerini, padişahın da onayına sunulan anlaşma maddelerinin  Konferans’ta savunulmasına olanak olmadığını ve Kuva-yı Milliye’nin dağıtılması için yüce İngiltere hükümeti nezdinde hemen girişimler yapılarak ortak bir noktanın milletvekilleri seçimlerinden önce Babıali’ye verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rrumlara karşı yapacakları saldırıları temel olarak Kuva-yı Milliye’nin güvenliği bozduğunu ileri sürerek işin hızlandırılmasına çalışmamızı ve İngiliz basınının Kuva-yı  Milliye karşıtı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen E.B.K 19/2’ye telsiz telgrafla dün görüştüğümüz konularla ilgili emir verilmesini rica ediyor. Bu gece 23.00’da Adil Bey’ sizi K.’de görecek ve Ferit Paşa’nın bazı ricalarını da bildirecektir. Ondan sonra padişah ile Mister T.R Görüşebilecektir. Rrefik Bey’e artık güvenmeyiniz, Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım.

11.10.1919

Not: Karacabey’le Bozkır’dan henüz bir haber alamadık.

Sait Molla’nın fotoğrafı.

2. Mektup tamamı:

“12.10.1919 tarihiyle Ankara’daki N.B.D 285/3 tarafından gönderilen mektupta, Sivas Temsil Heyeti’nden kurmay albaylıktan emekli Vasıf Bey’in d’Esperey ile görüşmek üzere göndeirleceği ve birkaç güne kadar yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış, biraz daha para istiyor. Önceki gün sizi ziyarete geldiğimde izlendiğimi söylemiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, diğeri kumral ve köse iki kişinin sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için çok korktum.  Yalnız birbirlerine yavaşça “Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim.” dediklerini işittim. Bu fazla ilişkim benim için iyi olmayacak.  Nazım Paşa’nın cemiyetimizden haberi varmış. Buna çok içerledi. İzninizle N.B.S. 495/1 düzenine kendilerini kattım. Ev sorunu çözülünceye kadar görüşmeyi adı geçen yapacaktır. Karacaey’de N.B.D 289/3’e gönderilen bin iki yüz lira ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, Babıali’ye verilecek notayı her dakika beklemektedir. Padişah bu durum nedeniyle çok üzgündür. Gönlünü aldrmanız ve sürekli kendisine ümit verici dmeçler verdirmeniz çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahların her şeye karşı zayıf olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o konu hakkında çok tuhaf açıklamalar yaptı.  Sözüm ona arkadaşları yurtseverliğe aykırı olur diyorlarmış. Artık siz gerekeni yapınız. Polis Müdürü Nurettin Bey’i değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi hakkında ilgili kişilerin dikkatini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.

Not: Ali Kemal Bey o kişiyle görüşmüş. Konuşmayı yönetemediği için karşısındaki amacını anlamış ve hatta kendisine büyük bir hakaretle “Biz, sizin İngilizler için çalıştığınızı anladık” demiş.

Üçüncü Mektup Tamamı:

“Yapılan propagandaları göz doktoru Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak devamlı yalanlattırıyor ve halkın heyecanının yatıştırılmasına çalışıyorlar. Bu adamlara başvurularında hiç yanıt verilmemesini, dün kararlaştırılan kişiye, padişah aracılığıyla emir vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım.”

Burada olduğu şekli ile eksiksiz yazılan Sahit Molla’dan Rahip Frew’a giden mektup, açık bir şekilde belirli noktaları aydınlatmaktadır. Daha sonra Sait Molla’nın mektupları konunun tamamen özümsenmesi için yayınlanacak olsa da ilerideki mektuplar belirli kesitler ile belirli açıklamalarla verilecektir. Ardından çeşitli anılara, telgraflara, isyanlara, şehit edilen Yahya Kaptan’a, isyancıları finanse edecek Hikmet Beye, amaçlarına ve Padişah Vahdettin’in İngiliz Muhipleri olan ilişkilerine gene İngilizlerin belgeleriyle değinilecektir.

Mektuplarda geçen Ali Kemal’dir.

Dördüncü Mektup Kesitleri:

“Muhipler (İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyeleri) arasında Franmason örgütünü istemeyenler oluyor… Benim dış görünüşümün uygun olmaması nedeniyle, eski dostunuz  K.B.V 4/35 kararlaştırılan ilkeler doğrusunda işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri’den yine haber yok. Saygılarımı sunarım efendim…”

Beşinci Mektup Kesitleri:

“Üstat, Kasidecizade Ziya Molla dün akşam Adam  Blok’a (Adam Block) haber göndermiş. Eski dostu olduğuna güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyeti’nin gördüğü korumanın, İngilizlerin karakteriyle bağdaşmaz olduğunu ve bunun kamuoyunda kötü etkiler yaptığını ve bu açıdan namuslu kmselerin temsil etmesi gerektiğini dolaylı olarak bildirmiş ve benim hakkımda çok kötü şeyler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu hatırlatmak isterim. Ziya Molla’nın damadının kız kardeşi eskiden benim eşimdi. Kendisinden boşandığımdan dolayı bu düşmanlık bana yöneltilmiştir. Durumun Adam  Blok Hazretleri’ne bildirilmesini… rica ederim…”

Altıncı Mektup Kesitleri:

“Saygıdeğer Üstat, Ankara’dan N.B.D 295/3’ten kuryeyle gelen 20 Ekim 1919 tarihli mektupta, K.D.S 93/1 emriniz üzere orada bırakılarak kendisi  Kayseri’ye hareket etmiştir. Emrin onaylanmış kopyasını da Galip Bey’e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği bittiği için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütün yayıldığını ve başındaki bozguncu liderlerden yakasını kurtaran Muhiplerimizin, şimdilik köylerde kalmak koşuluyla el altından işe başladıklarını müjdeliyor ve son planlarının verimli sonuçlanacağını bildiriyor. M.K.B düzgün Türkçesi sayesinde önemli rol çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor…Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere kurye 4.R burada tutulmuştur.

23/24.10.1919

Yedinci Mektup Kesitleri:

“Üstadım, Ali Kemal Bey dün o kişiyle görüşmüş. Basın işinde biraz ihtiyatlı olmak gerektiğini söylemiş. Bize daha önce herhangi bir gidişten yana yöneltilmiş fikir ve kalem erbabını buna aykırı bir amaca yöneltmek kolaylıkla mümkün olmaz Bütün devlet memurları ulusal mücadeleyi şimdilik iyi görüyorlar demiş. Ali Kemal Bey, emirlerinize harfi harfine uyacak, Zeynelabidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Özetle, işler bulandırılacak. Bugünlerde Fransız ve Amerikan çevrelerinde benim adımdan çok söz ediliyormuş. Bunun hikmetini hala anlayamadım. Ulusal mücadele taraftarlarının, bu hükümetin siyasi görevlileri üzerinde yaptıkları etkinin sonucu olarak hayatımın korunması size kalmıştır… Sivas Olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üstleniyor. Fakat uğursuz İttihatçı basın, bazen bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat etmek gerek. Paşamız hala sinirli.  “Ne zaman olacak” diyor. Ev meselesinin hala çözülmemiş olması, görüşmemizi zora sokuyor. N.B.S 495/1 Konya’ya önem verilmesini tavsiye ediyor… Ali Kemal Bey’in son felaketi üzerine üzüntünüzü bildirdiğinizi söyledim. Bu kişiyi elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir hediye sunmak için uygun vakittir… Hikmet’e ve Kadıköylüye numaralarını vereceğim, saygılarımı sunarım Üstadım.”

24.10.1919

Not: Birkaç defadır söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve taraftarlarına biraz müsait görünmeli ki kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe çok önem veriniz. Kendi gazetelerimiz ile taraftarlık edemeyiz.

“İstanbul hükumetinden medet umulmaz.” denilenlerden Ali Fuat…

Sekizinci Mektup Kesitleri:

“Aziz Üstat, seçimleri geciktirmek ve askıya almak için gerek Mustafa Sabri, gerek Hamdi ve  Vasfi efendilerle uzun uzadıya emriniz çerçevesinde görüştüm. İzinlerini aldım. Mahallelerde propagandalar başladı… Padişahın bu konuda aydınlatılması çok gereklidir. Amaca, üstatça görüş ve önlemlerinizle ulaşacağımızı garanti ederim.”

26.10.1919

Dokuzuncu Mektup  Tamamı:

“9.R kurye geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için emir verdim. Başarılarımızın ilk ürünlerini yakında alacağımızdan eminim üstadım.”

27/28.10.1919

Onuncu Mektup Kesitleri:

“Aziz Üstat,  Saray’da yeni hükümet kurulmasıyla ilgili hazırlık ve planların yer aldığı haberi duyulmuştur. Bu işin hızlandırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün bazı planları Kuva-yı Milliye taraftarlarından anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri’de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Teali Cemiyeti, söz vermesine karşın, bir varlık gösteremedi. Çetelerimizden bir kısmı bozguna uğratılıyor. Ne olursa olsun düşünülen hükümletin iktidara getirilmesi kesinlikle çok gereklidir. Ali Rıza Paşa’nın planlarımıza karşı engelleyici önlemler alacağını da düşünüyorum. Bozkır’a gidecek adamlarımız tanınmış kişiler olması nedeniyle fazlaca korkuyorlar. Konya’da K.B. 81/1’e sizin aracılığınızla olayın şiddetlendirilmesi hakkında… propaganda… gerekliliğini ze zorunluluğunu bildirir, saygıyla sunarım.”

29/30.10.1919

Not: Benim bir mektubumdan Hikmet’e söz edilmiş. Bu mektubun içeriğini nereden öğrenmişler?  Ben, Hikmet’le görüştüm. Ve bunun gerçek olduğunu büyük bir hayretle Hikmet’ten dinledim. Casus benim çevremde midir, yoksa sizin çevrenizde midir?

On Birinci Mektup Kesitleri:

“Aziz Üstadım, Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için bir kaç gün sonra verilen emir çerçevesinde hazırlık yapacaklarını, yalnız Kürdistan’a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödeneğe ihtiyaç olduğunu söylediler. D.B.R 3/141’den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş’ta Fransızlara karşı gereğinden fazla kışkırtmalar yaptıklarını ve kolordu komutanının izlediği yumuşak siyasete rağmen halkı kandırdıkları yazılıdır. Hükumet başkanlığına Zeki Paşa’nın getirilmesi hakkında bildirilen görüş doğru değildir. Bu kişi Kürtler üzerinde söz sahibidir. Eski Ermeni vuruşmaları unutulmuştur. Sizin görüşünüz, herhalde bugün için zamansızdır…Karşıdaki olayı diğerlerine de yaymaya çalışıyoruz. Saygılarımı sunarım.”

4.11.1919

The Orient News, İngiliz Hükümeti tarafından propaganda etkinliği için kurulmuş bir gazetedir. Gazetenin bu sayısında, Sait Molla’nın İngiliz Muhipleri’nin görüşlerini Türkçe İstanbul gazetesi ile temsil ettiğini, Vahdettin’in varisi olan ve sonraki Halife Abdülmecid Efendinin ise İngiliz Muhipleri Cemiyeti Onursal Başkanı olduğu yazmaktadır. Gazete, 1924 Aralık ayında, İngilizler tarafından doğruca, sonraki propagandalara zarar vermemesi için kapatılmıştır.

On İkinci Mektup

“Aziz Üstadım, Ahmet Rıza’nın Tan (Le Temps) muhabirine yaptığı açıklama elbette dikkatinizi çekmiştir. Emir Faysal’a Fransızlar ile anlaşma yapmayı önermesindeki anlamın taşıdığı siyasi incelik efendimizin gözünden kaçmamalıdır. Kuva-yı Milliye liderleri, Fransa’ya zamanında dikkate değer bir şekilde eğilim gösterdikleri gibi, Irak’ta çıkardıkları karışıklığın yanı sıra, diğer taraftan Suriye’deki egemenliğimize de darbe vurmak istiyorlar. Bu kuvvetin sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve kayıtsızlık,  İslam dünyasının İngiltere karşıtı olağanüstü galeyanıyla sonuçlanacaktır. Üzerinde dikkatle durulan bu noktayı önemseyerek görmek ve üst düzeydeki siyasi kişilerinize göstermek zorunludur. Bu düşüncemle, bilimsel değerinize karşı bir saygısızlıkta bulunduğum yargısına varamayız. Çünkü Türkiye üzerinde, sizden başka bir gücün etki ve egemenliğini sürdürmesi, siyasi amacımıza aykırıdır. Fransa, İitalya ve özellikle Amerika’nın gerek ileri gelenleri ve gerek basınıyla bu güce karşı gösterdikleri karşıt eğilimler, siyasi ve askeri üstünlüğünüzle rekabete girişildiğinin açık bir kanıtıdır. Ahmet Rıza gibi Klemenso’nun (Clemenceau) ve Pişon’un (Pichon), çeşitli siyaset adamlarının eskiden beri devam eden yakın dostluklarını kazanmış kişilerin Fransa’nın önemli bir rol oynayacağından ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerine çekebileceklerinden ve etkileyeceğinden emin olunuz. Bu kişinin İsviçre’ye geçeceğine ilişkin bilgiye göre aradan bir yolunu bulup  Fransa’ya geçmek isteğinde olduğuna inanabilirsiniz.  Balıkesir yakınlarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve A.R bölgesinde gizlenmiştir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor, beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek isteniyor. Karaman’dan D.B.S 40/5’ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda olduklarını ve Kayseri’den K.B.R 87/4’ten gelen mektupta da yakında harekete geçeceklerini bildiriyor. Ziya Efendi de H.K., C.H. bölgesinde örgütlenme tamamlandığından yalnız ödenekle oraya hareket etmek zorunda olduğunu söylüyor. İsterseniz durum hakkında sözlü olaak bilgi verecektir. Sıkı bir şekilde izlendiğimizi, plan ve hazırlıklarımızdan Sivas’ın düzenli olarak haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali’ye güvenmeyiniz. Sır saklayamaz… Ali Kemal Bey’in listeye alınması zorunludur. Bu kadar sırlarımızı taşıyan bu kişiyi gücendirirsek, planlarımız tamamıyla düşmanın eline geçer. Bu kişiyi sıkıca kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım.

5.11.1919

Not: Kemal yakalanmış, ona bağlı olması nedeniyle K.B.R 15/1’in örgütle ilişki derecesi meydana çıkmış demektir. Bu kişiyi korumak çok gereklidir.

Sait Molla’nın Mektuplarında Dikkat Edilmesi  Gereken Noktalar

Sait Molla’nın bu mektuplarından başkaca mektupları da savaş sırasında ve sonrasında ele geçirilmiştir, bunların bir kısmı da tarihçilerce yazılmıştır ancak savaş sırasında yazılan ve ele geçirilen bu mektupları kısmen tamamen ve kısmen kesitleri ile yazarak incelemek, hem bu dönemi anlamak hem de Sultan Vahdettin’i anlamak için çok önemlidir.

Sait Molla’nın mektuplarında bilinmesi gerekenler:

1- Bahsi geçen Hikmet Bey, İstanbul’a yakınlığı yüzünden sık sık İslamcı ayaklanmalara İstanbul Hükümeti ve İngiliz kışkırtması ile sahne olan Adapazarı’nda adı sık sık geçen bir isimdir. Ali Fuat Paşa’dan 28 Ekim 1919 tarihli gelen telgrafta da İstanbul’daki Heyet-i Temsiliye üyelerinin verdiği bilgiler aktarılmıştır. Bu bilgilere göre, Çerkez Bekir adındaki bir Hilafetçinin Adapazarı civarında çıkarttığı ayaklanmayı Padişah Vahdettin, Damat Ferit Paşa ve Adil Bey ile Sait Molla, Ali Kemal Bey bir heyet yaratarak fırsat bilmiştir.

2- Mektupların önemli bir kısmının tarihi Amasya Görüşmelerine giden bir süreçten olup, görüşmeler sonrasını da kapsamaktadır. Amasya Görüşmelerinin başladığı 20 Ekim 1919 günü, Amasya’daki Mustafa Kemal Paşa’ya gelen telgraflar şu şekilde bilgiler içermektedir. İstanbul’da Hürriyet ve ittilaf Fırkası, Askeri Nigehban Cemiyeti ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti bir blok oluşturmuştur. Bu blokta ise Ali Kemal ve Sait Molla adları ön plana çıkmaktadır. Bu bloğun amacı ise azınlıkları Kuva-i Milliyecilere karşı kışkırtmak, ayaklandırmak böylece Kuva-i Milliyecilere karşı İttilaf Devletlerinin harekete geçebileceği propagandayı başlatmaktır. Unutulmamalıdır ki, Ege Bölgesi, İtalyanlara verilmiş iken Paris Barış Konferasında, İngiliz Başbakanı, Akdeniz’de İtalyanlarla Fransızların kendisine rakip olduğunu düşünerek, Türklerin Yunanları öldürdüğü propagandasını hazırlamış ve Konferansta da Yunanistan’ın bölgeye asker göndererek kendi tebaasını korumasını önermiştir, bu duruma sinirlenen İtalyan Başbakanı Orlando ise Konferansı terk etmiştir. Böylece yapılan “katliam” propagandalarının hem nasıl işe yaradığını hem de Sait Molla’nın İngiliz Muhiplerine yazdığı mektuplarında Fransızları neden rakip gördüğü de anlaşılabilir. İngilizlerin buradaki temel amacı ise Yunanistan’ı güçlendirerek Akdeniz’de bir müttefik edinmekle beraber Süveyş Kanalı’nı güvence altına almaktır. Sait Molla ve Ali Kemal adlarının çabaları ile kurulan blok ve birinci maddedeki heyet, Ermeni ve Rum Patriklerini de yanlarına almışlardı, böylece İttilaf Devletlerinin temsilcilerine de başvurmuşlardı. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos Gazetesinde yayınladığı mektuplarla da Kuva-i Milliyecilerden korkan Ermenilerin göç ederek mallarını mülklerini bıraktığını yalanlarla duyurmaktaydı.

Ermeni Patriği Zaven Efendi, Ermenistan’ın Başkentinin Garin, yani Erzurum olacağını söylemekteydi.

3- Aynı şekilde Adapazarı ve İzmit başta olmak üzere Kuva-i Milliye karşıtı hareketler bu dönemde, Ferit Paşa Hükümetinin düşürülmesi sonrası alınan önlemlerle daha da artmıştır. İzlenen yol daha çok Damat Şerif Paşa ve bahsi geçen Polis Müdürü Nurettin Bey aracılığı ile Sivas’taki Temsil Heyeti’nin aleyhinde çalışırken Savunma Bakanı Cemal Paşa ve Ali Rıza Paşa aracılığı ile aralıksız olarak aleyhte çalışılmadığına yönelik bir telgraf trafiği ile oyalamak şeklindedir.

4- Mektuplarda adı geçen Hikmet Bey,  Kazım adında önceden asılmış bir kişinin kardeşidir. İstanbul’dan aldığı emir ve ödenek ile Adapazarı çevresinde çeşitli silahlı adamlar toplamaya başlamıştır. Mektuplardaki bahsi geçen ödenek de bunun içindir. Bölgedeki Karacabey’de de böyle çeşitli hareketler görüldü, Bursa’da da aynı dönem Gümülcineli İsmail, Kuva-i Milliye karşıtı bir hareket başlattı. Çeşitli hırsızlıklarda ve usülsüzlüklerde bulunan Nigehbancılar ve tutuklular da serbest bırakılarak isyanlara bu dönem gönderildi.  Hikmet Bey ile de ilgili olarak 28 Ekim 1919 günkü Ali Fuat Paşa’dan Amasya’ya gönderilen telgrafta, kendisinin Amasya’dan Adapazarı’na geldiğini, Mustafa Kemal Paşa’yı tanıdığını söyleyerek ulusal örgüt kurmaya kalktığını ve Sivas ile haberleşmeye çalıştığını belirtir. Ancak, kendisine ve ailesine tüm karşı olanların çoktan Ulusal Örgütlere katıldığını görünce Hikmet Bey karşı örgüt kurmaya başlamış, Ali Fuat Paşa’dan gelen istihbarata göre de Sait Molla, Hikmet Bey’i para ile tutarak Hristiyanlara karşı bir kışkırtma yapması için görevlendirmiştir.

5- Önemli olarak görülmesi bir diğer gereken nokta ise Padişah Vahdettin’in de bu hareketlere destek vermiş olmasıdır. Hem destek vermiş hem de destek verenleri tekrar tekrar görevlendirmiş ve bu kişileri Sivas Temsil Heyeti’nin istekleri ile de görevden almamıştır. Örneğin, Adapazarı ilçesinin Akyazı taraflarında ortaya çıkan Talustan Bey, İstanbul’dan para ve emirle gerelek, süvari olacaklara 30 ve piyade yazılacakara da 15 lira sözü veren Bekir Bey yani Çerkez Bekir ile Sapanca’nın Avçar köyünden Beslan adındaki bir tahsildar isyan için birleşmiştir. Tahir Bey adındaki Adapazarı Kaymakamı ise bu durumu haber alarak engel olmak istemiştir. İzmit’ten gönderilen bir binbaşı ve sağladığı yirmi beş kadar atlı ile kasabayı basmak isteyenlere karşı harekete geçmiştir. Lütfiye adı verilen bir köyde isyancılarla karşı karşıya geldiklerinde, Tahir Bey’e verdikleri yanıt;

“Padişah Hazretleri’nin hayatta ve yüce halifelik makamlarında olup olmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makine (telgraf) başına gitmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa’yı padişah yerine kabul edemeyiz.”

Şeklinde olmuştur. Tahir Bey İzmit Mutasarrıfı aracılığıyla gönderdiği telgrafta, isyancıların İstanbul’daki önemli kişilerle bağlantı içinde olduğunu hatta padişahın da bu hareketlerden haberdar olup onayladığını belirtmiştir. Telgrafa göre resmi olarak “Bekir’in orada toplanan kişilere, bu iş için İstanbul tarafından bir hafta süre belirlediler; beş gün geçti, iki günümüz kaldı. İşi çabucak bitirelim.” dediği bildiriliyordu. 23 Ekim 1919 günü Adapazarı Kaymakam Tahir Bey’e gönderilen telgraflta da Bekir Bey’e belirtilen önlemleri alması emredilirken İzmit’teki tümen komutanı da Adapazarı’na gönderilmiş, Düzce’ye de Ali Fuat Paşa gönderilmiştir. Belirtildiği üzere 5 gün sonra da Ali Fuat Paşa birinci maddedeki telgrafı çekmiş ve İstanbul’daki tertibi haber vermiştir.

6- Bir diğer nokta ise İngiliz Muhiplerinin de Ali Rıza Paşa’ya tepki almasıdır. Bunun nedeni Ali Rıza Paşa’nın her ne kadar İngilizler kontrolünde olsa dahi dostları Damat Ferit kadar  İngiliz destekçisi olmamasıdır. Aynı zamanda mektuplarda, Ahmed Rıza’nın da İtalyan Mandasından bahsettiğini de belirtmiştir. Bu duruma da tepki göstererek Fransızların da bu propagandanın içinde olduğunu söylemiştir. Böylece cemiyetin tamamen İngiliz çıkarları için çalıştığı, diğer İtilaf Devletlerini de tehdit olarak gördüğü anlaşılmalıdır.

7- Mektuplarda bahsi geçen ve Padişahın da haberdar olduğu söylenen olaylardan birisi de Sivas Olayıdır. Peki, Sivas Olayı nedir? Bu olay, dönemi anlamak için de ayrı bir öneme sahiptir.Şeyh Recep, Zaralızade Celal ve İlyaszade Ahmet Kemal adındaki üç İslamcı, İstanbul’daki Hürriyet ve İtilaf fırkasıyla ve yabancılarla, Padişahın da onayı ile bir harekete girmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Amasya Görüşmelerine Donanma Bakanı Salih Paşa ile görüşmek için giderken henüz Amasya’ya varamadan, adı geçen üç bozguncu, gece vakti Sivas merkezindeki telgrafhaneye girerek Anadoludaki tüm telgrafhanelere bir bildiri yayınlar. Kendilerine bağlı bir telgrafçı ile 18 Ekim 1919 günü şu bildiri Amasya’ya da ulaştı.

“16613 K. 82 Şifreli Telgraf, 18 Ekim 1919, Sivas

Donanma Bakanı Salih Paşa Hazretleri’ne ve Padişah Hazretleri’nin Yaveri  Naci Bey Hazretleri’ne

“Aylardan beri ülkemizde olan bitenleri anlamak ve bunların içyüzünü öğrenmek üzere il merkezlerine kadar zahmet buyurup gelmenizi ülke ve ulusun çıkarları adına hep birlikte diler, yine ülke ve ulus adına makine başına gelmenizi büyük bağlılığımızla istirham ederiz.”

Şehy Şemseddini  Sivasi Soyundan Recep Kamil, Zaralızade Celal, Din Bilginleri, ileri gelenler, tüccar ve esnaftan meydana gelen yüz altmış kişinin mührü vardır. İlyaszade Ahmet Kemal

19 Ekim 1919 günü de Mustafa Kemal Paşa’ya şu telgrafı göndermişlerdir.

“Amasya’da Mustafa Kemal Paşa’ya

Halkımız, padişah ve hükümetin düşüncelerini Salih Paşa’nın kendisinden veya güvenilir bir ağızdan işitilmedikçe, aradaki anlaşılmazlığa çözülmüş gözüyle bakmayacaktır. Dolayısıyla iki yoldan birini seçmeye zorunlu olduğumuzu sunarız.”

İlyas Zade Kemal, Zaralızade  Celal, Şemseddini Sivasi Soyundan Recep Kamil

Telgraflarda geçen anlaşmazlık, Anadolu ve Rumeli Müdafaa Cemiyeti Temsil Heyeti’nin ve Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın İtilaf Devletlerinin hiç bir emrini uygulamak istememesi, aksine silahlanarak mücadeleye girmesi, isyancı azınlıkların ve hilafetçilerin isyanlarını bastırması, işgalcilere karşı mitingler düzenletmesi, basın yayın yolu ile halkı örgütlemesi, askere alım şubeleri açması, İstanbul Hükümetinden yana olan tüm memurları görevlerinden aldırması ve İtilaf Devletlerine karşı Misak-ı Milliyi kabul edecek Meclis-i Mebusan’ı açtırmak için seçim hazırlıklarını sürdürmesidir. Tahmin edileceği üzere İstanbul Hükümeti bu durumun karşısındadır, Sait Molla’nın mektuplarında da geçtiği gibi Padişah da durumdan haberdar olup oluşturduğu heyet ile bu süreci yönetmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya’ya gitmek için yola çıkar çıkmaz Sivas’ta kontrolün elden gittiği izlenimini yaratan Sivas Olayı adlı bu olay, Sait Molla tarafından “biraz dağınık ancak yakında toplanacaktır” şeklinde nitelendirilmektedir. Sivas Valisi Reşit Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı destekliyor görünse de konu ile ilgili bir önlem almış görünmemiştir, aynı zamanda gece nöbet subayı olan kişinin de telgrafhaneye gelenlere bir şey yapmamış olması ile bölgedeki güvenlikten sorumlu komutanların da önlem almakta gecikmesi durumu daha da zorlaştırmıştır. Bozguncular, geçen zaman içerisinde “Mabeyn-i Hümayun aracılığıyla Halife Hazretleri’nin Yüce Katına” diye başlayan telgrafları da il merkezlerine göndermişler ve Halifeden, Padişahtan başkasına itaat edilmemesi gerektiğini belirterek, Milliyetçilerin bozgunculuklarına karşı Sivas halkının dayanamayıp telgrafhaneye akın ettiğini belirten propaganda telgrafları çekilmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında, Sultanahmet Mitingi

Bu durum, Kuva-i Milliye hareketini daha da zor duruma sokmayı sürdürse de Sivas’taki bu olay sonlandırılmıştır ancak kendisine Şemseddini Sivasi soyundan diyen bu şeyh, çalışmalarını çeşitli yerlerde İngiliz Muhipleri ile de sürdürmeye devam etmiştir.

8- Sait Molla’nın Mektuplarında Ali Galip Olayı ve Sultan Vahdettin Bağlantısı

Mektuplarda dikkat çekici bir diğer ayrıntı ise Galip Bey’dir. Galip Bey de aynı şekilde, Sultan Vahdettin’in hangi tarafta ve düşüncede olduğunu anlamaya yarayacak bir İngiliz Muhipleri ile bağlantısı olan kişiliktir. Henüz 1919 Temmuz Ayı sonlarında, Erzurum Kongresi sıralarında  Celadettin ve Kamuran Ali adlı iki şahsın, Kürt Aşiretlerini ayaklandırmak için İstanbul’dan yabancıların emri ile büyük bir para kaynağı ile gönderildiği Kuva-i Milliye’nin ve Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal Paşa’nın kulağındadır. Dahiliye Nazırı Adil Bey’in Sivas Valisi olması için gönderdiği Ali Galip, doğu illerindeki karışıklığı engellemek görevine sahipti ancak 3 Eylül 1919 tarihli Adil Bey ve Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa tarafından gönderilen emirname, tam tersi bilgi vermekteydi. Bu emre göre, Sivas’a gitmeli ve 100-150 kadar süvari ile Sivas’taki gerçekleşecek toplantıya olanak vermemesi gerekiyordu. İşte bu emirname de, 7 Eylül 1919 günü Mustafa Kemal Paşa’nın eline geçmişti. Bu olayın öncesinde, Hürriyet ve İttilaf Fırkası Sadrazamı Damat Ferit Paşa, 22 Haziran 1919 günü Amasya Bildirisi yayınlanmış, Mustafa Kemal’e İstanbul’a dön çağrısı yapılmış ancak dinlememiştir. Ardından, 8 Temmuz Gecesi, İçişleri Bakanı olan ve mektuplarda da adı geçen çok önemli şahsiyet olarak değerlendirilen Ali Kemal tarafından görevinden alındığı duyurulunca, Mustafa Kemal de istifa etmiş ve kendi deyimi ile sine-i millete dönmüştür. Amasya Genelgesinde, Sivas’ta bir Kongre düzenleneceği söylenmektedir, bu yüzden de İstanbul Hükümeti, buna engel olmak için Ali Galip Bey’i Mustafa Kemal’i tutuklaması için göndereceği bir tertibe girişir. Erzurum Kongresi ile de Başkan seçilen Mustafa Kemal Paşa, Doğu Anadolu Müdafai Hukuk Cemiyetini kurarak, tüm bölge Milliyetçilerini birleştirmiş ve Doğu Anadolu için Heyet-i Temsiliyeyi kurarak Sivas Kongresi ile de tüm yurdu temsil edecek bir kurul haline gelmiştir. Manda peşinde koşanları ya da işgallere ses etmeyip düşmanın iradesini kabul edenleri İstanbul Hükümetine karşı çeviren Mustafa Kemal’in durdurulması, Saltanat, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck ve Hürriyet ve İttilaf Fırkası Sadrazamı Damat Ferit Paşa için kesin bir gereklilik olarak görülmüştür çünkü işgaller yavaşlamış, Türk Ordusu terhisleri durdurmuş, azınlık çetelerinin katliamları dünyaya duyurulmak istenmiş ve Sevres Antlaşması tanınmamıştır. İngiliz Yüksek Komiseri  Amiral De Robeck, bunun üstüne İngiliz Dışişleri Bakanlığına yazdığı raporlarda, Türk Milliyetçiliğinin doğurabileceği tehlikeli hali raporlamış, aynı dönemde de Karadeniz İşgal Orduları Generali Milne, Mustafa Kemal’in çağrılması için İstanbul Hükümetine baskı yapmıştır. İngilizlerin temel korkularından birisi ise Milliyetçilerin Musul-Kerkük, Halep-Rakka gibi petrol zengini ve Türklerin çoğunluk olduğu, Mondoros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Türklerde bulunan bölgeleri alabilecekleri, Bolşeviklerle müttefik olarak boğazları da geri alabilecekleri, Süveyş Kanalını tehdit altına alırken de tüm gezegende sömürgecilik karşıtı bir isyan silsilesinin başlamasına neden olunabileceğiydi, İstanbul Hükümeti ise kendi varlığını bir isyancıya karşı korumakla birlikte, kendisini işgal etmesinden korktuğu İngilizlerin sözlerini dinlemenin peşindeydi. Böylece bir müttefiklik gelişmekte olup, dönemin gazeteleri, Sait Molla gibi İngiliz Muhipleri üyelerinin çalışmaları ile de Milliyetçileri katiller olarak gösterirken dünya gazeteleri de Milliyetçilerin hak iddia ettiği toprakları göstererek çeşitli tartışmalar yaratmaktaydı.

Son Halife ve o dönemde Veliaht olan Abdülmecid Efendi’nin bir başka açıklaması.

Malatya’ya gelecekleri duyulan Ali Galip Bey için 3 Temmuz 1919 günü, Diyarbakır 13. Kolordu Kurmay Başkanı Halit Bey’e ve Canik Mutasarrıfına gerekli emirler Mustafa Kemal Paşa tarafından verilmiştir. Ardından 20 Ağustos günü, İstanbul’dan bahsedilen kişilerin harekete geçtikleri anlaşıldığı için 13. Kolordou Komutanlığına özellikle Mardin İstasyonunun gözetim altına alınması için emir verilmiştir. Sivas Kongresinin ikinci günü yani 6 Eylül’de ise 13. Kolordu Komutanlığından gelen telgrafta, Bedirhan Aşiretinden Celadet, Kamuran ile Diyarbakırlı Cemilpaşazade Ekrem adlı üç kişinin yanlarında daha önce Milliyetçiler hakkında Diyarbakır’da olumsuz propaganda yapmış bir subay bulundurarak Kürt isyancılarla birlikte Elbistan ve Akçadağ üstünden Malatya’ya geçtiği yazıyordu. 15. Kolordu Komutanı Kazım Paşa (Karabekir) 3. Kolordu Komutanlığına, 6 Eylül 1919 günü 529 sayılı şifre telgrafında, bu konu ile ilgili şu iletiler verilmektedir; “Yabancı subayın bölgede, Kürt, Türk ve Ermeni nüfusunu inceleyeceğini, İstanbul Hükümetinin izniyle göreve çıktığını, Malatya’daki Süvari Alayının mevcudu az olduğu için Kürt isyancılarla gelenleri tutuklayamadığı ancak hemen tutuklanması için İstanbul’a başvurulduğu 13. Kolordu’dan bildirilmiştir. Bu adamların hangi maksatla nereleri gezecekleri de Harput Valisi’ne soru halinde iletilmiştir.” Burada bahsi geçen yabancı subay ise hem  Kurtuluş Savaşı boyunca hem de sonrasında Kürtleri kışkırtmakla meşgul olacak olan İngiliz Binbaşısı Noel’dir. Ali Galip Olayının tamamını mevcut konudan sapmamak maksadı ile bu makale içine yerleştirmemek ile beraber bazı noktalara da değinilmelidir. Görüleceği üzere Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında, Ali Galip Olayı’nın temelindeki kişilerde, İstanbul Hükümetinin doğrudan katkısı vardır. Hatta, Malatya’daki askeri birlik, tutuklama yapmak yerine İstanbul Hükümetine danışmış, isyancı beş on Kürt’e karşı bir Süvari Alayı da mevcudu az görülerek çekingen kalınmıştır. Belediye başkanı isyancıları karşılamış, mutasarrıf da aynı şekilde bu karşılamaya katılmış, bölgenin kuzey doğusundaki Kazım Paşa (Karabekir) de Harput Valisi’nden durumu öğrenmeye çalışmış. Halbuki Harput Valisi, Ali Galip’in kendisidir. Daha sonra, Mustafa Kemal Paşa, Diyarbakır’daki 13. Kolorduyu şüpheli bulduğu için de doğrudan Kolordunun Kurmay Başkanı Halit Bey ile iletişim kurmaya başlamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında koşulların anlaşılması için de bu durum önemlidir. Havza Genelgesine sadece Mustafa Kemal’in imza attığı ve diğerlerinin idam edilirim korkusu ile parmak bastığı bu dönemlerde, bağımsızlıktan bahsetmek, mandacılığa ve işgallere karşı gelmek,  Türk Ordusunun ne kendi içinde ne de Generallerinin ve Kurmaylarının tamamı ile kendisinde bulabildiği cesarettir.

Bunun sonrasında ise 1 Eylül 1919 günü kişiye özel olarak yazılan telgrafta, 3. Ordu Komutanının imzası ile 13. Kolordu Kurmay Başkanına şu emirler verilmişti; Malatya Mutasarrıfı Halil, Kamuran Celadet, Ekrem  Beyler ve Vali Galip ile İngiliz Binbaşının yakalanması ve Sivas’a gönderilmesi için Elazığ’daki 15. Alay Komutanı İlyas Bey’in 60 kadar süvari ile Harput üstünden 9 Eylül’e kadar Malatya’ya harekete geçmesi istenmiştir. Bunun üstüne ise Yarbay Halit Bey, “Tutuklama ile ilgili isteği öğrendiğini ancak Komutan Beyin bunu yapmayacağını, kendisini tanıdığını ve bu yüzden İstanbul ile haberleştiğini vurgulamış ve ne yapması gerektiğini sormuş, şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir.” diyerek de cümlelerini sonlandırmıştır.  8 Eylül günü ise Alay Komutanı İlyas Bey, 13. Kolordu Komutanının emri olmadan hareket edemeyeceğini söyleyerek hareketinin engellendiğini belirtmiştir. Bunun üstüne Mustafa Kemal Paşa, 13. Kolordu Kurmay Başkanı Halit Bey’in İstanbul Hükümetinin alçaklıklarının ortaya çıktığını, onlardan emir beklemenin aymazlık olacağını, eğer Komutan Bey bu işi yapmıyorsa, kendisinin komutayı alması gerektiğini belirtmiştir.

Ardından 3. Ordu Kurmay Başkanı Zeki Bey’in şifre dışı imzasıyla, Alay Komutanı İlyas Bey’e de aynı şekilde emir verilmiştir. Ardından 12. Süvari Alayı Komutanı Cemil Bey ile iletişime geçilerek gelen isyancı Kürtlerin durumu hakkında bilgi alındı ve kendisinin de o kadar gücü olduğunu belirtti. Mustafa Kemal Paşa ise bu durumu yeterli görmüş ve biraz da subayların manevi gücünü anlamak için süvari ve topçu alayının yalnız subaylarının dahi bu işi yapabileceğini söylemiştir. Vali’nin tutuklanma emrine şaşıran 12. Süvari Alayı Komutanı Cemil Bey de 13. Kolordu Komutanı emretmeden bunu yapamayacağını söylemiştir.

Mustafa Kemal Paşa, artık daha fazla bu ordu birimine baskı yapamayacağını düşünerek, Ali Galip ve yanındaki Celadet, Kamuran, Ekrem Beyler ile İngiliz Binbaşısının göz hapsine alınmasını istemiştir. Günde iki kez de rapor verilmesini emreden Mustafa Kemal 9 Eylül Sabahı, Halit Bey’den İlyas Bey’in eğer yoğun bir direniş olursa geri çekilmesinin mazur görüleceğini belirterek kendisinin 52 Katırlı asker ve iki makineli tüfek ile yola koyulduğunu belirten bir telgraf almıştır. 9 Eylül günü Mustafa Kemal ayrıca özel çabaları ile Aziziye’den iki süvari bölüğünü ve Siverek’ten de bir bölüğü Malatya’ya göndermiştir.

Okuyucuya sunulan bu telgraflar, Kurtuluş Savaşı sırasındaki iletişimi, psikolojiyi ve koşulları kendisine gösterme amacına sahiptir. Oldukça ayrıntılı bir olay olan Ali Galip Olayı’nın bu yüzden devamına geçilerek, Molla Sait’in mektuplarının sonrasına yani doğrudan İngiliz Muhipleri ile ilgili anılara, belgelere geçmek uygun olacaktır. Söz konusu tertibe katılanlar arasında, mektuplarda adı geçen Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir ve Vahdettin hain mi tartışmasında, hain olmadığı yönünde tezlerin kaynağı olan Mevlanzade Rıfat, Hürriyet ve İttilaf Fırkasından Konya mebusu Zeynelabidin (mektuplarda adı geçmektedir), Karesi mebusu Vasıf ve adıyla meşhur Mustafa Sabri Efendi bulunmaktadır. 22 Aralık 1918 gününde, henüz 1919’a dahi girilmemişken Kürtlere özerklik verilmesi koşuluyla, Saltanata bağlı kalacakları söylenmişti, böylece aralarında Hürriyet İttilaf Fırkası ile Kürdistan Teali Cemiyeti bir anlaşma imzalamıştı. İngiliz Yüksek Komiseri Mali Müşaviri Tom Hohler da Ali Galip Olayının geliştiği günlerde, Kürtlerin Mustafa Kemal’i yok ederek özerklik alma sözünü yeniden aldıklarını belirtir. Ali Galip Olayının üstünde bu kadar uzun durulmasının nedeni de budur, geniş bir kitleyi barındıran bu olay, dönemin dinamiklerini iyi yansıtmaktadır. Daha sonra yazılacak bir makalede daha da ayrıntılı işlenecek Ali Galip Olayının sonucuna ve tertibin dağıtılmasına gelinir ise, neler olmuştu?

  • Malatya Mutasarrıfı Halil Rami Bey’in evinin etrafı sarıldı ve telefon hatları kesildi.
  • Birliklerin geldiğini öğrenen Ali Galip, Binbaşı Noel, Kürt Teali Cemiyeti Üyeleri, Mutasarrıf Halil Kahta yönünde kaçarak Malatya’dan ayrılmıştır.
  • İsyancılar kaçarken, Mutasarrafın evinde bir belge unutmuştur. 16 Eylül 1919 günü 13. Kolordu Komutanlığına, 3. Kolordu Emir Subayı Recep Zühtü, ele geçirilen belgeyi bildirir. Belgede “mektuplarda geçtiği gibi” Mustafa Kemal ve ona yardım edenlerin yok edilmesi için 6,500 liralık ödenek ayrıldığı yazmaktadır.
  • Kahta Yönünde kaçan İsyancıları Jandarma Yüzbaşısı Faruk Bey takip etti. Faruk Bey, yaptığı incelemede Siverek’ten Dersim’e kadar olan geniş bir bölgeden bütün Kürt aşiretlerinin haberdar edilerek Raka köyüne isyancı ve silahlı adamlar gönderdiklerini tespit etmiştir. Yüzbaşı Faruk, Urfa’da bulunan İngiliz Tümeninin de Kürt İsyancılara yardım edebileceğini belirterek Sivas üstüne yürüyeceklerini, Malatya’da bulunan 15. Alay Komutanı Süvari İlyas Bey’e rapor etmiştir.
  • Albay İlyas Bey bunun üstüne 11 ve 12 Eylül günleri çektiği telgraflarla yaşananları haber vermiş ve 9 Eylül 1919 tarihli  Mustafa Kemal Paşa’dan gelen emirleri içeren telgrafların uygulandığını da belirtmiştir.
  • İlyas Bey, 12 Eylül günü telgraflarda hala Mutasarrıf Halil Bey’in bazı tekliflerini Sivas’a bildirerek kafalarının karışık olduğunu belli etmiştir. Ardından Jandarma Yüzbaşısı Faruk Baytar’ın verdiği bilgiler ile isyancı Kürtlerin taleplerini sıralamıştır.
  • Mustafa Kemal Paşa, psikolojik bir üstünlük sağlamak için “Heyet-i Temsiliye” adı ile bir telgraf gönderir, henüz kongre toplanmadan “heyet adına” imzasını kullanarak, kendi imzasının dışında da ayrı bir telgraf göndermiş, Adıyaman ve Maraş civarındaki işgal ordularının güçsüz olduğunu, İlyas Bey’i korkutmak için düşman propagandasının kendisine söylendiği ve inanması gerektiği vurgulanmıştır. İlyas Bey ise, Kürt saldırısı karşısında Malatya’nın direnemeyeceğini söylemiştir ancak yardım istemekle birlikte ellerinden geleni yapacaklarını vurgulamıştır.
  • İlyas Bey, 1919’un 12 Eylül gecesi, kendisi ile haberleşmek için telgrafhanede bırakılan haber alma subayına bu sefer ilginç bir bilgi verir. Malatya’ya Mösyö Peel adında bir İngiliz Albayının geldiğini ve Diyarbakır yöresinde bölge ileri gelenleri ile görüşmek için orada olduğunu belirtmiştir. Kaçak Binbaşı Noel hakkında bir bilgisi olmadığını ancak İngiliz hükümetinden habersizce bir subayın böyle işlere karışmasının normal karşılanamayacağını, eğer kendisi bir suç işlemişse de cezalandıracağını söylemiştir. İlyas Bey, hem Valinin hem de Binbaşı Noel’in çağrılmasını Albay Peel’in istediğini, kendisinin ayrıca iki gün sonra Harput’a gideceğini, İstanbul Hükümetini tanıdığını ve giriş belgesinin de olmadığını belirtmiştir ve Harput’a ziyaretine izin verelim mi, Valiyi çağıralım mı diye sormaktadır.
  • Malatya’daki 15. Alay Komutanlığına, 1919 12 Eylül gecesi çekilen cevap telgrafında, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın asla Osmanlı ülkesinde bir işi olmadığı söylenmiştir. Ayrıca, ülkeden çıkana kadar kendisine eşlik edip, kendisinin herhangi bir yetkili ya da aşiret ile görüşmesine izin verilmemesi emredilmiştir.
  • 12 Eylül günü yaşanan bu haberleşme ile Türk Askerinin bölgeden çekilmemesi, isyancıların takip edilmesi durumu şiddetle değiştirmiştir, Kürt Aşiretleri kararsızlığa düşmüş ve kısa sürede dağılmıştır. Ali Galip ilk olarak Urfa’ya İngiliz Tümenlerinin denetimindeki bölgeye kaçmıştır. Oradan da Halep’e geçmiştir, Binbaşı Covbertin Noel ise gözaltında Elbistan’a gitmiştir. Bütün bu olaylar sonrasında ek bir bilgi olarak, Mustafa Kemal, 24 Eylül 1919 günü, Heyet-i Temsiliye Başkanı sıfatı ile Kafkasya ve Anadolu topraklarında Amiral Bristol başkanlığında inceleme yapan Amerikan Heyetine muhtıra sunmuştur. Türklerin, Hindistan ya da Mısır gibi bir esir sürüsüne sömürülerek dönüşmeyeceğini sert bir dil ile söylemiştir, 30 Eylül 1919 günü de Amerikan Yüksek Komiseri Bristol, Washington’a gönderdiği raporda, İngilizlerin, Türk Milliyetçilerini, Kürt Milliyetçiliği ile boğmak istediğini vurgulamıştır.
  • Bütün bu olaylar ile  Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti ile önceden bahsedildiği gibi iletişimi kesmiş ve ayrıntılı olarak geçmişteki makalelerde aktarıldığı üzere de Damat Ferit Paşa hükümeti düşmüştür. Ardından ise Temsil Heyetini oyalamak için farklı oyunlar çeviren göstermelik bir Ali Rıza Paşa Hükümeti gelmiş ancak o da uzun sürmeden yerini yeniden Türk Milliyetçilerini dinsiz ilan ederek fetvalar çıkaracak ve bu fetvaların gene Padişah  Vahdettin tarafından da onaylanacağı 5 Nisan 1920 dönemi başlamıştır. Şeyhülislam Dürrizade ise istenilen fetvayı 11 Nisan 1920 günü yayınlamıştır.
Binbaşı Covbertin Noel

Burada, Ali Galip Olayı ile ilgili son noktayı, İstanbul Hükümetinden Dahiliye Nazırı Adil Bey ile Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşanın 3 Eylül 1919 günkü Ali Galip’e  ödenek ve verilecek güç ile ilgili gönderdikleri telgraflardan kısa kesitler ile şimdilik koymak, asıl konudan sapmamak ve gelecekteki bir makaleye hazırlık için yeterli olacaktır.

“Elazığ Valisi Galip Beyefendiye

Belirtilmiştir ki, Padişahın hakkındaki yüce emri bugün çıkacaktır. Bu açıdan kesinlik kazanmıştır. Emir şudur: Bildiğiniz üzere Erzurum’da Kongre adı altında bir kaç kişi toplanarak bir sürü kararlar aldılar. Ne toplantıyı yapanların ne de onların aldığı kararların bir önemi vardır. Ancak bu şekildeki olaylar, ülke çapında dedikodular ortaya çıkartmaktadır. Avrupa’ya da haberler abartılarak gidiyor. Bundan dolayı istenmeyen etkiler doğuyor. Ortada hiç bir öneme sahip olmayan bu hareket yüzünden, yakında İngilizlerin Samsun’a asker çıkaracakları tahmin ediliyor. Hükümetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği telgraflar, dikkate alınmazsa, malum genelgeler çiğnenirse, yabancı kuvvetlerin Sivas’ı ve oradan da ilerleyerek pek çok yerleri işgal etmeleri kaçınılmazdır…Zaten Sivas halkının bazı tanınmış kimselerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk bu politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları baskılardan pek nefret etmiş….Gerçi, Sivas’ta kongre toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç birşey değilse de…güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda bulunması başarı sağlama bakımından uygun görülmektedir…Kürtlerden güvenilir yüz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gidildiğini hiç kimseye sezdirmeden, Sivas’a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda vararak… karşınızda başka bir kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak toplantıya meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp, göz altında İstanbul’a gönderebileceğiniz âşikârdır…

…Sivas’ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur;

Zâtıâlilerinin Sivas ve komutanlığına tayinleri Meclis-i Vükelâ kararıyla Padişah Hazretleri’nin yüce buyruklarına sunulmuş ve gereği şerefle onaylanmış olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı Sivas’taki sivil ve askerî memurlardan gerekenlere gösterip, vali ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve durumu hemen bildirmeniz tebliğ olunur.”

Telgrafın tamamı, ileride Ali Galip Olayı için yazılacak makalede yer alacaktır ancak atlanan kısımlarda, aşiretlerden yardım alınması, jandarma yazılacaklara verilen maaşlar ve nüfuzlu, zengin kişilerin vereceği desteklerden bahsedilmektedir. 6 Eylül 1919 tarihli ikinci telgraf ise Ali Galip’ten olup şu şekildedir;

“Eşkıya takibi için gönderilecek kuvvetin masraflarının jandarma ödeneği hesabına malsandığından karşılanması zarurîdir. Kaç kuruş sarf edileceğinin ve gönderilecek kuvvetin miktarı ile hareket gününün hemen bildirilmesi.”

Dahiliye Nazırı Adil Bey, 8 Eylül 1919 günkü cevabında şöyle söylemektedir;

“…Sonra, asker yok denecek kadar azdır. Bu hareketi idare etmekte olanlar, malûm şahıslar ile komutan ve subaylardan bazılarıdır…Oysa, millet bu işlere taraftar değildir…Bununla birlikte, gazeteler her nasılsa Sivas’a tayininizden bahsetmiş olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem kazanmıştır…”

Ertesi gün, 9 Eylül 1919 günü gelen cevap şu şekilde olmuştur;

“Bu ayın 14’üncü günü yeterince kuvvetle eşkiyanın peşine düşüp ve yakalanması için Malatya’dan hareket edecek şekilde gerekli tedbirler alınmıştır. Tanrı’nın yardımı ile çarpışmadan başarılı sonuç alınacağına güven buyurulsun. Yalnız yazıların cevapları ve gerekleri geciktirilmemelidir.”

Mustafa Kemal Paşa, bu telgrafı okurken, Ali Galip’in savaşmak için pek hevesli ve kendinden ümitli olduğunun anlaşıldığını da belirtmiştir. Bununla birlikte, Sivas Valisi Reşit Paşa ile Dahiliye Nazırı arasındaki telgraflarda da Adliye Nazırı Adil Bey şu sözleri söylemiştir;

“Elbette Halife Hazretleri’nin yüce buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz!”

Rauf Orbay, Bekir Sami Bey ve Atatürk, 4 Eylül 1919, Sivas Kongresi Günlerinden.

Ali Galip Olayı ile ilgili söz konusu makale içinde daha fazla ayrıntı vermek gereksizdir, görülebileceği üzere, Kürt Teali Cemiyeti, İngilizler, İngiliz Muhipleri, Sultan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Sait Molla, Mustafa Sabri, Seyit Abdülkadir, Mevlanzade Rıfat gibi pek çok ad katılarak, Kurtuluş Savaşını daha doğmadan boğmak istemiştir. Bunun temel nedeni ise aşikardır, kurtuluşun mümkün olmadığına inanarak, kurtuluşu ancak İngilizlere yaranmak ve onların isteklerine boyun eğmek olarak görmeleridir.

Sultan Vahdettin ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti Arasındaki Diğer İlişkiler

Padişah Vahdettin’in İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile olan ilişkileri sanıldığı kadar gizli bile değildir. Kendisi Hazine-i Hassa Müdürü Refik Bey aracılığı ile İngiliz Muhipleri üyesi olan pek çok ad ile görüşmüştür, aynı kişi aracılığı ile İşgalcilerin istihbarat örgütleri ile de görüşmeler düzenlemiştir. Meclis Başkanı Halil Menteşe bu dönemi şu şekilde aktarmaktadır;

“O günlerde Vahdettin, rahatsızlığı nedeniyle Hareme çekilmiş, arzu etmediği ziyaretçileri kabul etmiyordu; fakat harem kapısından geceleri Papaz Frewleri hoca Sabrileri, Ali Kemalleri kabul ediyordu.”

Molla Sait’in mektuplarından, yukarıda adı geçen herkes artık tanınmaktadır, aynı makale içerisinde bir daha tekrar üretmeye gerek bulunmamaktadır. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı da yapacak ve Kurtuluş  Savaşı’na da katılmış Ordinasyus Prof. Yusuf Hikmet Bayur, anılarında şöyle yazmıştır.

“Papaz Frew gibi İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin habis ruhu durumunda olan İngiliz casuslarıyla gizlice ve sık sık görüşen Vahdettin’in… onlarca kışkırtıldığı da güvenle düşünülebilir.”

Gene Kurtuluş Savaşına katılmış, Tayyare Cemiyeti  Kurucusu, Darülfunun Hukuk Şubesi mezunu, ve milletvekilliği de yapmış Derebeyi ve Dersim gibi kitaplar yazmış Neşit Hakkı Uluğ şu sözleri söylemiştir:

“Saray ile İngiltere arasında bir haberleşme aracı olacak… bu alçaklığı yapacak, üstlenecekler vardı. Bunlar, bir ‘Sultanzade’ ile Rahip Frew denilen kimseler olsa gerekir. Çünkü, Sultanzade Sami, Vahdettin’in kız kardeşinin oğlu olup, kendisi gençliğinde bir İngiliz mürebbiyesinin eline verilmiş, veya bir İngiliz öğretmen tarafından yetiştirilmiş, olmasından dolayı daima işin içine İngilizleri karıştırırdı. Rahip Frew denilen şahsı saraya dolandırmak da bu Sultanzade’nin ilgisi vardır. Bazı kişilerin telkinleri, Sultanzade ile Rahip Frew’in teşvikleri Vahdettin’e pusulayı şaşırtmıştır.”

Gotthard Jaesckhe, gene Kurtuluş Savaşı ve İngiliz Belgeleri adlı kitabında, Sultan Vahdettin’in İngiliz Muhiplerinin hemen hemen her üyesi ile sıkı ilişkiler içinde olup, kendisinin Sait Molla aracılığı ile İngiliz Hükümetine kur yaptığını belirtmiştir. Tarih alanında da çalışmalar yapmış Fethi Tevetoğlu ise Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar adlı eserinde, İngiliz Muhipleri cemiyetinin kurucularından birisinin Padişah Vahdettin olduğunu yazmıştır.

Kendisi sözlerini şu şekilde sıralamıştır:

“Türkiye İngiliz Muhipler Cemiyeti, başta Padişah VI. Mehmet Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Adil, Mehmet Ali ve Saadettin Beylerle, Ayan’dan Hoca Vasfi efendi olmak üzere, İngilizlerin idareye biran önce el koymasını isteyen ve İngiliz himayesi projesini hazırlayan, milli güç ve güvenden yoksun, umudunu yitirmiş gafiller, korkaklarla, bir takım satılmışlar tarafından, İngilizlere muhabbet ve taraftarlık, kendilerine çıkar sağlamak için, Milli Mücadele’ye karşı kurulmuş bir ihanet şebekesidir.”

Peki, İngiliz yazarlar ve dönemden askeri yetkililer yanı sıra, Ruslar bu konuda ne düşünmektedir? Aynı dönemde, Bolşeviklerin savaş sırasındaki Ankara Büyükelçisi Aralov, İngiliz Muhipleri cemiyetinin kurucularından birisinin de Vahdettin olduğunu şu şekilde belirtmiştir.

“İngiliz Muhipler Cemiyeti, İstanbul’da, İngiliz intelligence Service teşkilatının temsilcisi Rahip Frew’in para desteği ile Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından kurulan gerici bir teşkilattır. Bu derneğin başında o zamanlar çıkmakta olan gerici (Yeni İstanbul) gazetesinin sahibi Sait Molla bulunmaktaydı.”

Mazhar Müfit Kansu, Kurtuluş Savaşı’nın önemli adlarından olarak 4 Mart 1948 yılında Son Telgraf Gazetesinde yayınladığı ve Türk Tarih Kurumu tarafından sonradan iki cilt halinde “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” adlı kitabında, İngiliz Muhipleri Cemiyetinin kuruluşunu Mustafa Kemal Paşa ile olan bir konuşmasından şu şekilde aktarmaktadır:

“Bir gece Mustafa Kemal Paşa’nın yatak odasında birkaç arkadaşla görüşmekte ve durumu Paşa bize anlatmakta iken, birdenbire Paşa ayağa kalktı: ‘Siz Rahip Frew’e yalnız devlet mi para veriyor da bu teşkilatı yapıyor zannediyorsunuz? Ben Padişah’ın da buna yardımda bulunduğunu zannediyorum. Siz ne fikirdesiniz?’dedi. Biz de ‘ihtimaldir’ dedik ve sonra Paşa, ‘Dahası var, bu Rahip Frew, benim aldığım özel bilgiye göre hükümetin de en sevgilisi. Görüyorsunuz ya, bir papaz hayatımızla, istiklalimizle nasıl oynuyor. O papaz, memleketinin Türkiye üzerinde nüfuz ve hakimiyetine çalışıyor.

Ulemadan Sait Molla da Türkiye’nin hakimiyetini kaybederek İngiliz hakimiyeti altına girmesi için çalışıyor’ diye çok öfkelendi. Hüsrev Sami de bu sıra, ‘Ya Padişah?’ dedi.
Mustafa Kemal Paşa, ‘Evet o da Sait Mollayı evvel (Sait Molla’nın öncüsü). Fakat arkadaşlar, bu millet hiçbir zaman, bir hain Padişahın, bir Rahip Frew’in, bir Sait Molla’nın esiri, eğlencesi olamaz. Cihanı başlarına toplasınlar da gelsinler, iş kalabalıkta değil, hak ve hakikattedir. Hak ve hakikat ve millet rehberimizdir. Mutlaka biz muvaffak olacağız. Şimdiye kadar olduğu gibi bütün engelleri aşacağız. Vakit yaklaştı. Pek yalanda tam istiklal ve hakimiyetimize kavuşacağız’ diyerek, bizim de yeniden manevi kuvvetimizi arttırdı.”

Sultan Vahdettin, İngiliz Destekçiliği ile acil ve hayati bir durumda, İngiliz Sömürgeciliğini kurtarıcı olarak görmüştür, Kuva-i Milliye içinde,  Sivas kongresinde dahi İngiliz-Amerikan-Fransız mandasını savunanlar olurken bu durum hiç şaşırtıcı değildir. Sultan Vahdettin, tüm savaş boyu etkinliği boyunca da Damat Ferit Paşa, İçişleri Bakanı Ali Kemal, Adil Beyler ve Zeynel Abidin, Hoca Vasfı gibi Hürriyet ve İttilaf  mebusları ile Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi kişilerce İngiliz Muhipleri Cemiyetiyle bağlantı kurmuş, Rahip  Frew ve Sait Molla ile de böylece sıkı fıkı olarak İngiliz Hükümeti ile bir köprü oluşturmuştur.

Kurtuluş Savaşından bir hücum karesi.

Bir önceki makalede, Vahdettin’in 24 Kasım 1918 tarihli Ward Price’a Daily Mail Gazetesine verdiği röportaj hatırlanmalıdır. Burada, “Ermenilerin çektiği çileler ve yaşadıkları, İngilizlerin Türkiye’ye karşı hislerinde bu yüzden değişim olduğu” vurgulanmıştır. Kendisinin tahta çıktıktan kısa bir süre sonra da İngilizlerin, Vahdettin’in Alman mı İngiliz mi destekçisi olduğunu İngiliz istihbaratının merak edip raporlarına yansıtması bu yüzdendir. Avusturya-Macaristan İmparatoru öldürülür, Bulgar Kralı öldürülür,  Alman Kayzeri öldürülür iken  Osmanlı İmparatorunun öldürülmemesi bu yüzdendir. 1918’de biten savaş sonucu Almanlarla, Avusturyalılarla ve Bulgarlarla doğruca barış anlaşması imzalanırken Osmanlı ile barış anlaşmasının 1920’nin Temmuz’una kadar ertelenmesi de, Mondoros Ateşkes Antlaşmasının çok daha ağır bir barış anlaşmasının koşullarını meşrulaştırılan işgallerle azınlıkları koruyormuş bağlamında gerçekleştirilmesi, dini ve kültürel yapısı karmaşık bir coğrafyaya istenilen şekli vererek barış anlaşmasının gerçekleştirilmesidir. Bu konuda ise Sultan Vahdettin’i kullanabileceklerini görmüşlerdir. Hatırlanmalıdır ki, Musul’dan, İzmir’e kadar tüm çekilme emirlerini veren Vahdettin olup, savaş çıkmaması için Kuva-i  Milliyenin elindeki silahları toplatan da gene kendisidir, hatta Samsun’a gönderilen Mustafa Kemal Paşa’nın dahi görevi,  İstanbul Hükümetince verilmiş, Vahdettin imzası ile son olarak yürürlüğe girmiştir ki görevi gene, Türklerin elindeki silahların toplanmasıdır. Böylece hem İngilizlerin, hem Sultanın hem de Kemalistlerin bakış açısı daha iyi anlaşılacaktır.

Sultan Vahdettin İngilizlerden Türkçülere Karşı Aralıksız Yardım İstedi Mi?

Sultan Vahdettin, tahtını belirtilen gerekçeler ve acil koşullardan ötürü koruyabilmek adına İngilizlerden sık sık yardım istemiştir. Bunun önceki makalelerde bazı gizli anlaşmalar halindeki tezahürü maddeleri, kısımları ve bazılarının açığa çıkma öyküsü ile açıklanmış olup farklı ayrıntılar burada belirtilecektir. Vahdettin’in İngilizlerden yardım istemesinin ilk örneği, Kasım 1918 döneminde olmuştur.  Sadrazam, Brityanya’ya bir gizli temsilci göndermek istediklerini, İngiliz Yüksek Komiserliğini, ekonomik, siyasi konuları görüşmek gerektiğini belirtmiştir. Halbuki, Osmanlının siyasi ve ekonomik sorunları, söz konusu Barış Anlaşması imzalanana kadar uluslararası anlayıştaki eşitlik kapsamında, Osmanlı Devletinin kendi meselesidir ancak Sultan, şimdiden Britanya’yı, Fransızları ya da İtalyanları es geçerek danışması gereken bir yardımcı olarak görmüştür. 16 Aralık 1918 günü ileride Mustafa Kemal’i geri çağıracak olan Karadeniz İşgal Orduları Generali Milne, hükümetine gönderdiği raporda, Sultanın, Sami Bey’i ordusunun genel karargahına gönderdiğini, Britanya Hükümetinin, Osmanlı İmparatorluğunu geliştirmek, iyileştirmek için iradesine ihtiyaç duyduğunu, İngiliz subaylarının, siyasetçilerinin ülke içerisinde özgürce gezebileceğini ve kendilerinin tavsiyelerini, görevlendirilmelerini beklediğini belirttiğini aktarmıştır.

Sultanın İngilizlere olan bir başka ve üçüncü başvurusu ise İstanbul’da uzun süre kalan bazı İngiliz dostları ile Amiral Calthorpe’a bazı iletiler göndermektedir. Bu iletilerinde, her zaman İngilizci olduğunu, 1908’den beri İttihat ve Terakki’nin zorlaması ile İngilizlerle savaştıklarını, bundan üzüntü duyduklarını, Ermenilere yapılanlar gibi İngiliz esirlere karşı yapılanlardan sorumlu gösterdiklerini de tutuklatacağını belirtmiştir.

11 Ocak 1919 öncesine kadar da kabineyi değiştirmek istediğini belirterek önerilerini beklemiştir. Sultan Vahdettin, henüz ateşkes anlaşması imzalanmasının üstünden çok geçmediği bu süre içerisinde, İngilizlere başından beri yaklaştığı ortadadır ancak henüz İngilizler belirtildiği üzere Vahdettin ile ilgili tamamen emin olamamıştır. Savaşın sonuna doğru yapılan araştırmalara, savaş bitimindeki tutum da eklenince İngilizler de emin olmaya başlamış ve 10 Ocak 1919 günü, İstanbul İngiliz Temsilciliği, Dışişleri Bakanı Balfour’a gönderdiği diplomatik mektupta, Padişahın bir İngiliz dostu olduğunu, halifelik makamının kendisinde kalıp kalmayacağını merak ettiğini belirtir. 22 Ocak 1919 günü de Vahdettin’in kurlarıyla güven duygusunu hisseden İngiliz Yüksek Komiseri  Arthur Calthorpe, Britanya Dışişlerine çektirdiği bir telgraf ile Vahdettin’in adı daha önce Kürt Teali Cemiyeti toplantılarında geçirilmiş Tom Hohler’a Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı gönderttiği, Ermenilere kötü davrananları cezalandırmak ve kabineyi değiştirmek arzusunda olduğunu belirtmiştir.

Burada, Vahdettin’in özellikle de İngilizlerden yardım istemesinin nedeni okuyucu tarafından açıktır ancak kendisinin memnun olmadığı kabineyi değiştirmeden önce İngilizlere sormasının ve tutuklamaları kendisinin bizzat emretmek yerine İngilizlerden onay beklemesinin nedeni korkmasıdır. Tarihçi Sina Akşin, Salahi Sonyel ya da Doğan Avcıoğlu, Bilal Şimşir gibi belge açısından oldukça zengin araştırmalar yaparak diğer pek çok tarihçi gibi Sultan Vahdettin’in asıl korkusunun makamını kaybetmek olduğu kanısına varmışlardır. Keza, tutuklamaları yapar, kabineyi kendince değiştirirse kendisine karşı bir ayaklanmayı ya da suikasti de devralması muhtemeldir. Örneğin, 8 Haziran 1919 günü Yıldız Sarayında çıkan yangını A.F Türkgeldi’ye göre elektrik yapısı çıkartmıştır ancak İngiliz donanmasının gemi yangınlarını söndürmek için eğitilen itfaiye takımları yangını söndürmüştür. Bütün eşyalarını kaybeden Vahdettin, canını zor kurtarmış ve 17 Haziran 1919 günü Arthur Calthorpe, Dışişlerine gönderdiği telgrafta, Padişahın hayatını tehlikede görüp moralinin çok bozuk olduğunu belirtmiştir. Vahdettin’in hayatını kurtaran İngilizler, ondan emin olunca onun yaşamını da korumayı, psikolojisini düzeltmeyi kendileri için önemli görmüştür ve 19 Ağustos 1919 günü gelen yanıtta, Damat Ferit ile Padişah Vahdettin için kişisel güvenlik önemlerinin alınması emredilmiş, Vahdettin’e ise Calthorpe tarafından koruma sözü verilmiştir ancak bu noktalara daha sonra gelinecektir.

İngiliz Ulusal Arşivinden bir demografi ve paylaşım haritası. Kürtlerin, Anadoluda çok az yerde gösterilmesinin nedeni, bu dönemde Kürt nüfusunun özellikle de Anadolu içinde önemsiz derecede olmasıdır. İngilizler, Sevres Antlaşmasında da ilk önce, Hristiyan bir Nasturistan, Ermenistan denemiştir, Fransızların etkisi ile ise Kürdistan tesiri çatışmıştır, makalede bahsi geçen mandacılık ve haritacılık savaşları da bu kapsamda ele alınmalıdır.

Arthur Calthorpe’un söz konusu haberleşmeler ile Dışişlerine, Padişahı korumalı ve bence ona güvence vermeliyiz önerisi uygulamaya konmuştur. Aynı günde, 19 Ocak 1919 gününde, İngiliz İstanbul Yüksek Komiserliği Yardımcısı Webb, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sir Ronald Graham’a bir telgraf göndermiş ve görüşlerini şu şekilde özetlemiştir.

“Görünürde ülkeyi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerim atıyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz. Polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işlemiş oldukları suçlara aldırmadan serbest bırakıyoruz… Demiryollarını sıkıca denetimimizde tutuyor ve istediğimiz her şeye el koyuyoruz… Politikamız süngünün keskin ucuna dayanıyor… Halife elimizin altında bulundukça İslam dünyası üzerinde ek bir denetim aracına sahibiz… Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmeyi diliyor.”

Bu durum, tarihçi Sina Akşin tarafından da şu şekilde yorumlanmıştır;

“İngilizciliği şaşılacak bir şey olmamakla birlikte, bu derece de İngilizlerin emrine hazır olduğunu bildirmesi şaşırtıcı olabilir. İngilizlere, istediği her bir kişiyi tutuklatıp cezalandırma taahhüdü, Yüksek Komiserliğin herhangi bir ‘işaretine’ baktığım söylemesi, bir Osmanlı Padişahı için ‘pek yüz karası’ bir ‘ajanlık’ önerisidir ve aynı zamanda harp divanlarının nasıl buyruğuna baktığını gösterir.”

Bütün bunların ışığında, unutulmamalıdır ki yukarıda belirtilen tüm noktalar ya adı geçenlerin anılarını ya resmi ve elde bulunan mektuplarını ya da siyasi haberleşme belgelerinin arşiv numaraları ile elde edildiği adı geçen tarihçilerin yapıtlarından alınmıştır. Çağdaş dönemde, siyasi bir boyut kazanmış bu tartışmalara, kanıtsız, kaynaksız ve belgesiz ya da sahte belgeler ile yürütülen yalan propagandasına karşı, gerçekliği pek çok akademik çalışmalarda atıf üstüne atıf alarak, güvenilirlik addedilmiş, baş yapıt olarak görülmüş eserlerle ilerleme kaydedilmelidir.

Sykes-Picot Antlaşması, yukarıdakine benzer bir başka antlaşma ve paylaşım haritası.

Burada, Sultan Vahdettin’e takılacak bir sıfat söz konusudur, 6 sayılık olacak makale devam edecektir, İngilizlerin sevgisini, bilgeliğini kazanma ve Osmanlıyı dirilterek geliştirmek gibi bir anlamsızlığın peşinde koştuğu şüphesiz olan Vahdettin’in mektupları ve tutumları sonrası, Tom Hohler’ın 5 Aralık 1919 günü Dışişleri Bakanlığı Doğu Masası Yöneticisi George Kidston’a yazdığı mektup durumun daha da vahim bir ifadesidir.

“Burasının (İstanbul’un) Türkler tarafından yönetilmesine son vermek için şimdiki koşullardan yararlanılmazsa çok yazık olacaktır. Bu kenti, sözünü edebileceğimiz herhangi bir yönetim altında görmeye hazırım; yeter ki bu Türk yönetimi olmasın; çünkü bir domuz ahırını bile yönetecek yetenekte değillerdir. Türkler büsbütün yenilmiş olduklarım iyi biliyorlar… Örgütleri parçalanmış, bozguna uğramıştır; kendileri ise sefalet içindedir… İstanbul, işgal günleri yaşıyor. Buradaki yönetim, her İngilizi tiksindirecek kadar aşağıdır.”

İşte, birilerinin bir şekilde değiştirmeye çalıştığı tarihin acı bir tezahürü. Türkler, bir ahır bile yönetemez diyenlere kapanan kişilere, yapılan güzellemeler ve gerçeklerin kendisi…

Politik Deli
26 Aralık 2017

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*