Soğuk Savaşın Son Dönemleri ve Milliyetçiliğin Ölümsüzlüğü

Enver Sedat‘ın öldürülmesinden sonra ABD ile Sovyetler Birliği arasında gerginlik iyice arttı. Sovyetler, ABD’yi Mısır’ın iç işlerine karışmakla suçlarken, ABD Dışişleri Bakanı Haig, bölgeye yapacakları askeri yardımı arttrarak sürdüreceklerini yineledi.
 
Bu arada ünlü Newsweek Dergisi, ABD ile Mısır’ın Libya’ya karşı ortak bir savaş açma hazırlığı içinde olduğunu açıklıyor. Amerikan Altıncı Filosu da Sedat’ın öldürülmesinden hemen sonra Mısır karasuları çevresinde gerekli gördüğü önlemleri almış bulunuyor.
 
Bu siyasal kıskacın hemen yanıbaşında, Irak-İran savaşı sürüyor. Bu savaş ile birlikte, ABD desteğindeki İsrail komandoları ile Filistinli gerillalar arasında karşılıklı baskınlar da sürüyor.
 
İran derseniz, tam bir “insan mezbahası” halindedir. Mollalar yönetime karşı, çeşitli muhalefet grupları amansız bir savaşa girmiş bulunuyorlar. Bunların bazı ülkelerden yardım aldıkları da kesindir.
 
Bu gelişmelere karşı Sovyetler de hiç boş durmuyor, Sovyet Birlikleri ile Suriye Silahlı Kuvvetleri ortak “askeri manevralar” yapıyor. Afganistan Sovyetler’in işgali altında. Babrak Karmal yönetimi nedeniyle Sovyetler’in bölgedeki siyasal askeri ağırlığı gittikçe artıyor. (İktidarı için, ülkemi işgal et diyen kişidir.)
 
Polonya ise, gerek Sovyetler’in gerek ABD’nin en duyarlı çekişme alanı olmuştur. Sovyetler, Polonya kalesinin düşmesine izin vermek istemezler. ABD de Sovyet blokunda bir gedik açmak, Polonya’yı Sovyet Güdümü’nden koparmak için elinden geleni yapar. Polonya üzerindeki gerginlik böylece sürer. Çin Halk Cumhuriyeti, bu ideolojik siyasal ktuplaşma sürecinde, anti Sovyet tutum içinde ve ABD yanlısı bir politika koşutundadır.İdeolojik temelinin Marksizm kuramına dayandığı ileri sürülen çeşitli halk demokrasileri arasında sınır çatışmalarından etnik nedenlere kadar uzayan bir dizi nedenle sıcak savaş olasılıkları belirmiş; Çin Halk Cumhuriyeti ile Vietnam, Yugoslavya ile Arnavutluk çatışmalara girmişlerdir.
Fransız Politik Bilimci, Prof. Dr. Maurice Dauverger, Kemalizmin, ezilen ulusların tek kurtuluş çaresi olduğunu belirtmekte ve sanayisi zayıf ulusların yolu olarak göstermektedir.

 

Siyasal haritası böyle ilginç ve şaşırtıcı renklere boyanmış bir dünyada olaylara çok dikkatli gözlerle bakmak gerekir. Örneklerini gördüğünüz gibi, Marksist Temelli çeşitli sosyalist ülkeler arasında Marksist ideolojinin öngördüğü proletarya enternasyonalizmi kurulmuş değildir; tersine Marksist ideolojiye dayandıklarını söyleyen ülkeler arasında etnik ve zaman zaman şovenist nedenlerle çatışmalar baş göstermiştir. Bu, yadsınamaz bir gerçektir.
 
Çeşitli, İslam ülkeleri arasında da dinsel temele dayanan İslam enternasyonalizmi kurulmuş değildir. Müslüman ülkeler arasındaki sıcak savaşlar ve yeni savaş olasılıkları din temeline dayalı birleşmelerin söz konusu olmadığını ve olmayacağını göstermiştir.
 
Aslına bakarsanız, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun uğradığı ihanetler, dinsel inançların, aynı dine inanan uluslar arasında siyasal dayanışma doğurmadığını çok acı biçimde kanıtlamıştır.
 
Sedat’ın ölümü üzerine yoğunlaşan ABD-Sovyet gerginliği de şu gerçeği iyice kanıtlamıştır. ABD ve Sovyetler, bu iki büyük dünya jandarması, dünyanın bir çok bölgesinde siyasal ipotekler kurmuşlardır. Bu da çok somut bir gerçektir.
 
İnsan bütün bunları gördükçe, Mustafa Kemal Atatürk‘ün antiemperyalizmden kaynaklanan “ulusal bağımsızlık” inancı ile iç siyasetteki laiklik, halkçılık, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, devrimcilik ve devletçilik ilkelerinin ne kadar köklü ve ne kadar gerçekçi temellere dayandığını bir kez daha değil, bin kez daha anlıyor.
 
Böylece “Kemalizm”in, sanayi devrimi aşamasına ulaşmamış, sınıfsal birikimini tamamlayamamış feodal yapısını kıramamış, emperyalist baskılar altında ezilmiş yoksul Asya ve Afrika halkları için nasıl evrensel boyutta bir siyasal sistem olduğu, gerçeklerin diliyle bugün artık iyice kanıtlanıyor.
 
“Kemalizm”, antiemperyalizm demektir; ulusal bağımsızlık bilinci, her alanda ulusal olma erdemi ve onuru demektir.
 
Ve “Kemalizm”in evrensel boyuttaki siyasal önemi de işte bu niteliklerde yatmaktadır.

Uğur Mumcu

14 Ekim 1981

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*