Şeyh Said İsyanı ve Musul İlişkisi – İslamcıların Yalanlarına Cevap

Önsöz

İslamcıların dininin İslamdan çok yalan ve para olduğunu günümüzde mevcut dinci partilere oy verenler dahi görmektedir. Bindikleri arabalardan, yaşadıkları saraylara kadar her şeyi ile sömürdükleri Türk Milletinin yaşam biçimini yansıtmamaktadırlar. Söyledikleri her söz, Türkiye’nin ve Türklüğün değerleri ile çelişmektedir, ülkenin birliğini ve dirliğini bozmaktadır. Lozan Anlaşmasına saldırmalarının nedeni de Türklüğün kurtuluşu olan bu Kutlu Anlaşmanın en çok onların kuyruğuna basmalarındandır. Gelin, İslamcı yobazların da 12 Eylül eğitim sisteminin de anlatmadığı Musul meselesine hep birlikte değinelim.

Musul’dan Çekilme  Emrini Kim Verdi?

Musul’dan çekilme emrini, İzmir’e Yunan İşgal  Güçleri girerken “Direnmeyin ve Karşılık Vermeyin” diyerek  Yunanların  Türk Askerlerine olan zulmüne izin veren kişi vermiştir. Ali İhsan Paşa’ya İngilizler geliyor, direnmeyin ve çekilin diyerek Bağdat gibi topraklarımızla beraber Musul’u da ilk olarak hediye eden son Osmanlı Padişahı Vahdettin’dir. Aynı Vahdettin’e kalsa Türkiye’yi ilk 15 yıl dahi Britanya İmparatorluğu yönetecektir, Sevr antlaşması yetmezmiş gibi üstüne de elimizde kalan toprakların ticaret gelirlerinin denetimine kadar, denizlerimize ve karayollarının, tünellerin denetimini vermeyi öneriyordu. Bu şekilde imzalanan iki  Gizli Anlaşma vardır, bunlardan birisi 12 Eylül diğeri ise 30  Mart Anlaşmalarıdır, 30 Mart Anlaşmasından sonra 12 Eylül 1919 Ön Anlaşması ile Osmanlı tamamen İngiliz uydusu haline gelmiştir. De Robeck’in “Vahdettin bir Pro-İngiliz” diyerek raporlamasının nedeni de budur.  Bu anlaşma da 22 Ocak 1920 günü The  New  York Gerald Tribune gazetesinde yayınlanmıştır.  Gazete kaynağını gizli tutsa da kaynak, 1921 yılında 20 Ekim günü imzalanan Ankara Anlaşmasında, Fransız Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu üyesi vekil Frank Boullioun tarafından “Amerikan bir gazetede yayınlanması daha iyi olur diye düşündüm.” denilerek açıklanmıştır. Fransa ve Britanya arasındaki sömürgecilik rekabeti ile Britanya’nın  Türklere olan yenilgisi yüzünden Fransızların da gururunun incinmesi, aralarının bozulmasının nedenidir, bu yüzden de Fransızlar Britanyalıları yalnız bırakmıştır.

Türkleştirme Çalışmaları Sürüyordu.

Musul’u Almaya Hazırlanırken İsyan Eden Bu  Şeyh Kimdi?

Bugünlerde Kürdistan paçavralarını göklerde gezdiren İslamcı milliyetsizler, bugün övdükleri Barzani’nin dedelerinin 1908 ve 1914 yıllarında Şeyh Barzani önderliğinde isyan ettiğini ve Osmanlı İmparatorluğuna saldırdığını bilmez, aynı İslamcı soysuzlar, tesadüf değildir ki Osmanlıya övündükleri Suud Hanedanının 1744-1818 ve 1914-1918 arasında saldırdığını da bilmez, Filistin Bayrağını eline alıp gezdikleri gibi bu bayrağın Osmanlıya isyan eden Arapların isyan bayrağı olduğunu bilmez, destekledikleri ÖSO’nun bayrağındaki 3 Yıldızdan birisinin Hatay olduğunu da bilmedikleri gibi!

Şeyh Barzani de Şeyh Said de Nakşibendi Tarikatı şeyhidir. Şeyh Said ise Nakşilerin Halidi  Nakşi kolundandır. İngilizlerin kurduğu bu tarikatın en büyük amacı başta Araplarla Kürtleri olmak üzere çeşitli azınlıkları din eli ile İngiliz sömürgeciliğine hazırlamaktır.

Mayıs 1923’te  Erzurum’da, Azadi(İstiklal) Cemiyeti adıyla gizli bir örgüt kurulmuştur. Komutanları askeri anlamda Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa’dır. Hamidiye Alayları, Çanakkale Savaşından kaçmış ve isyancılara katılmış, Kurtuluş Savaşı boyunca da Türk Ordusuna saldırmış birliklerdi, amacı Kürtleri, Osmanlının tarafına katmak olan bu uygulama, aksine bizim katledilmemiz ve çeşitli Alevi Türkmen Boylarının, Kürt Aşiretlerine dönüşmesine neden olacaktı. İsyanın Beyni Seyit Abdülkadir’di ama kadroda kimler yoktu ki?

Cibranlı Kasım Bey teslim ettikten sonra…

Kadri Cemil Paşa (Baban), Kasım Cemil Paşa (Baban), Kemal Fevzi, Dr. Fuat, Hacı Ahti (Avukat Mehmet),Bucak Müdürlerinden Tayyip, Bitlis Milletvekili ve İstiklal Mahkemesi üyesi Yusuf Ziya Bey, Hasenan Aşireti Önderi Hüsnü Bey…

1924 Yılında, Erzurum’da ilk Kongrelerini yaptılar, Azadi Cemiyetinin diğer adı  Kürt İstiklal Komitesiydi. Alınan karara göre en geç Mayıs 1925’te isyan edilecekti, gerekli destek Ruslardan ve İngilizlerden karşılanacaktı.  Yusuf Ziya Bey, Hınıs’a gönderildi, Şeyh Sait ile görüşmesi gerekiyordu, Şeyh Said çevrede çok sevilen birisiydi ve Halid-i Nakşi’ye dayanıyordu, tarikat silsilesi Şeyh Halid’den çıkmıştı. Görüşme sonucu isyan tarihi 21 Mart 1925 olarak belirlendi, yani Nevruz günü.

İsyan Sonrası Şeyh Said!

Ancak bu isyan erkenden bölgedeki yetkililer tarafından haber alındı, Cibranlı Halit Bey konağında yakalandı, 20 Aralık’ta Erciş-Van üzerinden Bitlis’e gönderildi, Erzurum Valiliği, Şeyh Said’i ifade vermesi için Hınıs’a çağırdı.  İfade şöyleydi : “Cibranlı Halit ve Ziya Bey, bana iftira atıyorlar, işbirliği yapmadım, Yusuf Ziya’ya ödünç para vermedim, bana kırgındır, iftira atıyor.”

Hapisteki Cibranlı Halit, Şeyh Said’den şüphelenilmemesi üstüne ona telgraf çektirdi, “Ayaklanmanın başına siz geçeceksiniz.”
Seyit Abdülkadir ise isyanın beyni idi, San Remo’da Vahdettin ile görüşerek, eski Halifeden destek alıyordu, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza ile de görüşerek isyana dinsel bir görüntü verilmesini istemişti, isyan boyunca dağıtılan bildirileri o yazıyordu.  Bildirilerden birisi şuydu;

‘...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin.

Lazistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir. Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir… Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı, size kafidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah’tır’. (Uğur Mumcu-Kürt Dosyası Kitabından)

Böylece, dindar Türklerin de isyandan etkilenerek, Kürt Milliyetçilerine katılması amaçlanıyordu. En başından beri Şeyh Unvanlarının kullanılmasının nedenlerinin başında bu geliyordu. Vahdettin ile görüşülmesinin ve Türkiye’deki Karabekir’in Partisinin isyana destek olması da bu ateşi harlamıştı.

1925 Yılı Ocak Ayında, bir başka bildiri de şu şekildeydi;

“Kurulduğu günden beri İslam dininin temellerini yıkmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ile arkadaşlarının, Kur’an’ın ahkamına aykırı hareket ederek Allah ve Peygamber’i inkar ettikleri ve İslam halifesini sürdükleri için, gayrimeşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamların üzerine farz olduğu…”


Ağustos 1925, isyan hala gecikiyordu, Erzurum’da bir toplantı daha yapıldı, Mutki Aşireti Reisi Musa Bey, Cibranlı Halit ve Şeyh Sait de oradaydı, toplantı sonrası Kürt Azadi Cemiyetinin başına Şeyh Said getirildi. Umum Bozan Aşireti Reisi Şahin Bey, şu şekilde bir bildiri yazıyordu:

Ey Selahattin’in cesur evlatları!

Çerkezleri, Rumları, Ermenileri, Arnavutları ve Arapları birer birer yok eden, hor gören ve yoksul bölgelere süren muhteris Türk siyasetinin son kurbanı olmadan zengin yurtlarınızdan, yeşil dağlarınızdan ve verimli yaylalarınızdan ayrılarak değersiz ve uyuşuk mahvoldan uyanınız ve ulusunuzu kurtarınız, ey, Kürdistan’ın kahramanları’!

 

Buradan da anlıyoruz ki, kardeşinin adı Turan, Börteçine, Dayısının adı Tokuş olan, Selahaddin’in Kürt olduğu iddiaları pek eskiye dayanmaktadır. İsyan yukarıda Şahin Bey imzalı bildiri ile patlamıştı, hazırlıklar tamamdı, Ruslardan gelen destek İngilizlerden gelen kadar olmamıştı, İngilizler, Kuzey Irak’ta yetiştirdikleri isyancıları sınırdan geçiriyordu, J.F Wilkins, Irak Cürüm Araştırma Merkezi Başkanı olarak Dışişlerine ve Irak İçişlerine şu raporu gönderiyordu, tarihi 21 Ağustos 1926 idi. Ayrıca İngiliz Muhipleri üyesi Mevlanzade Rıfat da Yunanistan’a sığındıktan sonra, San Remo’da Vahdettin ile görüşerek para almıştı, daha da kötüsü Türkiye’deki Kazım Karabekir’in partisi de isyana büyük kadrolar halinde destek olmuş ve sözcülüğünü yapmıştı, muhaliflerle anlaşıldığı da İngiliz rapolarına yansıyordu.

Doktor Ahmet Sabri ve Kracya Muratyan, Musul’a gitmek üzere 16 Ağustos’ta Bağdat’a uğramış; 18 Ağustos’ta Hacı Raşit el Hava’yı ziyaret ederek, ona, amacı Kürdistan’da Türklere karşı harekete geçmek olan kendi partilerine katılmasını önermişlerdi. 19 Ağustos akşamı her ikisi de doktor Şükrü Muhammed’in evine gitmiş ve orada Doktor Ahmet Sabri onlara Türkiye’de geniş kapsamlı bir isyandan söz etmişti. Bununla ilgili planın amacına da değinen Sabri, Büyük Britanya’dan kapsamlı bir yardım gelmesinin beklendiğini de söylemişti. Kürt asiler epey hazırlık yapmışlardı. 40 bin kadar Kürt militan emekli subaylarca eğitiliyordu. Bu militanların önderleri devrik Padişah Vahdettin ve o sırada Türkiye’nin muhalefet partisiyle şu koşullara göre anlaşmaya varmışlardı: Mustafa Kemal’i yönetimden düşürmek için bu kişiler yardımda bulunacak, iktidarı ele geçirince ’Kürt bağımsızlığını’ tanıyacaklardı. Onların iddialarına göre, aralarında Rusya, Fransa ve İtalya olmak üzere, çeşitli yabancı yönetimlerle görüşmelerde bulunmuşlardı.”

İsyan başlamıştı,  13 Şubat 1925 günü, Şeyh Abdurrahim köyüne bazı asker kaçakları sığınmıştı, Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü, köyün etrafını sardılar ancak köyün ateş açması ile subaylar ve askerler esir alınmıştı, artık ok  yaydan çıkmıştı.

Avrupalı Türkler, Musul için eylem yapıyor.

13 Şubat, Şeyh Said 350 atlı ile Genç İlinin Darahiniye bölgesine yola çıktı.
16 Şubat, Darahini düştü.
14 Şubat günü ilk yazılı emrini vermişti, yeni kaymakam, Modan Aşireti reisi, Feki Hasan olacaktı.

Emir El Mucahidin Muhammed Said Nakşibendi ?

“Şeyh Said ayaklanması, bir Kürt Nakşibendi ayaklanması idi, Nakşilerin Kürt kolu olan Halid-i Nakşiye dayanıyordu, Şafi mezhebine sahiplerdi, Emir el Mucahidin Muhammed Said Nakşibendi unvanını kullanıyordu, Şafi mezhebini Ebu Muhammed Abdullah Bin İdrisi, Hz. Muhammed’in soyundan geliyordu. Kureyş Ailesindendi. Bu mezhep Kürtler arasında çok yaygındı, bu mezhebin gücünü de kullanarak bir Kürt-Nakşi ayaklanması Şafi mezhebi temeli ile Cumhuriyete karşı çıkarılmıştı.”

Uğur Mumcu

Uzun süren savaşın sonucunda isyan bastırılmıştı, İngilizler umduğunu bulamamıştı ancak Musul için görüşme talep etmekte hiç gecikmediler, Cibranlı Halit, Yusuf Ziya Bey, Kardeşi Teğmen Ali Rıza, Yusuf Ziya’nın damadı Faik Bey ile Molla Abdurrahman Bitlis’te kurşuna dizilerek hak ettiklerine kavuştu.  Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı olan Seyit Abdülkadir yani isyanın beyni, yakalandı. Şeyh Said’in bacanağı olan Cibranlı Kasım Bey, Şeyh Said’i TSK’ya teslim etti.  Şark İstiklal Mahkemeleri kuruldu, 14 Mayıs 1925’te  yargılamalar başladı.

Rus Kafkas Cephesi Komutanı General Nikolai Nikolevic’den madalya alan Şeyh Said ve Seyid Rıza, kendi arşivinden.

Fransa’nın Bağdat Yüksek Komiserliğinin Fransız Dış İşlerine gönderdiği raporda şu cümleler yer alıyordu:

“İsyanın çıkış bölgesine bakıldığında, Harput-Muş-Diyarbakır-Bitlis bir dörtgen oluşturmaktadır, Musul’un kuzeybatısında yer almaktadır, Şubat ayında kesin çözüme bağlanması gereken Musul da, Irak’ın kuzey batısı olan Zaho ve Ahmediye bölgelerinin batısındadır,  Kürt Ayaklanması bundan daha iyi bir koşulda patlak veremezdi. Musul konusunda Türklerin hakkını inceleyen komisyona, daha Türklerin kendi bölgelerindeki Kürtleri bile kontrol edemeyeceğini gösteriyor.”

Fransızlar ile İngilizler arası bozuk iki ayrı rekabetçi devletti, bu duruma Fransızlar pek sevinememişti, İngilizlerin prestij kaybetmesi işlerine gelirdi, bu sırada ise isyan mevcut iken Britanya, Irak’ta sıkı yönetim ilan etmiş, ordusunu sınıra yığmıştı, kaçak ve eğittiği isyancıları Şeyh Said sırasında da sonrasında da sınırdan bırakıyordu, Basra’ya büyük bir donanma demirlemişti, mesaj açıktı.

Şeyh Said isyanı, Musul’un İngilizlerde kalması için çıkmıştı ancak Türklerin Musul’a operasyon hazırlığında olduğu nereden biliniyordu? O sorunun cevabı daha da ilginçtir, düzenli olarak Britanya’ya rapor gönderen bir vatan haini TBMM’de bulunuyordu, isyan sonrası da ülkeyi terk edecekti, kendisi Atatürk’e iftiralarla dolu bir kitap yazarak bunu da British Musem’a öldükten sonra yayınlanması için bırakan Doktor Rıza Nur idi.

Söz Konusu Rıza Nur raporlarından birisidir, İsmet Paşanın konuşması ilginç gelebilir.

Şehit Gazeteci Uğur Mumcu şu sözleri söylüyordu:

“Kürt Miralayı  Cibranlı Halit Bey, Bulanık, Varto, Malazgirt, Hınıs, Karlıova, Solhan, Çapakçur  yörelerindeki muhtarlardan bir mühür almıştı, mühürlü başvuru dilekçesini Kürt Teali Cemiyetine gönderdi, Cemiyet de bu dilekçeyi Kürt Nemrut Paşa’ya ve Paris’teki Kürt Şerif Paşa’ya ulaştırdı. Cemiyet, Hilafetin kaldırılışından rahatsızdı, Nakşibendiliğin gücünü bu bağlamda kullanarak Kürt Aşiretlerini birleştirmek istiyorlardı.

1924 yılı yazında Erzurum’da bir araya gelen Şeyh Said, Cibranlı Halid ve Muşlu Musa bey kararlarını vermişlerdi. Bu dinsiz düzene boyun eğmeyecekler, karşı koyacaklar, direnecekler ve yakalanmayacaklardı. Ayaklanmanın odak noktası Nakşibendi tarikatıydı. Hem şeyh Said hem Seyit Abdulkadir aynı Nakşibendi kolundan geliyorlardı. Her ikisinin dedesi de Mevlana Halid’in öğrencileriydi”

Musul’a gelirsek, Musul için yapılan görüşmeler ve kurulan komisyonun incelemeleri, 16 Ocak 1925’te başlamıştı, isyan ise 13 Şubat 1925’te yani tam 33 gün sonra çıkmıştı, üstüne bu dönemde ayrı olarak bir de Sason Aşireti isyan etmişti.  TSK’nın gücü bu isyanlarla eritiliyordu.

Rıza Nur, İngilizlere sunduğu belgelerde, Şeyh Said isyanı ile bütçe açığının 20 Milyondan, 30 Milyon Liraya çıktığını söylüyordu, demiryollarının ve hastanelerin yapımının acilen durdurulduğunu bildirirken, bütçe tartışmalarında şiddetli anların geçtiğini söylemekten geri durmuyordu.

Hal böyle olunca acaba neden Musul Meselesinde, Şeyh Said atlanır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretler eden hain Rıza Nur atlanır, acaba neden Rıza Nur’un hain olduğunu kabul ettiği ve türlü sapıklıklarla dolu olan kitabını inceleyen gericiler, her şeyin altında İngilizleri arayan İslamcılar, British Museum’a kitabını bırakan bir adama inanır ve kendisinin hain olduğunu söylemesine rağmen bunu söylememiş gibi davranır, kitabı cımbızlar? Acaba onlar da aynı isyan eden aşiretlerin soyundan geliyor ve aynı Halid-i Nakşi kolundan geliyor olmasın?

Bu isyanlar yüzünden, İngilizler, Türklerin, Kürtleri katlettiği propagandasını yapmış ve sınırdan teröristlerin geçişini hızlandırmıştır, netice olarak Musul, 1926 Ankara Anlaşması ile Milletler Cemiyetinde görüşülmek üzere sonraki bir mesele haline gelerek Irak’a bırakılmıştır, Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulamsı durumunda da Türkiye’nin bölgeye müdahil olacağının altı çizilmiştir. Sahi, Musul ve Kerkük bugün Barzani’nin miydi? Kırmızı halıda karşılanan?

Politik Deli
2 Nisan 2017

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*