Müslüman Araplara Karşı Savaşan Tengrici TÜRGİŞLER

Türgişlere ve Türklerin Konu ile İlgili Tarihine Yönelik Önsöz

Öncelikle, Türgiş Devletini anlatacağımız bu makalede, başlığımızın din odaklı olmasının temel nedeni 12 Eylül’ün Tengricilik ve İslamiyet birbirine çok benziyor gibi tarihi yalanlarına alet ettikleri 751 Talas Savaşı’ndan çok daha önce Tengrici Türklerle, Müslüman Arapların savaştığını göstermek içindir. Bu savaşlar hem Türklerin, İslamiyet ile olan ilk karşılaşmasını göstermek hem de bu karşılaşmanın ne şekilde yaşandığını aktarmak için önemli olup makalemizde genel olarak 751 Talas Savaşı öncesi, Müslüman Arap Ordularına karşı Hazar’ın Güney Cephesini ele alacağız, Türkeş Devleti’nin önemi ve jeopolitik konumu buradadır, aynı dönemde ise Hazar’ın Kuzey Cephesini, Hazar İmparatorluğu devralmıştır. Türklerin, Ulusal Dini Tengricilik ile İslamiyet arasındaki farklar, 12 Eylül’ün gerçeklik ile ilgisi olmayan politik görüşlerine uymasa dahi, makalemizin ana konusunu oluşturmayıp, daha sonraki bir makalenin konusu olacaktır.

Coğrafyaya Dair Olarak , Çin gerçekten  Çin mi? (Önemli)

Bu konuyu daha önce Çin’in Hiç Anlatılmamış Türk Tarihi isimli makalemizde fikir verebilecek şekilde aktarmıştık ancak kısaca şu şekilde bir kaç bilgi vermemiz gerekmektedir.

Göktürk Askeri Temsili Çizimi

Çin’in ilk hanedanı, Şang Hanedanlığı, köken olarak Türk kökenlidir. Gene Çin’deki ikinci hanedanlık, Chou Hanedanlığı ve Devleti de bir  Türk Devleti ve hanednalığıdır. Bu bölgenin adı aşağıda da belirteceğimiz üzere aslında Çin değil, Tabgaç ve benzeri Türkçe isimlerle anılır. Bölgede, Tunguzlar, Tuyuhunlar, Tobalar,  Şatolar, Sien-piler gibi Türk boyları yaşamaktadır. Wolfram Eberhart‘ın  Türk  Tarih Kurumu ile yaptığı çalışmalar ile Gumilev’in Eski Türkler ve Hunlar gibi eserleri, Çin Tarihinin başlangıcı için de temel kaynaklar olarak kabul edilmektedir. Çin’deki Komünist Parti, Mao Önderliğinde, tarihi metodlara aykırı şekilde, Çindeki Milliyetler makalesi gibi makaleler yazdırarak dünyaya da popülist anlamda kabul ettirebilecekleri yollarla, Çin’i Han Ulusundan ibaret sayarak, %1-2 şeklinde de bir azınlık var gibi yansıtmaktadırlar. Halbuki, Han olmayan Mandarinler, Çin bölgesindeki bir başka milliyet olarak, nüfusları 500 Milyona yakındır. Gördüğünüz gibi üzerine konuştuğumuz konu Çin’in varlığı ve tarihi hak iddiaları için çok önemlidir, bu yüzden de üzerinde durulmalıdır. Bugün Çin dediğimiz bölge özünde, Kuzey bölgeleri ile Tabgaç adındaki bir Türk yurdudur. Çin tarihinin ana hatları olan Gumilev ve Wolfram Eberhart dahi, Çin Halklarının Yangçe Havzasında yaşarken sürekli olarak Sarı Irmak dolaylarına yani Kuzey Çin’e göç etmek istediğinden bahseder. Sien-pilerin yani Tunguzların, Hunları yıkması ile bu bölgeye de bir Çin akını olmuştur, M.S 3. yüzyılın başlarında, Han Hanedanlığının çöküşü ile bölgede Çinlilerin, Wu-Han yani Han Olmayanlar Devri dedikleri 5 Barbar Hanedan 16 Krallık dönemi başlamıştır, bu dönemde ise Bozkır Halkları ana vatanlarını geri almak için bir savaş başlatmış ve Çinlileri yönetmiştir. Diğer bir konu da M.S 1. yy’da Çin askeri açıdan zayıf olduğu için kendisi ile anlaşan bazı Türk Boylarını da tekrar Kuzey Çin’e almıştır, işte bu süreçte, Çin dediğimiz bölgede melez yapılar, Çin Halklarının Devletleri ile Bozkır Halklarının yani Türklerin çeşitli devletleri de bir arada yaşamıştır. Bu yüzden, yazdığımız makaleyi, bu coğrafi farkındalık ile okumanız önemlidir.

 

Rusların, Temsili çizimi ile bir Göktürk Askeri

Makale boyunca Çin olarak bahsedeceğimiz olgu burada bir Devleti ya da Ulusu temsil etmemekte, bu bölgenin günümüzdeki popüler adıdır, Türkler bu bölgeye, burada kurdukları devletleri ve nüfusları olduğu için Tabgaç demektedir. Örneğin, Göktürk Yazıtlarında da Çin sözcüğü geçmez, Tabgaç Sözcüğü geçer, bölgede Tabgaç adı ile bir Türk Devleti vardır, bizim de yazımızda kullandığımız Çin sözcüğü bu dönemde burada kurulu olan Türk ve Türk olmayan tüm devletleri kapsamaktadır, Tabgaç Devletinin çöküşü ile bölgede küçük kimisi Mandarin kimisi ise Türk devletler ortaya çıkmıştır. Yazımızda Çin olarak bahsettiğimiz yapılar da bu devletlerdir, elbette ki, makalemizin yorum kısmında bahsettiğimiz “Türgişlere ve Eskil Türklere yönelik ulus-dışı politik organizmalar tanımı ” Tabgaç bölgesindeki Türk yapılara yönelik değildir, bu Türk devletlerini de Türgişlerle de Göktürklerle de birlik teşkil etmeyip, ulus-dışı siyasi organizmalara güç ve fırsat yarattığı için makalemizin yorum kısmındaki eleştirilere dahil olacaktır.

 

Öyle ki Tabgaç Devleti dahil olmak üzere Kuzey Çin’deki pek çok Türk Devleti, Çinlileri hakimiyeti altına alır almaz, birlik olmak yerine yeniden savaşmaya koyulmuştur, yazı boyunca da Türklerin,  Türklerle olan savaşlarında yabancıların ne şekilde güçlendiğini ve bize yüzyıllara yayılacak derecede ne zararlar verdiğini göstermeyi temel hedef bilmekteyiz keza Tabgaçlar da yıkıldıktan sonra Çinli Halkların kendilerine koydukları kız alıp verme yasağı, ticari ve askeri ambargolar ile bölgeden göçe zorlanmıştır. Bu öyle uzun süren bir “Yaşam Alanı” savaşıdır ki, M.S 16.-18. yy’larda dahi Çin’i Tabgaçlar yani Toba Türkleri yeniden ele geçirmiştir, bundan önceki Kubilay Kağanlığının, Çin bölgesini önemseyerek, burada Hanbalık (Han Şehri, günümüzdeki Pekin’dir.) kurması ve Çinlileri de kapsayacak bir Yuan Hanedanlığı ile onları devşirme çabası da bu yüzyıllara dayanan tarih kapsamında ele alınmalıdır.

Bu konu ile ilgili olarak internet üzerinden okuyabileceğiniz ve bölgedeki devlet yapısını, melez siyasi organizmaları ve Türklerin nüfuzuna dair kısmen fikir edinebileceğiniz dört bağlantıyı aşağıya bırakıyoruz.

MERKEZİ ÇİN’DE KURULAN HUN DEVLETLERİ (Attığımız Bağlant genel olarak I. Chao Devletini Kapsamaktadır.)
M. S. IV – V.’ İNCİ YÜZ YILLARDA ÇİN’İN KUZEYİNDE HANEDAN KURAN TÜRK’LERİN ŞİİRLERİ
TABGAÇ DEVLETİ (386-550) SİYASİ VE KÜLTÜREL HAYATI(Tabgaçları Çinlileştiren İmporatoriçe  Feng’in Hayatı ve Etkisi Dahildir.)

Bu ufak üç ekin yanı sıra, Wolfram Eberhart’ın “Çin’deki Türk Kökenli Hanedanlıklar ve Devletler” çalışması da size kısa bir fikir sunacaktır. Tabgaç Bölgesindeki Türk  Hakimiyeti ve etkisini anlayabilmek için, Türklerin çıkardığı An Lu-shan isyanını da inceleyebilirsiniz ve gene isyanı da Çin Ordularının Başkomutanlık Yardımcısı olan Pu-Ku Boyları Tigini, Göktürk Kökenli Pu-ku Huai-en’in bastırma öyküsünü,  Uygurları, Çin’i işgalden vazgeçirmek için ikna etmesini de örnek gösterebiliriz, Tang Hanedanı Çinli bir Hanedan olmasına rağmen ordusu ve nüfusu önemli ölçüde  Türk olup, kozmopolit bir tanım yaratmaktadır. Çin’deki Türk etkisi, tarihi ve kökeni ile ilgili olarak internet üzerinden sunabileceğimiz kısa bir kesit çalışma tanımında son olarak aşağıdaki bağlantıyı bırakmaktayız.

TANG HANDANLIĞININ BÜYÜK TÜRK GENERALİ KU-PU HUAİ-EN

Çinlilerin Çizimi ile bir Hun Askeri.

Türkeş Devletinin Önemi Nedir?

Türkeş Devleti de söz konusu olduğunda, Türklerin en güçlü devletlerini kuran ve kutsal sayılan Aşina, bugün adı ile Asena soyu karşımıza çıkmaktadır. Bulgar Kağanlığından, Hazar Kağanlığından, Göktürklerden ya da Hunlara kadar Aşina Soyu her zaman için kutsal ve önde gelen bir Hanedan olarak karşımıza, Türkeş Devletinde de çıkmaktadır. Bu Türk Devletinin, bu kadar önemli olmasının temel nedeni ise tarihte Türklerin yaptıkları hatalara ders niteliği taşımasından gelmektedir. Genel olarak yapılan ilk hata, Ulusun genel çıkarlarını düşünmek yerine, ayrı bir Boy teşkilatlanması ile Göktürklerden ayrılmaktır, merkezi yapıyı yıkarak federatif yapıyı güçlendiren ve Boylar Federasyonunu bölerek, Doğudaki Çin Uluslarının güçlenmesine yol açmasıdır. İkinci bir diğer hata ise, Müslüman Araplar bölgeye gelip, kendi Sünni Şeriatı kanunları gereği, Türk kadınlarını ganimet olarak görüp, Tengrici anlayışla hazırlanan değerli eşyaların olduğu mezarları yağmalaması karşısında birlik olmaları gerekir iken, kendi içlerinde de daha sonra bölünmeye giderek Batıdaki tehlikeyi de gözardı etmeleridir. Uzun vadeli bir strateji üretemeyerek, kendi boy çıkarlarını, Ulusun genel çıkarlarının önüne koymanın bedelini ne yazık ki bütün Türk Ulusu bu dönemde ödemiştir. Tüm hatalarına rağmen diğer önemli yanları, Tengricilik dışındaki dinlerin de huzur içinde yaşaması, gelişmiş darphane dizgesine sahip olarak ayırt edilebilir paralar basmaları, ticareti ilerletirken tüm Bozkırın ve Türklerin Önderliğini üstlenerek Tarihi Türk Kağanlığının merkezi haline gelmek istemeleridir.

 

Göktürkler

Bir diğer önemli konu ise, Politik Bilimde bir Ulusun yönetilebilmesi ve bir arada tutulabilmesi için en geçerli yöntemin Demokrasi olduğunu ispatlamasıdır, öyle ya da böyle her ordu kurabilenin kendi hanedanını ve çıkarlarını temele koyduğu bölünmelere ve daha büyük savaşlara, düşmanın işine yarayacak kargaşalı taht ve önderlik kavgalarına neden olacak dizgeler yerine ne olursa olsun Ulusun tek parça halinde ortak bir yönetime tabii tutulduğu, iç meselelerin tartışmalarla, Kurultaylarla ve aynı zamanda da ifadenin özgürleştirilmesi ile çözülerek birlikte ulusal çıkarlar için mücadele edildiği dizgelerin öneminin vurgulanmasıdır. Tabii ki bu dönemde, günümüz manası ile bir Demokrasiden bahsetmiyoruz ancak Roma’nın Cumhuriyet’i ya da Cengiz Kağan’ın bıraktığı Kurultay geleneği, Boyların Kutsal zamanlarda toplanarak gerçekleştirdiği toplantılar ya da Hun İmparatoru Rua’nın kadın ve alkol düşkünlüğü yüzünden Kurultayın isteği ile Kağanlıktan çıkarılması gibi örnekler, bizim kendi Demokratik dizgemizin yani Töremizin örnekleridir.

Türkeş Devleti Nasıl Kuruldu?

Çin kaynaklarında, Tou-k’i-Che olarak geçen Türgişler, Çinlilerin okuma biçimi ile Türgeş olarak çağrılmıştır. Arap kaynaklarında ise Türgiş olarak geçmektedir. Orhun yazıtlarında ise gene Türgiş, Uygur yazıtlarında keza gene Türgiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk sözcüğünün anlamı gereği kendilerini türeyen, çoğalan, güçlü gibi anlamlarla bağdaştırmaları da muhtemeldir.

 

Türk Arap Savaşı Tablosu

Göktürk İmparatorluğunun giderek zayıfladığı bir dönemde, Aşina soyundan gelen On-Oklar, gene Aşina soyundan gelen Göktürklere karşı ayaklanıyordu, bu ayaklanmayı tabii ki ilk destekleyen ise Türklerin doğal düşmanı olan Çin oluyordu. Bu tamamen, Göktürkleri parçalamak ve Kuzey ile Batı hudutlarındaki baskıyı azaltmak için uygulanan bir politikaydı. Türkler, kendi aralarındaki sorunları çözene kadar büyük ölçüde bir karmaşanın ve Kağanların savaşına kendilerini bırakmıştı. Issık gölü çevresinde yaşayan ve varlıklarını burada sürdüren On-Okların, Hunlar döneminde de öncesinde de Issık gölü çevresinde olduğu tahmin edilmektedir. Kutlu bir başka insan olan Batı Göktürk Kağanlığından İstemi Yabgu‘nun gücü ve politikası ile 552 yılında kendilerini bağımsızca idare eden On-Oklar, Göktürklerin idaresine girmişti. 552’den itibaren 24 sene boyunca İstemi Yabgu’nun ordusunun önemli kısmını On-oklar oluşturdu, Çinlilerin deyimi ile Karluklar, Tchou-yue, Tchou-mi, I-ou, gibi önemli boylar da On-Oklarla beraber Batı Göktürk Kağanlığı için savaşıyordu.

630’lu yıllara kadar Göktürk Kağanlığı denetiminde yaşarken, Çin’in içlerine yapılan yağma ve intikam akınlarına katıldılar ancak Göktürklerin zayıflaması ve iç kavgalara sahne olması ile kısmen Çin etkisinde kalması ile Avrasya Bozkırlarında bir başka boy hak iddia edecekti. Uçele Han isminde bir savaşçı, Aşina’nın ününü kullanarak Bögü Tarkan ya da diğer seslendirilişi ile Baka Tarkan adını alarak ayaklandı.

Ayaklanma Öncesinde Göktürklerin Önlemleri ve Genel Durum

Ayaklanmanın önceden çıkacağını anlayan Telişe Kağan (Tie-Li-Che) Göktürk Kağanlığının parçalanmaması için, On-Ok boylarını bölerek farklı yerlere yerleştirmişti, bu durum On-Ok boylarını daha da isyana teşvik etmiş olsa da nihai isyanı geciktirmişti. On-Okları ikiye bölerek, Beş Tou-Lou, Beş de Nou-Che-Pi gibi farklı boylar oluşturmuş, başlarına Doğudan, birer Çur, birer Erkin ve bunlar yetmemiş olacak ki birer de Şad atamıştır. Bu kavramlar, Türklerin kendi devlet teşkilatlanmasında, çeşitli adlar ile çağırdıkları görevli isimleridir. On-Okların, Tou-Lou kolunun 4. boyu olan Türgişler, Holoşe unvanlı Çurların idaresinde Ebinor ve Borotola boylarında yaşamaktaydı, İhe-Hüşetu ve Hotu-Tamir yazıtlarının belirttiğine göre de daha önceleri Altay Dağlarının güney batı eteklerinde yaşamaktaydılar, bir kısmı Ebinor’a göç ederken diğer kısmı ise ileride Uygurlarla bolca anacağımız Beş Balık yani Beş Şehir bölgesine göç etmişti. Bu bölge ticaret bölgesi olduğu için Karluklar, Basmıllar gibi boylarla beraber yaşayarak, ticaret ile güçlenmekteydiler. Göktürk Kağanları ise bu sırada da On-Ok Boylarını gittikleri ve götürüldükleri yerlerde gözlemlemekteydi. 651 ve 759 yılları arasında Issık Gölü, Çu Vadisi, Talas Irmağı ve İ-li ırmakları bölgelerinde yaşayan Türgişler, Göktürklerin aldığı önlemlere rağmen dış etkenlerle de güçleniyordu. Çinliler Tufan Krallığı isimli bir krallığa bu dönemde saldırmıştı. Milyö Krallığına nüfusu sürmeye başlayan Çin’in etkisi ile, Issık Batısındaki halk da saldırıya maruz kalabileceği düşüncesi ile Maveraünnehir böglesine göç başlattı. Bu olayla Türgiş Boyları, bu toplulukların boşalttığı bölgelere göç ederek, ticaret yollarını denetlemeye ve kontrol etmeye başladı, böylece boşalan nüfusun yarattığı denetimsizliği kendileri dolduruyordu. Çin’in Batı Göktürk Devletini yıkmak için başlattığı 3 Ordu ile Taaruzu da Türgişlerin ve bölge halklarının göçünü hızlandırmıştı. Batı Göktürklerin son Kağanı Aşina Ho-lu da yenilince, Türgişler de Göktürklerle beraber Çin idaresine girmişti. Yıl henüz 657 iken, Çin, bölgede 4 ayrı mahalli yönetim biçimi oluşturmuştu, bu dört bölgeden ikisi, Türgiş bölgesineydi, Boyların isyan etmemesi ve örgütlenememesi için, yerel soylulara makam ve mevki verilirken, çeşitli valiler bölgelere yerleştiriliyordu, yazılı geleneği sürdüren Çin, düşmanlarını tanımak için çeşitli kitapçıklar tutmayı da ihmal etmiyordu. (Bkz: Çin’in Resmi Hanedanlık Kayıtlarında Türk Kavimlerine Ait Monografiler / Prof. Dr. Sema Orsoy)

 

Türk Arap Savaşı Tablosu

665 Yılına kadar, katı Çin yönetimi varlığını sürdürse de Tibet Krallıklarının güçlenmesi ile Çin Devletleri, Batıdan gelen bir tehlikeyle yüzleşmek zorunda kaldı, bu durumda, Tibetliler Bozkır Türklerini, Çin Coğrafyasındaki çeşitli Türk Devletleri ile Mandarinlere ve Hanlara ait Devletlere karşı müttefik olarak gördü. On-Ok Boylarının bütün Başbuğları yeni isyana destek oldu, Batı Göktürk Devletinin kalıntıları üstünde, yeni bir isyan yükseliyordu, Aşina Tuçe komutasındaki birlikler Çin güçlerini belirli bölgelerden sürmüştü ancak 679 yılında hile ile esir edilerek öldürülünce yerine Aşina Kiu-Puçur geçti. Bu dönemdeki bağımsızlık savaşlarına Türgişler ile Göktürklerin birlikte giriştiğini, Çin sarayına getirilen Türk Esirlerinin içinde On-Ok Boylarından soyluların olmasından anlamaktayız.

Göktürk Devleti, Türgişlerin Bağımsızlığına Yardım Ediyor

Göktürk Devleti, Kutluk Kağan‘ın önderliğinde 682 yılında yeniden kuruldu. Kurulduğunda Doğu Göktürk topraklarını kapsasa da Türgişlerin bulunduğu Batı Göktürk toprakları hala Çin işgali altında ve perişandı. Aşina soyunun ne kadar geniş ve önemli bir soy olduğunu, Çin’in Aşina kökenli olan bazı kişileri kendi valisi yapmasından da anlamaktayız. Sevilen bir soyun fertlerini kullanarak onları denetim altında tutmayı amaçladığı için Aşina Huşelo’yu vali olarak atadı. Çin tarafından atanan bu kağanın sert tutumu halk tarafından nefretle karşılandığı gibi, Doğu Göktürk Devletinin akınlarına dayanamayarak Çin’e kaçmak zorunda kaldı. Aşina Huşelo’nun kaçısını Uçele Kağan çok iyi bir şekilde değerlendirerek, Türgiş Devletini kurmuş oldu, pek çok fırsatı iyi değerlendirmeyi bilen yüksek bir teşkilatçıydı. Uçele’nin bağlı olduğu boy, Türgişlerin en kalabalık boyu bile değildi, Tou-Lou grubunun 4. boyu idi. ekonomik yönden de parlak değillerdi ancak boyları coğrafi olarak diğer On-Ok boylarının tam ortasında bulunuyordu. Bu yüzden Göktürklerin bağımsızlıklarını kazanmaları için gönderdikleri yardımları ve çeşitli haberleri diğer boylara da ulaştıran onlardı, Uçele’nin boyunun önder boy olarak On-Okları birleştirmesinin en büyük nedeni gene Uçele’nin kendi teşkilatçı güven veren yapısına dayanmaktaydı dememiz yanlış olmayacaktır.

16 Yıllık İktidarında Uçele Kağan Neler Yaptı?

Uçele Kağanın 16 yıllık iktidarını iki ayrı bölümde incelemek gerekir. 690-698 yılları arasında merkezi yapıyı güçlendiren, refahı arttıran ve teşkilatlanmasını sürdüren bir iç politika izliyordu. Tahta çıktığında, halkı ona Bögü Tarkan ya da Baka Tarkan adını verdi. 690-698 yılları arasında, 7.000 kişilik 20 ayrı ordu kurarak, 20 Başbuğ atadı. Devletinin ilk baştaki ordu sayısı 140.000’di. Sınırları, doğuda, Göktürk Devletinden, Batı’da Çinlilerin Hu(Ok) Halkları dediği Arap-Fars topraklarına, kuzeyde Balkaş gölünden güneyde Tanrı dağlarına uzanıyordu. Devletini daha iyi idare edebilmek için Nou-Che-Pi diye çağrılan boylar kümesine yakın olabilmek adına Çu nehrinin ve vadisinin kuzeybatısına ortayını (merkezini) kurdu. Daha sonraları değişen koşullara göre bu ortayı, Çu Vadisinin kuzeybatısına taşıdı. Böylece Tokmak vadisini de daha iyi denetleme şansını yakaladı. Doğudaki Tou-lou boylar kümesinin kendisinden uzaklaşmasından endişe ettiği için bu bölgeye de küçük bir ortay kurdu. Issık Gölü ile İ-li nehri arasındaki Kuşnar şehrine bir ortay kurarak, bu bölgeyi de kendisine daha sağlam şekilde bağladı. Bahsettiğimiz teşkilatçılık özelliklerini göstererek, sadece 8 yılda, önemli bir kalkınma ve adalet sağladı.

 

Türk Ordularının Karşılıklı Savaşı

Türgişlerin İlk İsyanı Başlıyor

698 ve 706 yılları arasındaki yöneticiliği ise daha farklıydı. Belki de en başında kağan olmasını sağlayan sadece teşkilatçı yapısı değil aynı zamanda da hırsıydı. Çin İmparatorları ve Krallıkları bu dönemde büyük ölçüde Kapgan Kağan‘ın saldırıları ile bunalmıştı. Göktürkleri batıdan sıkıştırabilecek bir güç onları rahatlatabilirdi. Bu yüzden, topladıkları altınları belirli rotalardan casusları ve diplomatları ile Uçele Kağan‘a ulaştırdılar. Ayaklandırmak istedikleri tek kitle Türgişler de değildi, bununla beraber Kırgızları da ayaklandırdılar. 698 yılında, Bolcu’da Tonyukuk Yazıtlarında en ince ayrıntısına kadar anlatılan dramatik bir savaş yaşandı. Bazı Kağanların hırsları ve bazı dış unsurların etkileri ile ki bu dış unsurların da bir kısmı “Coğrafyaya Dair” dipnotunda belirttiğimiz üzere Türk’tür, Avrasyanın Bozkırlarında, Türk atlı orduları karşı karşıya geldi. Türgişler ve Kırgızlar, Göktürklere karşı ağır bir yenilgi aldılar. Tonyukuk yazıtlarında belirtildiği üzere, Bögü Tarkan savaş sonunda esir düştü, 50 kadar Türgiş soylusu da onunla beraberdi. Savaşın etkileri Türk dünyasında ve Bozkırda yankılandı, isyan etmeyi düşünen pek çok boy önderi, heyetler ve hediyeler ile Kapgan Kağan’a gelerek diz çöktü, Türgişlerin kuruluşu sırasında, büyük destek sağlamış Göktürklere karşı böyle bir isyan da Türgişlerin güvenilirliği üstüne gölge düşürmüştü, bu yüzden Türgiş Boyları bundan sonrasında sıkı şekilde denetim altına alınmıştı.

Bolcu Savaşı Sonrası Türgişler

Bolcu savaşı sonrası, Türgiş Kağanı Uçele öldürülmedi ancak yetkileri elinden alındı, eski itibarı da kalmadı, öldürülmemiş olmasından da anlaşılabilir ki, On-Ok boyları ona sevgi besliyordu, belki de ikinci bir isyan çıkartmak istenmedi belki de sadece On-Oklar değil, her Türk Boyu ona saygı besliyordu. Bozkırdaki tüm Türkleri birleştirme arzusu, Türk Kağanlarının tamamında bu dönemde görülen bir arzuydu, bu yüzden de birlik sağlama amacı ile sürekli olarak ayrılığa götüren bu biçimdeki savaşlar yaşanıyordu. Kapgan Kağan, Kağanlar Kağanı olmak istiyordu, Uçele de muhtemelen buna karşı çıkıyordu, bir Kurultayda çözülebilecek mesele, Çin’e güçlenme fırsatı vererek Türklerin ölümü ile sonuçlanıyordu. Türgiş Devleti olduğu gibi Kapkan Kağan’ın oğlu Fu-Kiu‘ya bırakıldı. Fu-Kiu yaşça çok küçüktü, belki de bu bölgeye hiç gelmedi dahi ancak yaşının verdiği imkan ile Kapgan Kağan bu bölgeyi onun yerine idare ediyordu. Bir süre sonra bölgeye çeşitli şadlar (valiler) atandı, Uçele Kağan’a yetkileri, Göktürk Şadlarına bağlı olarak geri verildi, Göktürkler için kendi topraklarını idare etmeyi sürdürdü.

698 ile öldüğü tarih 706 yılı arasında, Uçele Kağan hakkında Orhun Yazıtlarında bir bilgi geçmemektedir. Buradan da bir sorun ya da isyan teşkil etmediği anlaışmaktadır ancak öldüğü tarihte, Çin yazıtlarında çeşitli bilgiler geçmektedir. Görünen o ki, Uçele Kağan, amacından vazgeçmemiş ve çeşitli müttefiklik arayışlarını sürdürmüştür. Çinli Diplomat Kuo-Yuençen (Kuo Yuen-tchen) Uçele Kağan ile 706 yılında bir görüşme sağlamıştır, görüşmenin amacı Çin Kaynaklarına göre yeniden bir müttefiklik sağlamaktır fakat ilginç bir şekilde, görüşme sonrasında, Uçele Kağan soğuk algınlığı ile ölmüştür. Yerine Sou-Ko Kağan geçmiş ve diplomatı öldürmeyi düşünmüştür, kaynaklara göre Kuo-Yuençen ölmekten çok korkmaktadır, soğuk algınlığına neden olamayacağı düşünülünce de Çinli diplomat masum görünerek, ülkesine dönmesine izin verilmiştir.

 

Çinlilerin Çizimi ile bir Türk Askeri.

Türkeş Devleti ve Göktürklere Olan İsyanları

Soko Kağan dönemi sadece 4 yıl sürdü, 706 ve 710 yılları arasındaydı, bu dönemde Uçele Kağanın ikinci egemenliğindeki gibi bir sessizlik yoktu, Çinliler ile olan temaslar sürdürüldü, karşılıklı hediyeler ve heyetler, Göktürklerin ne düşündüğü umursanmaksızın gönderildi ancak tek sorun bu değildi, arazi paylaşımı konusunda bazı sıkıntılar çıkmıştı ancak bardağı taşıran asıl damla Orhun Kitabeleri oldu. Göktürkler, Kapgan Kağan zamanında kitabeler dikiyordu, anıtlardan birisine de Türkeş Devleti egemenlik altına alındı yazınca, bu durum On-Okların onurunu incitmişti. Chavannes Edouard, Documents Sur Les Tou-kiue Occidentaux adlı eserinde, So-Ko Kağanın 300.000 kişilik bir bozkır ordusu olduğunu belirtmektedir. Çinliler aynı zamanda bu dönemde, 4 Prenses göndererek, So-Ko Kağanın da sarayına sokmuştur.

Soko Kağan döneminde üç önemli olay olmuştur;

Bunlardan ilki; Türgişleri, Göktürklere karşı isyan ettirmeye çalışan Çinliler aynı zamanda, Türgişler arasında da isyanlar hazırlamaktaydı. Bu politikayı sadece Türgişlere değil aynı zamanda da Göktürkler için de uygulamaktaydılar, tabii ki bu politikayı sadece Çinli bir devlet değil, bölgedeki Türk Hanedanlıklar, melez yapılar ve diğerleri de eş zamanları olarak uygulamaktaydı. Türgiş Kumandanlarından Külçor-Tchong, Kağan ile bazı anlaşmazlıklara sahipti. Türgiş Kağanlığına el koyarak, Bozkırı birleştirecek Haneyi kurma yarışına bir başka meraklı kişi daha katılıyordu. Çinlilerin, 1000 altın rüşvet ile yanına çektiği Külçor-Tchong, Çinlilerden aldığı silahlı destek ile isyan etti. Kuça şehri yakınlarında, Soko Kağan‘ın takibi sırasında Çinli Kumandan Fong-Kia-Pin ile yakalanarak öldürüldü.

Soko Kağan‘ın uğraştığı ikinci bir mesele de kardeşiyle ilgiliydi. Kardeşi Çe-Nu da, meşhur Kağanlar diyarına gözünü dikmiş görünüyordu. Türk geleneklerine bağlı kalınarak, devletin doğusu ile batısı arasında yönetim paylaştırılmıştı ancak Çe-Nu kendisine bırakılan boy sayısından hiç memnun değildi. On-Ok Boylarının bir kısmı sarı süslemeler diğerleri ise siyah süslemeler giyerdi, bu boylar, akrabalıklarına göre çeşitli gruplara ayrılmış birbirine yakın boylardı, güçlü olan boy gruplarını ise tamamen Soko Kağan idare ediyordu, en azından kardeşinin iddiası böyleydi. Kendisinin güç azlığından ötürü başarı sağlayamayacağını anlayan isyancı Kardeş, Soko Kağan’a karşı Kapgan Kağan’a sığındı, zaten Soko Kağan‘ın Göktürklerden hiç çekinmeden Çinliler ile yaptığı temaslardan da rahatsızdı. 20.000 kişilik bir ordu hazırlayarak, Soko Kağan‘ın üstüne ani bir sefer düzenledi, 2. Bolcu Savaşında, bir kez daha onu yendi, esir etti. Kapkapn Kağan’ın bu seferinde Kül Tigin ve Bilge ise iki Başbuğ olarak komutanlık yapmıştı. Kağanlığa giden süreçlerinde bu şekildeki savaşlarda tecrübe ediniyorlardı. Bilge ve Kül Tigin, Soko Kağan‘ı yenerek, Kapgan Kağan‘a getirdi. “Birbirine hayrı olmayan iki kardeşin, ülkeye ne faydası olabilir.” sözlerini iki kardeşin yüzüne söyledikten sonra ikisini de öldürttü, Türkeş Devletini doğruca kendisine bağladı.
Türkeş Boylarının bağımsızlık hayali bir kez daha son bulmuştu ancak talih bu sefer, Türkeşlerden yana esebilir miydi?
Türk Boylarının asi ve bağımsız olma aşkı, Türgiş Devletinde araıksız görülüyordu, 698, 710 derken Sulu Çor döneminde bir kez daha isyan çıktı, ara dönemlerdeki küçük isyanların yanı sıra daha büyük olan bu isyan ile bağımsızlıklarını tekrar ilan ettiler, Kapagan Kağan ölmüştü ve Kağanlar artık Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin‘di. Türgiş isyanını destekleyen ise her zamanki gibi Çin olmuştu.

 

Türgiş Askerleri

Pars Kağan ve Türkeş Devleti

Türkeş Devletini On-Ok Boylarının oluşturduğunu bu boyları da Sarı ve Siyah olmak üzere farklı süslemeler kullanan iki farklı grubun oluşturduğunu söylemiştik. Asi yapısı gereği Türkeşler, pek çok kez isyan etmekte ve birbirleri ile de makale boyunca aktardığımız gibi sürtüşmekteydi. Pars Kağan 710-715 yılları arasında, Sarı Türkeşler Önderliğindeki son Kağandı ancak Türkeşlerin asıl mücadelesi Kara Türkeşler olarak süregelecekti. Pars Kağan döneminde ne Çinli ne de Göktürk kaynaklarında önemli bir olay geçmemesinden anlaşılıyor ki kısmen uysal geçen bir dönem. Pars Kağan, Bilge ve Kül Tigin’in kız kardeşleriyle evlendirilerek, Göktürk Ailesine olan müttefikliği sağlamlaştırıldı. Kağanlığının başlarında, Göktürk yazıtlarında bir bilgi geçmese de, hükümdarlığının sonlarına doğru bazı bilgiler yer yer geçmektedir. Buna göre, Pars Kağan’ın tek görevi sadık kalmaktı ancak belli oluyor ki bu pek mümkün olmamış, 712 ve 713 yıllarında yeniden Tabgaç Devletlerinin kışkırtmaları ile ayaklanan Türgişlere Kül Tigin Önderliğinde sefer düzenlenir. Bu seferlerin özellikle yoğunlaştıkları bölgeler Maveraünnehir yani Amu Derya ve Sir Derya arasıdır. Daha sonrasında ise 715 ve 716 yılları arasında Kapgan Kağan, Kara Türgiş boylarından Hou-Lou ve Şu-Ni-Şe Boylarının Çin ile temas kurmasına öfkelenerek bir cezalandırma seferi düzenler. Bütün bu seferler ile Talas civarında yaşayan Kara Türgişler ve 715 seferleri ile de Tou-Lou grubu daha batıya doğru bir göç başlattı. Başlangıçta bu durum, Göktürkler için olumlu görünse de, Türgiş boylarının Çu ve Talas Vadilerinin arasındaki sıkışık coğrafyaya itilmesi ile bir araya getirilmesi, birbirlerine yakınlaşmalarını ve örgütlenmelerini kolaylaştırdı. Nou-Che-Pi Boylarının önderliğinde ise yeni isyanları ateşleyerek Türgiş Devletini nihayet bağımsızca kurabilecekleri konuma getirdi.

 

Kementli Bozkır Askerleri

Türklerin yabancıların kullanmadığı bir yaygın silahı da kementleriydi, ağır zırhlar ve çeşitli araçlar böylece etkisiz hale getirilirdi.

Sulu Çor Önderliğinde Türkeş Devleti

Kapgan Kağanın tüm seferleri ile uslanmaz Türgiş boyları, İki Irmak Arası bölgesine daha da şiddetli bir şekilde bir araya gelmeye başlamıştı. Seferler hafızalardan silinmese de, coğrafi yakınlığı elde eden Boylar, Kiu-Pi-Şe boyunun Önderi Sulu‘nun çevresinde birleşmeye ve ona yakınlık bildirmeye başladılar. Görülüyor ki, Boylar Dizgesinde, kendisini daha önceki Soko Kağan ve Uçele Kağan dönemindeki gibi gösteren bir teşkilatçı ve güven veren yapıya sahipti yoksa Kapgan Kağanın, Kültigin ve Bilgenin seferlerinin hafızası 2 buçuk yıl ötede dururken, bir kişinin etrafında yeniden böyle cesurca birleşmek mümkün olmayabilirdi. Talas Irmağının çevresindeki Taraz Şehrinde kendi halkıyla birlikte bulunan Sulu, sadece Çor unvanına sahipti ancak çok geçmeden Türgişlerin en yüce unvanına doğru uzanan ve İslamiyetin Türkistana girmesine engel olacak bir askeri seferler silsilesini başlatarak, Türklerin ve Ötüken Kutsallarının önünde kalkan olacaktı. Liu-mau-tsai, Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken adlı eserinde, Sulu Çor’un bu dönemde 200.000 kişilik bir Bozkır Ordusuna sahip olduğunu ifade etmektedir. Kapgan Kağan’ın 716 yılındaki ölümünden kısa bir süre sonra Tegin (Prens) unvanını aldı. 716 yılının Ağustos ayında da Kağanlığını ilan etti. Göktürklere bağlı kalmak istemeyen On-Ok boyları, bir bir gelerek ona bağlılık bildirdiler, isyan yeniden başlamıştı. İsyanın büyümesi ve başarıya ulaşması için Çin Devletleri yeniden askeri desteğini esirgememişti. Bu sırada ise Bilge Kağan (716-734) yönetimi yeni başlamıştı. Karışıklık içinde bulunan Göktürk Devletinin durumundan sıkılan bazı boylar da Türgiş bölgesine gelerek onlara bağlılık bildirdi. Bilge Kağan bu dönemde Türgiş Devletinin yönetimini doğrudan devralmadı, onun yerine politik olarak onlardan açıkça söylenmeyen üstünlüğünü sürdürdü, böylece mevcut tehlikelere karşı gereksiz savaşların kısmen önüne geçilmiş oldu, hem de eski dizge, yeni bir kılıfla sürdürüldü. Sulu Kağan zeki bir politikacıydı. Bilge Kağan’ın oğlu ile kızını evlendirdi ve bu dönemde Çin Devletlerinin en büyük düşmanlarından olan Tibet Kralının da kızı ile evlendi. Böylece Göktürklerle ve Tibetlilerle müttefik haline gelerek sadece Çin Devletlerine yönelik meseleleri halletmek istedi. Göktürklere karşı Türgişleri destekleyen Çin, fark etmeden Sulu Kağan gibi bir tehlikeyi yaratmıştı.

 

Bahsettiğimiz Kurultaya dayalı ve birliğin asla bozulmadığı, önemli olanın Hanedanların, Kağanların değil denetleme yetkisine sahip Ulusun olduğu Kurultay Dizgesi ya da Töre önemi ise burada bir kez daha karşımıza çıkmaktadır, anlamsız Kağanlık savaşları arasında kaybedilen Ulusal çıkarlar, müttefiklik ilişkileri ve önce dışarıdaki düşmanlara karşı alınan önlemlerle geri alınacaktı ancak Çin, zekice politikasını sürdürecekti, bu sefer de Aşina Soyundan farklı Tiginleri, ordularla ve çeşitli boyların Ulusal çıkarlardan çok kendi çıkarlarını önemseyen ve memnun olmayan oymaklarıyla silahlandırarak Türgişlerin üstüne gönderecekti ancak burada “Coğrafyaya Dair Notumuz” unutulmamalıdır. Türgişler-Göktürkler bu dönemde müttefik olsalar da Çin’deki Türk Devletleri bu ittifaka katılmamış aksine Türgişlere karşı tekrar Hanedanlığa dayalı güç arzusundan ortaya çıkan savaşları sürdürmüştür.

Tibetlilerle ve Göktürklerle müttefik olan Türgişler, Çin ile önceden beri gelen sınır sorunlarına eğilecekti. Bu bölgede, güneyde Çin Devletlerinden bazılarının kurduğu 4 Garnizonluk denen bölge mevcuttu. Bu garnizonluk, tam olarak İpek yolunun üstündeydi ve Türk Devletlerinin ticaretine zarar veriyordu. Sulu Kağan ilk olarak bu sorunu çözmek istedi. Yakarık Şehri (Dua Eden Şehir) ve Aksu Şehirlerini kuşatarak Sulu Kağan, 717 senesinde Dört Garnizonluk Seferine çıktı. Tibet Krallığı ile Çin arasındaki savaş da sürüyordu, Tibet şiddetli saldırılarla Çin Devletlerini bu sırada yeteri düzeyde meşgul etmekteydi.

Bu durum karşısında dayanamayacağını gören Çin Diplomatları daha zekice bir yol izleyerek kendi ülkelerinde bulunan Aşina Hien ile üç Karluk (Özbek-Oğuz-Kıpçak Karması Boylar) boylarından oluşan bir ordu gönderdi. Aşina Hien ve Ordusu, Sou-Lou Kağan‘a karşı bir başarı sağlayamadı, bu yüzden Çin, ikinci yolu olan göz boyamaya başvurdu. Sulu Kağan’a pek çok prenses, altın ve askeri unvanlarla yanında çalışmasını önerdiği diplomatlar gönderdi fakat Sulu Kağan üstünde bu kadar durmamızın da nedeni olan kararlılığı kendisini gösterdi, dış politikasından vazgeçmeyerek 4 Garnizonluk bölgesini ele geçirmek için saldırılarını sürdürdü.719 yılında Tokmak şehri, Çin’in elinden geri alındı, içinden İpek yolu geçen Tokmak şehri ile birlikte, İpek yolunun denetimi de Türgişlerin eline geçmiş oluyordu.

Bu dönemde Çin ve Göktürk ilişkileri de Tibet ve Türgiş ilişkileri gibi durağandı, Çin hem Türgişler hem de Tibet ile savaşırken, üçüncü bir düşman daha edinmeyi hele ki tüm politikalarının işe yaramadığı Sulu Kağan karşısındayken edinmek istemiyordu. Göktürklerin de Türgişler ile müttefik olması onu korkutan durumlardan birisi olduğu için kaybettikleri savaşı daha fazla sürdürmek istemediler ve 722 yılında kendilerine Göktürk İç Savaşından kaçarak sığınan Göktürk Tiginlerinden Aşina Hoai-Tao’nun kızına Prenses unvanı vererek Türgiş Kağanına gönderdi. Burada ilgi çekici olan Aşina Soyunun genişliği ile birlikte, Çindeki Devletlerin bir Aşinaya kendi tahtını da bağlayabilecek Prenses unvanını verebilmesidir. Buradan da Çin’den gelen hediyelerin Çin’deki bir Türk Devletinden geldiği varsayılabilir, bölgedeki Tunguz, Tuyuhun, Şato ya da Sien-Piler gibi çeşitli zamanlara yayılmış Bozkır Halklarının varlığı Hanlar, Mandarinler kadar etkin olduğu için yazıtlardan ve kaynaklardan aktarıldığı kadarıyla da Aşina Soyunu kendi tahtları ile bağdaştırarak bunu bir güç etkeni olarak Türgiş Kağanına göndermeleri, özlerinde aynı olduklarını vurgulayarak bu yüce soyun devamıyla müttefiklik kurmak istediklerini yansıtıyor olabilir.

Çin Devletlerinin bu temaslarla artık kendisi için tehlike olamayacağını anlayan Türgiş Kağanı Sulu Kağan bundan sonrasında farklı bir tehlikeyle uğraşmak zorunda kaldı. Ülkesin batısında, Hu Halklarından olan Araplar, yeni bir din kurmuşlar ve bunu acımasızca yağmaları köle ticaretine dönüştürerek, Budistlik, Zerdüştlük ve çeşitli Tengrici toplulukları eriterek yaymaya çalışıyordu.

Müslüman Araplara karşı Türgişlerden Neden Yardım İsteniyordu?

İki Irmak Arasında bu dönemde bölgesel şehir devletleri ve bağımsız boylar yaşamaktaydı. Bu bölgedeki topluluklar aralıksız olarak Türgiş Kağanından Arap istilasına karşı yardım istemekteydi. Emevi Devleti, İslamiyeti İran’a dahi henüz tamamen yayamamışken daha da doğuya ağır katliamlarla dinlerini yayma kararı almıştı, bu yüzden Kuteybe, karargahını Merv’den Taşkent’e taşımıştı. Sadece Merv ve Semerkant şehirlerinde Türklere ve Farslara yapılan katliamlar Arap Tarihçi ve Şair Taberi bütün Horasan’dan sadece Merv’deki kadar dahi ganimet toplayamadıklarını anlatır. Buhara Kuşatması sonrası ise ilk Türk Katliamı yaşanır, Talkan ve Curcan katliamları da bu dönemde bütün bu vahşeti arttırarak yankı yankı Doğuya doğru sürdürür.

Arap Şairi Kaah El Aşkari şiirlerinde katliamları şöyle anlatmaktaydı;

 

“Kazah ve Facfac önlerinde öldürdüğünüz, korkudan birbirine sarılmış zavallı Türklerin titrediği geceleri hatırlayın. Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binemeyecek çocuklar kaldı. Binenleri de o hırçın atların sırtında yük gibiydiler.”

Bu dönemde Haerzm İsyanı gibi İslamiyete karşı çıkan isyanlar da vardır, bölgedeki Vali Caygan da bu isyan sırasında öldürülür, bunun üstüne Kuteybe Harezm’i bir kez daha yağmalar ve yakar yıkar.

Bir başka Arap Şairi Taberi anlattığı olaylardan birisinde Abdurrahman Bin Muslim‘in sadece bir sefer sonunda ona 4000 köle ile geldiğini aktarıyor. İslam Tarihi ve Türkler eserinde Prof. Dr. Ziya Kitapçı, bu 4000 kölenin, Kuteybe’nin 1000’i sağına, 1000’i soluna ve 1000’i önüne ile arkasına dizilerek, etrafı cesetlerle doldurulacak şekilde öldürüldüğünü Taberi’nin aktarımından anlatır.

 

Arap Katliamları Sonrası Semerkant.

Semerkant’ta ise Gürek isminde bir Bey hakimdir, kuşatmaya dayanamayarak her yıl 2.200.000 altın ödemeyi ve bir defaya mahsus olarak 30.000 Türk’ü esir vermeyi kabul eder. Şehirde cami yapılması, Tapınaklardaki mücevherlerin ve şehirdeki tüm silahların toplanması da şartlar arasındadır. Bu sırada Kafkaslarda da durum farklı değildir, Curcan ve Dağıstan 300.000 altın ödeyerek savaşmadan teslim olur. Taberistan Meliki İsfehbed, Deylem Melikinden yardım isteyerek savaşmak ister, Curcan Halkı da ayaklanarak Esad Bin Abdullah komutasındaki askerleri imha eder, buna öfkelenen Emevi Komutanları, Curcan Şehrini ve halkını tamamen yok ederler. Curcan katliam öncesindeki kuşatmaya sadece 7 ay dayanabilmiştir. Şehrin kıyısındaki Enderiz nehrinde yaşanan katliam, Arap Kaynaklarında da geçtiğine göre Talkan Katliamındaki gibi 40.000 Türk’ü kapsar, kadınlar ve kız çocukları ise cariye yapılır. Yıl bu sırada 716’dır yani Sulu Kağan’ın tahta çıktığı yıldır, işte bu durum içerisinde neden Kıpçak Şehirlerinden yani Kafkasyadan ve İki Irmak Arasındaki Türk Şehirlerinden aralıksız olarak yardım çağrısı gelmektedir, anlayabilirsiniz.

Konuyu daha iyi açıklayabilmek için aşağıya Taberi’nin Tarih-i Taberi Kitabından ufak bir kaç alıntı bırakıyoruz.

 

“Her kim Türklerden bir baş getirirse 100 dirhem vereceğim, Şimdi Müslümanlar, bir Türk başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Türkleri dağıtıp hesapsız kıldılar. Mübalağa ile dönüp gene Merv’e girdiler.”

“Yaz gelince Kuteybe, Horasan şehirlerine nameler gönderip, asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek denen adam Neyzek ile müttefik idi. (Neyzek ve Şehrek, Müslümanlara karşı savaşan Türk Beyleriydi.) Kuteybenin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkana girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Orada hesapsız adam öldürüldü.”

“Riayed ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan ceviz ağaçlarına da cesetler asılmış idi. Oradan götü, Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik de kaçtı. İki oğlunu tutuklatan Kuteybe, şehrin beylerini itaat ettirdi.”

“Kuteybe dedi ki; Vallahi, ömrüm üç söz söyleyecek kadar kısa olsaydı, Uktülühü, Uktülühü ve Uktülühü derdim. (Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün) Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki birisi Osman diğeri Soldu ve yine kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Buyurdu, başlarını kesip, Haccac’a göndereler.”

“Ganimet malının 5/1’ini Haccac’a gönderek Semerkant’ın fethini ilan etti. Haccac da bu habere çok sevindi. Kuteybe tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı (Abdullah Bin Muslim) Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını ona bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verdi, Abdullah’a dedi: Semerkant’a kafirleri sokma ancak ellerine bir parça balçık ve üstüne de mühür vur.”

Yukarıdaki sözler, Taberi’nin Tarih-i Taberi eserinin Cilt 3’ündeki 343 ve 353 arasından alıntıdır. Araplar, büyük İmparatorluklar idare etmeye alışık değildi bu yüzden bu genişleme ile 716 yılından sonrasında kendi iç mücadelelerine çekilecek ve bir süre sonra da Türkler tarafından fetholunacaklardı, Ibn-ı Haldun El Mukaddimesinde bu fethi “Türkün istemediği Halife de olamıyor.” diyerek özetlerdi. Diğer bir konu olarak günümüzde bazı Pozitivist İslam Bilginleri, geleneğine aykırı olarak, İslam Peygamberinin yaptığı Beni Kureyza katliamını dahi gizlemeye kalkmaktadır, yukarıda bahsi geçen ve Arapların hep övündüğü katliamlar, İslam ananesinin teşkil ettiği fetih uygulamalarından azı ya da fazlası değildi, aynı süreçleri Farslar, Afrikalılar da geçirmişti, yegane fark ise Türklerin bu katliam kültürüne karşı durarak, İslamiyeti zorla kabul ettirme çabalarını kısmen nafile çıkartarak, İslamiyeti de tarih içinde bir güç aracı olarak diğer dinler gibi kullanıp, kendi Tengrici geleneklerini sürdürmeleriydi. (Bu konu için Prof. Dr. Abdülkadir Baki İnan’ın Türkler Eseri önerimizdir, Türklerin var olduğundan beri Tengrici inanışlarını hangi dine inanırlarsa inansınlar onun içine yedirerek sürdürdüklerini görebilirsiniz.)

Türklerin, Müslümanlara karşı verdikleri savaşlarda ve bu savaşların giriş safhasında da çeşitli bölgesel Türk boyları ile şehirlerinin ne hallerde olduğunu Arap kaynaklarından aktardıktan sonra, Sulu Kağan’ın verdiği Kutlu Savaşı anlatabiliriz.

 

 

Müslümanlara Karşı Türklerin Verdiği Savaşta Sulu Kağan’ın Stratejileri

Karargahını daha da ilerideki bölgeleri hedef almak için Merv’den Taşkent’e taşıyan Kuteybe Bin Muslim, Türgiş Kağanı için de artık tehlike oluşturuyordu, yaşanan katliamlar sonrasında kendi bölgesine göçler gelen Türgişler de bu nüfusu daha iyi Ordular ve gelirler oluşturmak için de kullanarak hazırlıklar yapıyordu. İyi bir stratejist olan Kuteybe, buradan yola çıkarak Kaşgar gibi zengin şehirlerden de yola çıkarak İç Asyayı ele geçirmek istiyordu ancak Kuteybe bazılarına göre şaibeli bir şekilde 715 yılında öldü, bu yüzden de kendisinin kurduğu sistem sekteye uğradığı gibi bölge halklarının olağanca nefreti de Arapların üstüne daha da sert şekilde yansımaya başladı, bölgeyi idare etmekte zorlanan tüm Arap Valileri ya değiştiriliyor ya da değiştirileceğini anlayıp isyan ediyordu. Bazı tarihçilere göre Müslümanların, İran-Ön Asya ve Batı İç Asyadaki başarısızlığı mahalli ve bölgesel Boylar ile şehirleri yöneten Tiginlerin, Prenslerin, Meliklerin İslamiyet’e boyun eğmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Buradaki savaşlarda, Bacı Bey gibi kadın önderler ve Neyzek gibi yerel Tiginler, Müslüman Araplara karşı verdiği savaşlarla hem ongulaşmış hem de Türgişlerin işini fazlasıyla kolaylaştırmıştır. Sulu Kağan etkeni de devreye girince Araplar için işler iyice kötü bir hal almıştır çünkü ilk kez karşılarına bölgesel olmayan bir Türk Devleti ve Ordusu doğruca Kağanı ile çıkmaktadır.

Halife Ömer bin Abdülaziz döneminde 717-720 yıllarını kapsayan ve İki Irmak arasında sarsılan Müslüman egemenliğini sağlamlaştıracak bazı seferler düzenledi. Horasan Valisi El Cerrah Bin Abdullah 717-718 yıllarında da Seyhun’un doğusuna bir sefer düzenledi ancak yardımcısı olan Abdullah Bin Mamer El Yeksuri’nin ordusu, coğrafyayı bilmemeleri ve Bozkır Ordularına aşina olmamaları nedeni ile Türgiş Ordusu tarafından pusuya düşürüldü. Canını ancak ödediği fidye ile kurtarabildi. Müslümanlar, Türkeş Devleti karşısında aldığı bu ilk yenilgi ile Zerdüştlerin, Budistlerin, Hristiyanların ve Tengricilerin isyanlarıyla karşı karşıya kaldı, Türgişlerin kolayca çekilmeyeceğini anlayarak politik hamleler ile Çin’e elçiler göndererek, arka cepheden bir sefer başlatmak istedilerse de Çin bu sırada Tibetlilerle fazlası ile meşguldü ayrıca Sulu Kağan zaten aynı dönem içerisinde makalenin öncesinde de anlattığımız gibi 4 Garnizon Bölgesine de sefer düzenleyerek Çin Ordularını dağıtmaktaydı.

El Cerrah‘ın rezil yenilgisi sonrasında Halife Ömer yeni bir vali seçti, adı Abdurrahman Bin Nuaym el Gamidi‘ydi. 718 ve 720 yılları arasında görev yaptı. Soğdlular, İslamiyetin zulmüne daha fazla dayanamayarak isyan ettiğinde Türkler de onlara destek oldu, bölgeye Başbuğlarından Kül Çur‘u gönderdi, İslam kaynakları kendisine Kursul demektedir. İsyanın büyüdüğünü ve tüm eyalete yayıldığını gören Horasan Valisi Said bin Abdülaziz (720-721) çevreden bulabildiği gönüllüleri ordusuna almaya başladı. Bahile Sarayı çevresinde yani Semerkant yakınlarında yaşanan savaşta Kafesoğlu’nun Türk Milli Kültürü eserinde de belirttiği üzere üstün stratejik ve teknik süvari harekatıyla Araplar ağır bir yenilgi aldı. Eyaletlerindeki isyanlar böylece daha da alevlenmişti.

 

Göktürk Yazıtları

Türkeş-Emevi savaşlarında yeni vali artık Said El Haraşi idi. Sadece 1 yıl görevde kaldı, isyan eden halkın önemli bir kısmını 722 yılında Hocend bölgesinde teslim olmak zorunda bıraktı. Bu bölgede ise bir başka Müslümanlara özgü katliam tekerrür etti. Sadece parası olan 400 kadar tüccarın mal ve mülkünü diyet olarak alıp geri kalan halkı kılıçtan geçirdi. Halktan canlarını kurtaranlar Türgişlere sığındılar, burada Budist, Zerdüşt, Hristiyan, Tengrici, Maniheist herkesin doğruca Müslümanlardan kaçarak Türklere sığınması da Türklerin dini hoşgörüsüne bir örnektir, gene aynı şekilde ileride İran’ı fethedecek olan İlhanlılar döneminde de İslami zulmün bitmesi ile tüm dinler yeniden barış içinde yaşıyor olacaktı, Türklerin Laik yani dinlere eşit yaklaşan kültürü Cengiz Kanunlarında, dinlerin zorlanmasını yasaklayan cümleleri ile daha da somut şekilde karşımıza tarihin bölümlerinde çıkmaktadır.

Hocend Katliamı sonrasında eyaletteki isyanlar durmadı, panik bütün toplumu ele geçiriyordu, Halife Hişam, Said El Haraşi‘yi başarısızlığı yüzünden görevden aldı, yerine yeni vali olarak Muslim bin Said el Kilabi getirildi. 722 ve 724 yılları arasında görev yaptı. 722 Yılında, belirttiğimiz gibi Çin yenilgiyi kabul etmişti, böylece Sulu Kağan da batıdaki sorunlarla daha iyi ilgilenebileceği yıllara kavuşmuş oldu. Arap Ordusunda, yeni Vali göreve başlayana kadar Yemenli Araplardan oluşan ordular Türkler tarafından dağıtılmıştı. Müslim komutasındaki Müslüman ordusu Fergana Vadisinde ilerlerken adı giderek meşhurlaşan Sulu Kağan‘ı doğruca karşılarında buldu. Korkan Arap Ordusu çekiliş kararı aldı ve 11 gün boyunca ağır bir yürüyüşe maruz kaldı, tüm yüklerini ganimet olarak bırakmamak için yaktılar, dönüş yolunda perişan halde iken bölgesel halkın oluşturduğu kuvvetlerce kıstırıldılar. Seyhun’a dahi ulaşamadan kuşatma altına alınmışlardı. İki ateş arasındaki Müslüman ordusu, zor bela Semerkant’a çekilmişti ancak sığındıkları şehrin halkı da onlara düşmandı, her yandan kuşatılmış bir acziyetin ortasındaydılar.

 

Çinlilerin temsili Türk Kağanı betimlemesi.

Türgişler son başarısı ile savunma konumundan saldırı konumuna geçti. 15 yıl boyunca Emeviler savunmada kalacaktı. Sadece Türklerin yoğun yaşadığı bölgeler de değil Toharistan ve diğer güney bölgeleri bile Sulu Kağan‘ı kurtarıcı olarak görmekteydi. 724-727 yılında yeni bir vali getirildi, adı Esad Bin Abdullah el Kasri idi. 726 yılının sonlarında Huttal‘da Türgişlere karşı ağır bir yenilgi alarak görevinden azledildi. Türklerden aldıkları yenilgiler ve kendi içlerindeki çekişmeler ile giderek güç duruma düşen Emeviler, üstüne de çeşitli isyanlarla uğraşırken bir de şii sorunu ortaya çıkmıştı, üstüne de Emevilere göre daha Arap olmayan ve Müslüman olan ya da olmayan tüm topluluklar tarafından kontrol edilebilir görünen Abbasi sorunu da ortaya çıkmıştı. Sulu Kağan hem Şiilerle hem de Abbasilerle iş birliği yaparak politik zekasını bir kez daha gösterdi. 728 yılında, Türgişler, Buhara’yı ele geçirerek, Emevilere karşı büyük bir başarı elde ettiler, yaklaşık yirmi yıldır İslam zulmü altında katledilen, malına el konmuş, kadınları ve çocukları cariyeleştirilmiş tüm topluluklar için bu büyük bir ateş yaktı.

İki Irmak Arasında artık sadece Semerkant, Dehusiye ve iki küçük kale Arapların elindeydi. Arapları korkutan gelişmeler vali değişikliğini gene beraberinde getirdi. Eşres bin Abdullah es-Sülemi 727-729 yılları arasındaki yeni valiydi. Diğer valilere göre katı bir İslamcı değildi, Müslüman olmayanlara imtiyazlar veriyor ve kısmen eşitliği sağlıyordu ancak bölge halkı yaşadıklarını günümüzde dahi unutamamışken, on yıl sonrasında unutması hiç beklenemezdi. Yeni Vali Beykent civarında köşeye sıkıştırıldı, yetişen destek güçleri de Başbuğ Külçur ve Hakan kontrolündeydi, Kemerce Kalesinde kuşatma altına alınmışlardı.

Sulu Kağan’ın amacı, Semerkant’ı alarak Arapları tamamen Türklerin yoğun olduğu bölgelerden atmaktı. Bu yüzden de Semerkant için kuşatma hazırlıklarına başladı, Arap Karargahı Kumandanı Savra Bin Hurr yeni tayin edilmiş Cüneyd Bin Abdurrahman el Murri (729-734) için bir mektup göndererek durumu haber verdi. Doğruca harekete geçse de bu durumu önceden bilen Sulu Kağan ordusuyla önünü kesti, Semerkant‘a dağlık yollardan gitmekten başka çare Müslümanlar için görünmüyordu.

 

Rus Türkologların çizimleri ile Türk Askerleri ve silahları, maskeleri.

Semerkant için dağlık arazilere giriş yapan Cüneyd Bin Abdurrahman El Murri, bu sefer de Başbuğ Hakan’ın güçleri tarafından dağlık arazide dar geçitlerin ortasında sıkıştırıldı. Nihayet, 12.000 kişilik ordusunun 10.000 kadarını kaybettikten sonra güç bela Semerkant’a ulaşabildi, can havliyle bir tuzağa çekilmişlerdi. Emevi Halifesi Hişam yankılanan yenilginin haberini çok geçmeden öğrenmişti, yeni bir ordu hazırlatarak bölgeye gönderdi, yeni ordusu 20.000 Müslüman Arap’tan oluşuyordu. Yaklaşan kış şartları ve gelen takviyeler göz önüne alınarak, Kağan Sulu geri çekilmeyi Başbuğlarına önerdi, kabul gören önerisiyle, kuşatma kaldırılarak sonraya bırakıldı.

Vali Cüneyd çok geçmeden 734 yılında öldü, ardından bölgede Emevi-Abbasi çatışması başladı, bölge halkı, Emevilere göre daha ılımlı görünen Abbasileri desteklese de asıl istedikleri İslam hakimiyetinin ortadan kalkmasıydı, kendi bağımsız şehir devletlerini ve boylarını özlemişlerdi, bu yüzden bölgede çeşitli bağımsızlık hareketleri de vardı, tam bir anarşi bölgeye hakim olmuştu, Abbasi taraftarı olan Haris bin Süreyc, Belh ve Merv şehirlerini aldıysa da bu çok uzun sürmedi, anarşiye dayanamayarak 734-737 arasındaki bu kargaşadan kaçmak için Kağan Sulu’ya sığındı.

Kağan Sulu, verdiği tüm savaşlarla, bölge halkının büyük sevgisini ve itibarını kazanmıştı, başta Soğdlu Gürek olmak üzere İki Irmak Arasındaki tüm Beyler ve hatta Tahoristan Yabguluğu gibi ona rakip olabilecek yapılar ve Tiginler bile onu dinlemeye ve çevrelerinde birleşmeye başlamışlardı. En başında da belirttiğimiz gibi, Ulusal Çıkarlar için savaşmak, Kağanlar için savaşmaktan her zaman daha faydalıydı, başta yapılan hatalar zekice bir politika ile gideriliyordu ancak bu süreç çok uzun sürebilir miydi ki?

 

Rusların çizimi ile bir Türk Akıncısı

735-738 arasında Vali, ikinci kez Esad bin Abdullah idi. Tahoristan Türklerini ayaklandırmak için Türgişler bir sefer başlattı ancak söz konusu vali tarafından Ordusu arkadan vurulmuştu. Haristan Savaşı kaybedilmişti ancak nedeni politikaydı, bölge Meliklerinden yanlarında görünen Cüzcan Meliki tarafından ihanete uğramışlardı. Sulu Kağan, bu ihanetin cezasını vermek için kendi ülkesine döndü, hazırlıklara başladı ancak çok geçmeden Başbuğ Külçor tarafından bir suikast ile öldürüldü.

Anlattığımız gibi Sulu Kağan, sıradan bir Kağan değildi, başarısız olmamıştı, ganimeti eşit dağıtırdı, kumandanları onu severdi, halkını seviyor ve onları korumak için çalışıyordu, çevresindeki Türk Boyları ve hatta Türk olmayanları dahi koruyordu, bu yüzden çevresindeki ülkeler dahi onu dinliyordu, Külçor tarafından neden öldürüldüğüne gelir isek,

Emeviler, Türkeş Devleti karşısında daha fazla ilerleyemediği gibi bölgeden atılmanın eşiğine gelmişti, Ceyhun ırmağının ötesine geçmeye korkuyorlardı, ona El Müzahim yani zahmet veren, eziyet eden adını vermişlerdi. İyi bir kumandandı, savaşı yüksek bir tepeden kumandanları ile izleyerek çeşitli işaretler aracılığı ile doğruca yönetirdi, bazen önden bazense kanatlardan hücuma geçerdi, bazen de tahminleriyle pusu kurardı, kale kuşatmalarında, mutlaka teslim olunmasını ister, canlarının bağışlanacağını belirtirdi, iyi bir diplomattı, kız alma ve verme aracılığı ile akrabalıkları ile müttefiklikler kurdu, başarılı seferleri ve tahminleri ile uzun süre ülkesini genişletti, peki sizce neden öldürülmüştü?

Suikastçi Külçor da başarılı bir kumandandı, başarılı bir askerdi, pek çok askeri harekatı komuta etmişti, bunu bilen Çin, tıpkı Bizans’ın Çaka Bey’i öldürterek ömrünü uzatması gibi, zekice politikalarından birisini uyguladı, Kül Çor‘a altın ve çeşitli hediyeler ile diplomatlarını göndererek, Kağan Olması için destekledi, bunun nedeni ise basitti. Türgişler, güçlenmişti, Batıda İran İçlerine kadar derinleşen bir egemenlikleri gelişiyordu, bu durumda da Doğudaki Göktürk Boylarının ona katılmaması mümkün olmayabilirdi, Türklerin geleneğini iyi biliyordu, zayıf Kağanlar döneminde dağılırlar, güçlü bir Kağan ortaya çıkarsa, “Kut ondadır.” diyerek ona sarılırlardı, kendi varlığını tehlikede gördüğü için Sulu Çor‘a karşı bu suikasti düzenletti, gerçi en başında da Sulu Kağan’ı da bağımsız olması için teşvik eden onlar değil miydi? Peki, Külçur da Sulu Kağan gibi Çin’i hüsrana uğratacak mıydı?

Başbuğ Külçur’dan Kağan Külçur’a

Bir gece baskını ile Kağan Sulu’yu öldüren Kül Çur Baga Tarkan unvanını alan 3. kişi oldu ancak Türgiş İmparatorluğu çok geçmeden parçalanmaya başladı, pek çok kişi yaşanan bu suikasti ve ardındaki dış unsurları affedemiyordu. Türgiş boylarının iki koldan oluştuğunu, bazılarının Sarı bazılarının Siyah olarak adlandırıldığını aktarmıştık, bu dönemde farklı tarihi yorumlar olsa da, bazı tarihçiler Türgişlerin Kara Türgişler ve Sarı Türgişler olarak bu dönemde ayrıldığını söylemektedir. Aynı zamanda, Sulu Kağan’ın öldürülmesinde Budizm ile ilgili bazı dini nedenlerin olabileceği de farklı yorumlarda geçmektedir. Suikast sonrasında, Külçur, tahta oturamadı, Sulu Kağanın sadık Başbuğlarından Tumotu, ölen Kağanın oğlu olan Tu-Ho-Sien‘i tahta çıkarttı. Çin’den alınan Tokmak Şehrinde ikamet eden Tu-Ho-Sien aynı zamanda Kara Türgişlerin de başında bulunan Eul-Wei Tigin‘in de desteğini sağladı, bu üç müttefik yani Eul-Wei Tigin, Tuhosien ve Tumotu, birlikte Külçur’un güçlü ordusuna hücum ederek, onu yendiler.

 

Romalıların çizimi ile İskit Türkleri. Geyik Süslemeleri Kuzey Doğu Asyadan ve Tengricilikten gelmektedir.

Söylenebilir ki, yeniden Kağan olma hırsına tutuşmuş çeşitli güçler, Kurultayı gereksiz görmüş, iç savaş ile Türkleri birbirine kırdırtmış, bu sırada ise elde edilen 20 yıllık seferlerle alınan tüm kazançlar kaybedilmese dahi riske girmiştir, bu kazançların kaybedilmemesinin temel nedeni ise Türklerin zor zamanlarında yeniden birlik olabilmesi, düşmanların elde edilen İpek Yolu, İki Irmak Arası gibi bölgeleri yeniden gele geçiremeyişi ve her iç savaş sonrası Hanedanın yenilenerek yeniden bir Kağana tabii olmasındandır ancak bu durum tüm Ulusal Varlığın riske girerken, düşmana güçlenme fırsatı vererek, Ulusal çıkarların büyük ölçüde zarara uğratıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Türklerin, diplomatik olarak geri kalan yanları yüzünden, birbirleri ile olan taht savaşları, düşmanlarının ömrünü uzatmış, kendilerinin ise ömrünü kısaltmıştır.

Kağan olma hırsı ile yanan Baga Tarkan, Temmuz 738’de Çin’e gönderdiği elçiler ile askeri destek istemiştir. Çin Devletleri Hükümdarlarından Hüen-tsung ona önde gelen Generallerinden Kia-kia-yun‘u yardım etmesi için yollamıştır. Taşkent ve Keş ordularını da yanına alarak Baga Tarkan iç savaşı sürdürmekte kararlıydı. 739 senesinin Eylül ayında, Tokmak şehri yakınlarında Sulu Kağan’ın oğlu Tou-Ha-Sien bozguna uğadı, Ho-lo tepelerinde gerçekleşen savaş, Türklerin, Türkleri yabancıların kışkırtmaları ile öldürdüğü ne yazık ki son savaş da olmayacaktı. İkinci bir Çin Ordusu da Talas şehrinde oturan Eul-Wei Tigin’in kardeşi Pa-se’yi yendi böylece Türgiş Güçleri, Baga Tarkan ve Çin Orduları karşısında dağılmış oldu. Sadece 738-739 yılları arasında iktidarda kalan Kağan Tou-ho-sien hakkında geniş bir bilgi kaynaklarda geçmemektedir. Geçen zaman içinde Baga Tarkan’ın Sulu Kağan’ı öldürmek için en başından beri Çinlilerle birlikte olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum Türgiş Boylarını daha da üzmüştür, Külçur, Araplara karşı savaşırken kazandığı itibarını da kaybetmiştir, üç müttefik, Baga Tarkanı yense de, gelen Çin Devletleri Desteği ile yenilmiştir fakat Baga Tarkan’ın da yüzü gülmemiştir.

Külçur askeri açıdan önemli bir figürdü, tıpkı Sulu Kağan gibi Çinlileri, Çinlilerin desteği ile tahta geçse dahi tehdit edebilir ve zayıflatabilirdi, onun yerine Çinliler daha zekice bir davranış sergileyerek, Külçura ve Külçuru da sevmeyen tüm boylara karşı yeni bir rakip göndererek, Türk Devletini iyice parçaladı. Daha önce, Göktürk İç Savaşlarına da destek vermiş Çin, bu sırada kendisine sığınan Aşina soyundan hin’i, On-Ok boylarının başına geçmesi için gönderdi.

“Eğer Sou-lou bertaraf edildi ise benim planlamam ile olmuştur. Eğer Asena Hin, Kağan olarak atanırsa hükümetinizin bana vereceği mükafat nedir? “Chavannes Edouard, Documents Sur Les Tou-kiue Occidentaux adlı eserinde, Kül Çur’un Çin coğrafyasının bir kısmını kontrol eden Hüan-Tsung’a bu cümleleri kurmuştur. Cümlelerinden de anlaşılıyor ki, askeri zekasının yanında politik zekası bir çocuk kadar, sebep olduğu iç savaşta, daha büyük bir İmparatorluğa dönüşebilecek On-Ok Boyları şimdi birbirini öldürüyor, Çinliler ise kaderini tayin ediyordu, hepsinin nedeni sistemsizlik, politik zekasızlık ve bencil bir adamın suikastiydi.

Baga Tarkan, halkına yaptığı tarihi itiraf ile de bir üzüntüye kapıldı, Çinin verdiği sözü tutmaması onu daha da sinirlendirmişti, Aşina H’in, bölgede büyük bir hakimiyet kuramadı, Baga Tarkan, politikayı az çok öğrenmeye başlamıştı ki savaşla elde edemeyeceğini barışla da elde edebileceğini gördü, halkının tüm boy önderleri ile görüşerek, bağlılığını istedi, Çin Sarayına giderek, halkı idare edebileceğini, Boy Önderlerinin desteği ile kanıtladığını gösterdi ve Türgiş Devleti böylece ona kaldı.

Baga Tarkan 740-744 yılları arasında tahtta kaldı. Sarı Boylara üyeydi, Kara Türgişler, onun idaresine sadece iki yıl dayanabildiler. Kara Türgişler 742 ve 748 yılları arasında İl Etmiş Kutluk Bilge Kağan hükümdarlığında yönetildiler. Türgiş ülkesindeki bu ikilikleri gören Çin Devletleri, bölgeye kendilerine iltica etmiş olan Aşina Hin’i Kağan olarak gönderdiler.

Taht ihtirası ile yanıp tutuşan Baga Tarkan, bu atamayı kabul etmedi, ülkesinin başkentini önceden Taraz şehrine taşımıştı, başkentine 30 km. uzaklıktaki Kiu-Lan şehrinde Aşina Hin’i öldürdü. Kendisini tahta çıkartan gücü doğruca karşısına alan Bögü Tarkan, çok geçmeden, Çin’in politik zekasına gene aşina kalacaktı. 744 yılının Mayıs ayında, Çin Diplomatı Fuo-Mong-Liang-Ça vasıtası ile suikaste uğrayarak yok edildi.

 

Kubrat Kağan ve Oğulları, temsili çizim.

Külçur’un ölümü ile Türgişler, ikili yapıdan tekli yapıya geçti, tüm sarı ve siyah boyların başında artık İl Etmiş Kutluk Bilge Kağan bulunuyordu. Ülkesinde yaşananlarla ilgili Çin kaynaklarında büyük bir bilgi geçmez, buradan anlaşılıyor ki hem İpek Yolu konusunda hem de ülkede iç isyanlarında olmamasından, kendisi iyi bir kağandır, bir kaç kez Çin’e elçi göndererek de politik ilişkilerini ilerletmiştir. Yenisey Yazıtlarından Tuba I ve Tuba II yazıtları, İl Etmiş Kutluk Bilge Kağan hakkındadır. Yazıtlara göre, Ezgene isimli elçisini Kırgızlara ve çeşitli boylara göndererek, birlik, beraberlik hissini güçlendirmiştir. Çin, Türgişleri zayıflatsa da İpek yolunu hala ele geçirememişti, Tokmak şehrini almak için bir sefer düzenleyen Çin, Wang-Çang-Kien komutasında, Tokmak şehrini ele geçirmiştir, İl Etmiş Kutluk Bilge Kağan’ın nasıl tahttan indirildiği bilinmese de Çin Seferi ile olduğu düşünülmektedir.

İl Etmiş Kutluk Bilge Kağan sonrasında 749-751 yılları arasında, Türgiş Devletinin başına I-po Kağan geçmiştir. Çin coğrafyasına üç kez elçi göndermiştir. Bu dönemde Çin’deki çeşitli devlet yapılanmaları birbirleri ile savaşa tutuşmuştur, bölgede aynı zamanda da ünlü An-lu-shan isyanı vardır, Talas savaşı sonrasında da bölgeden Çinliler askeri manada çekilmiş ve kendi iç meselelerine odaklanmıştır, bu yüzden Türgiş tehlikesi ile ilgili daha az konu, kaynaklarında geçmektedir ancak Türgişler hakkında bu döneme dair Türk kaynakları incelenebilir. Uygur yazıtlarından Şine Usu yazıtı bu dönemi anlatmaktadır. Bu dönemde, yazıtlara göre Karluklara ve Türgişlere karşı Uygurlar sürekli olarak savaşmakta ve galip gelmektedir, Bozkır İmparatorluğu, yeni bir Hanedanın sahipliğine geçmek üzere gibi görünmektedir. Uygur Kağanı Moyunçu, bu dönemde Türgişleri yenmiştir, Türgiş Kağanı ise bu sırada Tengride Bolmış Kağan (Tengriden Kut Almış Kağan)dır. Türgişlerin iç savaşları sırasında tahttan indirilmiş olması olası durmaktadır.

 

Bu dönemde, Türkler maden işlemeciliğinde ileride olduğu için, silahları ve zırhları düşmanın gözünde dikkat çekiciydi.

757 yılına gelindiğinde, Türgişler hala Sulu Kağan dönemindeki gibi bir birlik sağlayamamıştır, çeşitli zayıf Kağanlar çevresinde, gücü elde etmek için savaşmaktadırlar. Bunun temel nedenlerinden birisi de bölgeye dışarıdan bir istila gelmeyişidir, böyle durumlarda genellikle Türkler birleşebilmekte de olsa tehlike durumu geçtiğinde düşmandan önce birbirlerine karşı Büyük Kağanlık için savaşmaktadırlar, farklı Türk Devletleri olarak anlatılan pek çok devlet özünde aynı devlettir, değişen tek şey devletin tepesindeki Boy ve Hanedandır. 757 yılında, Türgiş Boyları, özgür ve kendi kendisini idare eden bir haldedir, buradaki özgürlük tabii ki de doğudaki Büyük Kağan’a yeri geldiğinde hesap vermeyi de içermektedir, eğer Doğuda Büyük bir Kağan yoksa da bu durumda kendileri Büyük Kağan olarak Bozkırı ve çevresindeki tüm bölgeleri ele geçirmelidir, bu anlayış hemen hemen tüm Türk Boylarının anlayışıdır.

758 yılında ise Türgişlerin başında Kara Türgişlerden, A-to-boyla Kağan vardır. 760 Yılına kadar egemenliğini sürdürmüş ve Çin’e elçiler göndermiştir. Çeşitli tarihi kaynaklarda bu tarihten sonra Türgiş adı azalmıştır çünkü Türgiş Devleti, Hanedanın değişmesi ile Karluk Devleti olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türgiş Hanedanından Karluk Hanedanına

740-760 arasındaki Türgişlere ait kargaşa döneminde Karluklar giderek güç kazanmıştı. Çin-Abbasi çatışmasında, kendi çıkarlarını arayarak önce Çin’in bölgeden çekilmesi sağlanmış, sonrasında ise Arapları bölgeden geri çekilmeye zorlamışlardı, Abbasi Ordusunda ise Türklerin savaşçılığına hayran olan bir kitle giderek artarken, Abbasi Ordusu, Türk Paralı Orduları ile birleşiyordu, bu durum Abbasileri Türklere karşı hem kırılgan yapıyor hem de mecbur bırakıyordu, daha da önemlisi Abbasiler dini açıdan hoşgörülü dahi olsa Müslüman olmayan Türk unsurları, Arap Ulemanın canını sıkarak Bağdat’da Halife kavgalarında argüman yaratıyordu, Türk Orduları ise bu Halife Savaşlarında bir süre sonra argüman olmaktan çıkarak devleti yöneten asıl güç olacaktı. Prof. Dr. Abdülkadir  Baki İnan‘ın “Eski Türk İnanışları” eseri ile daha öncesinde de önerdiğimiz “Türkler” eseri bu konuda da aydınlatıcıdır, Karlukların, Çin Desteği ile Türgişlere saldıran kısmı, çeşitli istekler doğrultusunda Tengrici geleneklerini sürdürseler de kendilerinin Çin inanışlarından olduğunu söylemektedir, Araplarla müttefik olduklarında da gene bir kısmı Müslüman olduğunu söylemiştir ancak Arapları da Tabgaç unsurları sonrası bölgeden sürmeleri ile bunu söyleme gereği ortadan kalkmıştır. Bu durum, Bizans denetimindeki Türklerin, Ortodoks iken Selçukluların tarafına geçer geçmez Müslüman olduğunu söylemesinden farksızdır, özünde hepsi alkolün yasak olduğu Budizm’de alkol tüketen, et tüketmenin yasak olduğu Maniheizmde et tüketen Tengricilerdir, dinler, Türkler için her zaman güç aracı olmuştur, Tuğrul  Bey, Oğuz Yabgu Devletinin yıkılması sonrasında, Cent Şehrine geldiğinde, koruma alabilmek için  Müslüman olmuş ve böylece o sıradaki düşmanı olan Oğuz Boylarından kaçış yolunu bulmuştur.  Müslümanların istilasına karşı direnen Türk Boylarının bir kısmının neden Araplar tarafında savaştığının açıklamasını da bu şekilde yapmış olduğumuza inanmaktayız.

Bağlılık bildirmeyen Türgiş Boylarının ise ayrı ve özel bir hikayesi vardır. Daha Pars Kağan zamanında Nou-che-phi boylar birliği, Seyhun Irmağına kadar ulaşan bir nüfusa ve egemenliğe kavuşmuştu. Peçenekler ise bu bölgenin ilerisinde yer alıyordu. Talas Savaşı sırasında Karluklar kadar ustaca bir politika izleyememişlerdi keza Karlukların bir kısmı Çin egemenliğinde bir süre Türgişlerin boy kavgalarında da çeşitli kazançlar için Türgişlere saldırmıştı, şimdi ise Araplarla beraber Çine karşı savaşıyorlardı, bir süre sonra da Araplara karşı savaşarak onları kovuyorlardı. Karlukların bu ustaca politikası çevre boylara da güven vermişti, pek çok On-Ok Boyu dahil olarak, Göktürklerin de iç savaşlarından yıllar içinde bunalmış boylar, onlara gelerek bağlılık bildiriyordu, böylece Türkeş Devleti, çeşitli boyların desteği ve Karluk Politikası ile yeni bir dizge kurarak Karluk Devletine dönüşüyordu.

 

Çinlilerin gözünden maskeli bir Türk Savaşçısı.

Karluklara İtaat Etmeyen Türgiş Boylarına Ne Oldu? 

Karluklara itaat etmeyen Türkeş Boyları da vardı, özellikle de Nou-che-pi boyları daha Pars Kağan zamanında Seyhun dolaylarına ulaşmış bir egemenliğe sahipti, daha ötesinde ise Peçenek Devleti vardı. Bu Boylar, Karluklardansa daha farklı bir bölgede olmayı seçmişti. Talas Savaşındaki hengamede ve kargaşada,Türkeşlerin bir kısmı Peçeneklerin ardından göçe başladılar. Doğuda, Karluklar vardı, Batıda Abbasi tehditi, güneyde ise Tanrı dağları geçit vermiyordu, tek çıkış yolu Seyhun dolaylarından kuzeydi. Peçeneklerin ardından göç eden bu boylar, Orta Türkistan’dakine göre savaşsız ve bozkırın verimli topraklarında geliştiler, 8. 11. yüzyıllar arasında nüfusları iyice artmıştı, on boy, daha sonra Kaşgarlı Mahmut‘un belirttiği üzere 22 boya dönüşmüştü. daha sonraları 14. yüzyılda Raşiüddin Fazlullahın da belirttiği üzere nüfusları iyice artarak 24 Boya dönüştü. Kitabelerin, yazıtların ve Çin kaynaklarının On-Okları böylece karşımıza Bozoklar ve Üçoklar şeklinde 24 ayrı boy olarak çıktı. Selçuklular, Safeviler, Avşarlar, Kaçarlar, Osmanlılar ve adını burada yazmadığımız nice devleti, asi ve uslanmayan On-Okların bir kısmının göçü ile ortaya çıkan yüzyıllara yayılan gelişme ve genişleme politikası ile oluşan 24 Oğuz Boyu kuracaktı.

Çin Halklarının;
“Bir Türk, Beş Çinliden Zekidir Ama beş Türk, Bir Çinliden Zeki değildir.” şeklinde bir atasözleri de vardır. Kağana karşı Kağan çıkartma politikası farklı coğrafyalarda da karşımızda olacaktı, Roma’nın savaşacak farklı düşman bulamayınca kendisi ile savaşmasından farksız bir durum, Türk Ulusunun askeri gücü ve dünyayı yönetme arzusu ile ortaya çıkıyordu, çevre halkları sadece çiftçiler ya da hayvancılar olarak görerek, ticareti ve ekonomiyi, politikayı yönlendirmek isteyen Türkler, pek çok dönem kendi özlerini ya da birliklerini bu gibi diplomatik saldırılara karşı savunmasız bırakıyordu. Uzun makalemiz boyunca, makale içinde belirttiklerimizin dışında Prof. Dr.  Şener Üşümezsoy‘un makalelerinden, Barthold ‘un Moğol İstilasına Kadar Türkistan eserinden ve tekrar Eberhart’ın  Çin’in Şimal Komşuları eserlerinden faydalanmış bulunuyoruz.

Sonuç kısmında söyleyebiliriz ki,

Kırgızların “Taht için değil toprak için savaşan Kağan’ı takip edin.” Atasözü boşa söylenmemiştir. Kurultay gibi bir dizgeyi geliştirebilmiş sayılı Uluslardan birisi Türkler iken Kurultayı önemsemeyerek, Türkleri,  Türklere kırdıran Kağan Savaşlarına da sahne olarak, düşmanlarına güç kazanma şansı vererek, Bozkırlarını, Çin’e, ileride Rusya’ya ve 926 yılından itibaren yönettikleri İran’ı Farslara, Kırım ve dahasındaki pek çok yaşam alanı da çeşitli farklı dış unsurlara kaybediyordu, Ulusumuzun dinlere olan bakış açısını, kendi iç yönetim sistemlerini en çok hata yaptıkları dönemlerden birisi olan Türgişleri geniş bir ayrıntı ile anlatarak size aktarmak ve ne olursa olsun Türk Ulusunun hangi lehçeden, dinden, mezhepten ya da kökenden olursa olsun tüm Türkçe konuşan fertlerinin yüksek bilinç ile birleşerek, kendilerine ait Demokrasilerini inşaa ettikleri ortak bir Cumhuriyetin özlemini taşıdığımızı ifade edebiliriz. Babürler-Osmanlılar-Safeviler aynı dönemde yaşamış Türk İmparatorlukları idi, Hazarlar, Kıpçaklar,Bolgharlar da öyle, Türgişler-Göktürkler-Peçenekler de öyle, eğer bu Türk siyasi organizmaları, birbirleri ile savaşmak yerine, Kurultay Rejimi ile belirlenen ortak bir Kağan tarafından yönetilseydi, bugün Ulusumuz çok daha farklı konumlarda olabilirdi. “Birlikten kuvvet doğar” atasözünü söyleyen Cengiz Han’ın, Cengiz Kanunlarına ne olursa olsun Kağanın Kurultay ile seçileceği şartını koyması bu yüzdendir gene Chou Devleti, Macar Kağanlığı, Bulgar Kağanlığı gibi pek çok Türk Devletinin zaman içinde benliğini yitirmesi de Cengiz Kanunlarında, Türklerin başka hiç bir ulusa benzememesi gerektiğini belirten her cümlenin nedenidir.

 

Maskeli Bozkır Savaşçıları
Maskeli Bozkır Savaşçıları

Eğer, makalemiz boyunca size bilgi sunabilmiş ve çeşitli Demokrasi ve birliğe dayanan  yorumları da  tarih biliminden faydalanarak özellikle adında Türk olan ülkemizde, ulusal benliğin yitirildiği ve insanlarımızın yeniden Ulusları için değil diktatörleşen çeşitli figürler için siyasileşerek fakirleştiği dönemimizde ulaştırabildiysek, makalemiz amacına ulaşmış diyebiliriz.

Politik Deli
7 Haziran 2017

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*