Mısır’ın Unutulmuş Bin Yıllık Türk Tarihi

Mısır, üzerinde yaşamın ve uygarlığın inşaa edildiği ilk toprak parçalarından birisidir, Gize Piramitlerinden öncesinde, Güneş odaklı dini inanışların ve ilk Tek Tanrılı dinin doğduğu bu topraklar, kadim efsanelere ve inanışlara ev sahipliği yapmış, Nil Nehri sayesinde matematikte büyük bir ilerleme kaydederken, Nil üstündeki köprülerin yıkılmaması için de geometrinin mucitleri haline gelmişlerdir. İskenderiye Kütüphanesi bu topraklardadır ve dünyanın yuvarlak olduğunu ilk kez keşfeden Erothenes bir Mısırlıdır, keza üzerindeki  zenginlik yüzünden sık sık istilaya uğrayan Mısır’ın aslında az önce bahsi geçen bir satırı unutulmuş tarihinin bir parçası değildir.

Mısır’da en az bahsi geçen gerçeklik, Mısır’ı bin yıldan fazla bir süre, Bozkırın Çocuklarının yönettiği gerçeğidir. Köle pazarlarının kayıtlarına baktığımızda, gördüğümüz yegane şey, adı Tigin, Börü, Nöker olan kölelerin, diğerlerinden çok daha pahalı olduğudur. Bu kölelerin bu kadar pahalı olmasının nedeni ise, savaşmayı çok iyi bilmeleri ve askeri stratejilerde uzman olmalarıdır. Mısır’ın Türk tarihi, Tolun Oğlu Ahmed ile başlar, Tolun Türkçe’de Dolun demektir, Buharalı Dolun, bir köle pazarında Abbasi Halifesi Mu’tasım tarafından satın alınmıştı, Halifeyi bir suikastten  818 yılında kurtardığı için sarayda hızla yükselmişti, Dolun’un bir oğlu oldu ve adını Ahmed koydu. Ahmed Bin Tolun, böylece Abbasi Sarayında doğmuş ve babası gibi Orduda görev almıştı, eğitimi Babası tarafından üstlenen Ahmed bin Tolun, sarayda hızla yükseldi, babasına çeşitli isyanlardan dolayı verilen Mısır Valiliği, Babasının ölümü ile ona geçti, bu dönemde Halife de değişmişti, Mu’tasım’ın yerine Mütemid gelmiş ve Ahmed bin Tolun ile de arası açılmıştı, Irak’ta zenci kölelerle başı dertte olan Mütemid’in zor durumundan yararlanan Tolun, istiklalini ilan etti, üzerine gönderilen orduları dağıtmakla kalmadı, bir de bütün Suriye’yi aldı ve üstüne de devam ederek Tarsus yani günümüz Mersin’i fethetti.

Tolunoğulları-Memlükler
Tolunoğulları-Memlükler ve  Camileri

Kendisi 100.000 kişilik bir ordu oluşturdu, Orduda dil Türkçe idi ancak Sudanlılar da orduda bulunuyordu, her milliyeti kendi silahtarlığı çerçevesinde kullanmaya özen gösteriyordu, Mısır’da sadece 37 yıl İstiklal sürmüş Tolunoğlu Ahmed’in hikayesi biraz ilginç.

Bir köle oğlu iken bir Hakan’a dönüşen bu efsane, Mısır’a öyle bir bolluk getirmişti ki, Mısırlı’lar, bu Bozkır Adamının bastırdığı paraları “Toluni Dinar” olarak çağırdı ve devleti yıkılmasına rağmen bağlılık göstererek kullandı. El Katai ve Fustat isimli iki şehri sadece 37 yılda inşaa etti, eczanaler, hastaneler ve hamamlar yaptırdı, Mısır’da yaşanan refah o seviyeye ulaştı ki, Bizans, Abbasilerin zayıflamasını fırsat bilip saldırınca, onları 100.000 Kişilik Ordusu ile Tolunoğlu Ahmed korudu. Bizans, iyi niyet göstergesi olarak eski bir kaç Kur’an yazmasını ona verse de, hediyeleri çok umursamayan Tolunoğlu Ahmed, ne Halifeye ne de İmparatora bir güven beslemediği için kendi hanedanını oluşturmaya baktı.

Ne yazık ki, kendisinin vefatından sonra, 868’de kurulan Kutlu Devleti, 905 gibi kısa bir süreyi ifade eden tarihte yıkıldı, yıkılmasının nedeni ise gene bir Bozkır Çocuğuydu, Muhammed bin Süleyman, Tolunoğulları gibi esir edilmiş ve askerliği ile Abbasilerde yükselmiş sayısız Ordu mensubundan birisiydi ve kendi gücü için kendisine verilen görevi yerine getirdi.

Ancak Mısır’da Türklerin tarihi uzun bir araya sahip olmayacaktı, 30 yıl sonra, tekrar bir Türk Komutanı, Mısır’a gelecek ve Akşitler ya da Ihşidler adı ile yeni bir devlet kuracaktı.

Abbasiler, Mısır’ın ellerinden çıkmasını engellemek için, Mısır Valiliğinin yetkilerini daraltmış ve yetkileri pek çok kişiye dağıtmıştı, bu oluşan hengamede ise iç çekişmeler öyle yükselmişti ki halkta Tolunoğlu Ahmed için büyük bir özlem oluşmuştu ve Abbasilere bağlı yöneticiler dışında, Türk Komutanların kurduğu devletler onlar için de bir refahı ifade ediyordu.

Muhammed bin Togaç, 935 yılında Mısır’da hükümdarlığını ilan etti. Muhammed Bin Togaç, Kabe’ye giden Hacılara saldıran Keremitleri yendiği için Halife tarafından ödüllendirilmiş ve Suriye Valisi yapılmıştır, başarıları sayesinde daha zengin olan Mısır’a ataması çıkınca eski Vali görevini bırakmak istemese de onu yenerek, kendi Valiliğini elde etmiştir, Abbasilerin zayıflığından faydalanarak bağımsızlığını ilan eden Togaç, bağımsız olsa da Halifenin makamından faydalanmak için onlarla savaşmamıştır, Ordusunun tamamına yakını Türktür ancak Türk olmayan kısmının isyanı ile, Sudanlılar ve çeşitli gruplar, Kıptiler gibi, batısındaki Fatımilere sığınmıştır, Togaç Fatımileri ağır bir yenilgiye uğratınca, Halife ona Ataları Ferganalı olduğu için, Melikler Meliki anlamında, El-Ihşid unvanını vermiştir.

Ihşidler böylece fiilen başlamıştır. Onun ölümünden sonra da oğulları yönetimini devam ettirse de, Fatımilerin bölge halkından beslenmesine engel olunamamış ve 30 Haziran 969, El-Cezire Savaşı kaybedilmiştir.

Sonrasında ise Temmuz Ayında, Tolunoğlu Ahmed’in inşaa edip, Muhammed oğlu Togaç’ın korduğu şehir, Fatımilerin eline geçmiştir, Abbasiler ise güçsüzlüklerinden dolayı, Ihşidler yıkılınca Fatımilere bağlılık bildirmiş ve hutbelerini artık onlar için okutmuştur.

Arapların bir Atasözü vardır. “Nil’den Kudüs’e su gelmedikçe, Türkler buradan gitmez.” diye, Araplar kendi topraklarında her ne kadar refah arttırıcı olsa da Türkleri istemez çünkü yöneticiliklerini kabul etmeleri milliyetlerinin doğalarına aykırıdır. Bu yüzden, Selçuklular Haçlı Seferlerine karşı savaşırken, Fatımiler, Haçlılarla müttefik olacak ve Türkleri Arap topraklarından atmak için onlara saldıracaktı.

Ihşidler, İslam Ansiklopedisi
Türkeş-Günay, Umay, Türklerin Tarihi

Örnek, Fatımiler Alıntısı:
Üçüncü haçlı ordusunun kuruluşunda önayak olmakla tanınan onikinci yüzyıl Haçlı tarihçilerinden Sur Piskoposu (Guillaume de Tyr)nin “Historia de Rebus gestis in partibus transmarinis” adındaki Latince tarihinin onüçüncü yüzyıl Fransızca çevirisinin 1879 Paris baskısının birinci cildinin 153. sayfasında da Mısır Halifesinin bu utanılacak ihaneti şöyle anlatır: “(Halife) bizim başkanlarımızın Antakya’yı kuşatmış olmasından da çok seviniyordu. Kendileri ile bu hususta görüşmek üzere dostluk elçileri gönderdi. Bunlar büyük hediyeler getirip, kabulünü rica ettiler. Halifenin kendilerine geniş nispette asker, hayvan ve erzak yardımlarında bulunmaya hazır olduğunu söylediler ve kuşatmayı sürdürmelerini çok rica ettiler.”

Mısır, Türksüz Düşünülemez
Mısır, Türksüz Düşünülemez

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*