Milliyetçilik ve Sosyoloji İlişkisi: Çevrenin Toplumu, Toplumun Bireyi ve Bireyin Devleti Değiştirmesi

Dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan toplamda 5 bin ayrı dil, diğer bir değiş ile beş bin ayrı ulus bulunmuştur ve bulunmaktadır. Bu ulusların bazıları, saldırgan, bazıları savungan, bazıları tecimen(tüccar) bazıları ise bilim, sanat alanında ilerleme kaydederek varlıklarını korumaya çalışmıştır. Peki, bir ulusu diğerinden farklı kılan nedir? Türkler, savaşçı bir ulus iken neden Slavlar, kendilerini savunan çiftçilerdir, İtalyanlar neden tüccar, İspanyollar neden kaşiftir? Daha önce Oscar Wilde gibi değerli Marksizm Karşıtı olan düşünürlerin de incelediği bu konuda sunulan görüşlerde, antropolojik etkiler, coğrafi etkiler ve bu ikisinden doğan “dil”in düşünce dünyasına olan etkisinin birleşerek yarattığı “Çevre” kavramı üzerinde Ulus-Devletlerin “Demokrasilerle” birlikte ortaya çıkması üstüne inceleme yapılmıştır. Bu makale de, ulusların kişiliğini yaratan,  Çevre Kkavramı, Norbert Elias ve Pierre Bourdieu gözlemleriyle ele alınacaktır.

Norbert Elias, habitus, Türkçesi ile “Çevre” kavramı aracılığıyla ”somutlaşmış toplumsal öğrenme” (embodied social learning) süreçleri ile bir tür ”ikinci doğa”ya işaret etmektedir. Özellikle kavramın ”somutlaşmış stoplumsal öğrenme” boyutundan sezebileceğimiz üzere, Norbert Elias, kavramı bir sürece, dolayısıyla değişken kişilikli bir toplumsal yapı-davranış-kişilik karmasına (kombinasyonuna) atıfta bulunmak için kullanmıştır. Norbert Elias’a göre ”bir halkın ulusal habitusu yani çevresi biyolojik olarak verili ve değişmez değildir. ulusların habitusu maruz kaldıkları devlet biçiminin ortaya çıkış süreci ile çok yakından ilişkilidir, kabileler ve devletler gibi, ulusların habitusları da zamanla değişir ve gelişir, antropolojik ortaklıklara rağmen ulusal “çevreler” önemli farklılıklara yol açmaktadır”.

Elias’a karşılık, Bourdieu’ya (1984) göre habitus kalıcıdır ve bir bağlamdan diğerine devredilebilen kalıplara yol açan bireysel bir süreçten çok, toplumsal bir yöntemle oluşturulur, ancak belirli bağlamlara ve zaman içinde de değişime uğrar. “Çevre” sabit ya da kalıcı değildir ve beklenmedik durumlarda ya da uzun bir tarihsel dönemde değiştirilebilir. Bourdieu’nun failin ve toplumun yapı etmelerini belirlediğini belirttiği iki kavram vardır. Bunlardan ilki ‘’doxa’’ dediği ve toplum üyeleri tarafından belirlenen, tartışılmaz ve değişmez anlamına gelen, belirtilmemiş, kabul edilmiş varsayımlar, ya da yaptığımız ayrımların ardındaki ‘’sağduyu’’yu anlatan kavramdır. Doxa, toplumda eşit olmayan bölünmelere yol açan sınırları unuttuğumuzda olur. Bir diğeri ise eleştiriye ve tartışmaya açık olan, Bourdieu’nun ‘’opinion’’ olarak adlandırdığı kavramdır. Doxa Kavramı, Sokrates öncesi Yunan felsefesinde kullanılmış, “kanaat” ya da “sağduğu” veya olarak Türkçeleştirilebileceği gibi Parmanides’in düşüngesinde çarpık gerçekliği ifade etmektedir.

Bourdieu tarafından getirilen ve Marx’ın etkilerinin görüldüğü ikinci bir kavram; sembolik olsun ya da olmasın maddenin kültürel sermaye yaratmasıdır. Kültürel sermaye, Bourdieu’ya göre topluma doğar doğmaz üye olan yeni bireyin elde ettiği duruş, tutum, görüş ve davranış ile giyimine dair ya da yaşantısına dair sembolik olsun ya da olmasın tüm ögeleri ifade eder. Benzer kültürel ögelerin toplum tarafından ortakça benimsenmesi de bir kimlik kalıbı yaratır. Somutlaştırılmış, nesnelleştirilmiş ve kurumsallaştırılmış olmak üzere üç ayrı ögesi vardır. Birisinin konuşma biçimi ya da ağlama biçimi somutlaştırılmış kültürel sermayenin bir ögesidir. Kurumsallaşmış kültürel sermaye ise kurumsal yetkileri, unvanları ve kuruma dair çalışımları ifade eder. Habitus,kültürel sermayenin fizikselleştirilmesinin toplumlaşma süreci içindeki alışkanlıklarımızın dışa vurularak gelenekleşmesini ifade eder. Oyunu hissetmek, Bourdieu’nun önemli yöntemlerinden birisidir. Habitus bizi ister doxa ister opinion ile olsun, birey fark etse de etmese de onu bilinç dışı şekilde yönlendirebilir bunu tepkesel bir hale getirebilir. Habitus sayesinde kendimizi hissedebildiğimiz somutlaşmış tüm durumlarda, oyun içinde, kendimizi hissetme durumu mevcuttur.

Sanat, kültürel giyim, dans ya da okuma alışkanlıklarına kadar Habitus, bizi tanımlar. En önemli eserlerinden birisi olan Distinction’da Bourdieu, Fransız ulusunun sanata yönelik zevk ve anlayışının, estetik geleneklerinin, toplumun ait olunan pozisyonlarına göre şekillendiğini, Habitus’un Fransız toplumunun içindeki tüm parçaları, çeşitli etkenlerden değişim gücü edinerek yeni aşamalara ve biçimlere getirdiğini tartışır.

Bourdieu’ya göre Habitus bireyin kendi kendisini dışlamasına neden olmaktadır, bunun temel nedeni ise Habitus’un yarattığı oyun hissinin son derece doğal bir şekilde yaşanması ve bireyi şüphelendirmemesidir, bu yüzden de birey, sahip olduklarının doğal bir şekilde geldiğini düşünmekte, sahip olamadıklarının da bu şekilde doğaldan gelim olduğunu düşünerek, kendisine verilen rolü üstlenmektedir.(1986, s.141-471)

Ulusların Kişiliğini Belirleyen Çevre Kavramı ve Alan İlişkisi

Teorideki üçüncü konsept ise Alandır, Bourdieu’ya göre Habitusumuzun yaşandığı bölge, bu alan kavramını ifade eder ancak fiziksel olmak zorunda değildir, buna sanatın, dansın, düşünün ve edebiyatın ya da çalışmanın, okumanın gerçekleştiği fiziksel ya da fiziksel olmayan tüm alanlar dahildir. Kurumsal ve sosyolojik alanlar insanlar tarafından çoğaltılmaktadır. Rekabet kavramının şekillendiği noktalar da bu alanlar olmaktadır. Alan, entelektüel, dini, eğitimsel ya da çeşitli noktalar ile birbirine bağlanan bir kümedir. Birbiri ile örtüşebildikleri gibi çatışadabilirler, kişinin Habitus’unu, onun için yaşanacak oyunu ve oluşacak hissi böylece etkilerler. Her alan birbirine bağımlı ve bağımlı da olmayan bir yapıda özerktir. Alanlar, insanın orada bulunma sıklığına ve bulunma amacına göre çeşitli güce sahip olur. Bu bağlamda, çevre habitus üzerinde kilit bir etkendir.

Bourdieu also insanların girdikleri alanın doğası ile çatıştıklarında ortaya çıkan gerilimleri de Habitus kavramı çevresinde açıklar. Teorisine göre, alanlardan birisine egemenliğe direnebilecek olan bireyin, diğer bir alanda da suça ortaklık edebileceğini gösterir. Alanın denetimi kişinin kendi durumunu ve değerlerini korumak adınadır. Kişi, çeşitli toplumsal etkinliklerle, dedikodu, ayakoyunu ya da toplumsal hareketlerle kendi alanını korumaya çalışır. Kültür ile fail arasındaki mücadele de böylece en açık biçimde ortaya çıkmış olmaktadır. Alanlar aynı zamanda değişen güç ve otoritenin de ifadesinde önemli bir parçadır, bütün alanlar değişken bir davranış ve anlayış kümesine sahiptir, her alanın kendisine ait bir konumu vardır, hak talebinde bulunarak bir mücadele yaratır.


Bourdieu’nun yanlış tanıma kavramı, Marx’ın yanlış bilinçler kavramına benzese de bilinçli yönlendirmede, herhangi bir niyet taşıyan küme daha derin çalışma gerçekleştirmektedir. Yanlış Tanıma, ideolojik bir olgudan daha çok ekinseldir. Bunun en büyük nedeni ise kabul edilen tüm varsayımlar, zaman içerisinde, toplumsal bazı etkiler yaratmaktadır, bu etkiler kanıksanarak bir dizi toplumsal olayı ve geleneği yaratarak durumu ideolojik olmaktan çok kültürel bir konuma sokmaktadır. Her türlü etki bir meşruiyet yani haklılık ve yasallık ya da vicdanen destek gerektirir. Kültür ise bu uygunluğun tartışılan, failler arasında somutlaşarak farklılıklar , eşitsizlikler veya eşitlik için verilen mücadelelerin yaşandığı alandır.

Bourdieu, refleksivite kavramı eğilim olmadan önce, failin algılama biçimini belirleyen önyargılarını, inançlarını ve varsayımlarını tanıdığı bir refleksif sosyoloji önermiştir. Yapı, Bourdieu’ya göre Habitus’un bir ürünüdür. Bourdieu bunu söylerken de öznellik ve nesnellik arasında belirsiz bir düşünsel serzenişe sahiptir. Sosyal yapı bireyin habitusunu etkilemekte, aynı küme içerisinde de uyum da çatışma da bulunmaktadır. Oluşan psikolojik etki de habitusun parçasıdır. Yapı failin davranışları ile belirlenirken oluşan yapı da failin kendi davranışlarını etkilemektedir.

Bourdieu’nun kültürel teorileri, açıklaması ile giderek artan eleştirilere hedef olmuştur. Başarılı yanları yapıların, kurumların ve alanların eşitsizlik, çatışma üretmedeki etkileridir. Kitaplarındaki okul ile ilgili olan örneklerinde, okulda, öğrencilerin başarı şansını arttıran ve azaltan etkileri ele almış, eşitsizliği ortaya çıkaran etkileri de tanımlayarak buna karşı durması, düşün çevresinin dikkatini çekmiştir. Herkes için eşit ve adil bir topluma yol alınması için gerekli adımların atılmasına yönelik rehberlik niteliği taşıyabilecek görüşleri teorisinde yer almaktadır. Bourdieu, İnsanın kendi iradesi ile kültürünü yarattığını ve etno merkeziyetçi olmamızı önlemeye yardımcı olabilecek, bize değerlerin nereden kaynaklandığını göstererek politik ve sosyolojik yaşamında topluma yol göstererek gelişmesini, kültürünü ilerleterek ondan doğacak olan uygarlığı nitelemekte, insanlığın ardında kalmak yerine öncülüğünü üstlenmede görüşleri ile yardımcı olur.

Bourdieu’nun kuramının tutumbiim(ekonomi) ile ilgili olan kısımları tamamen Yeni-Marksist çevreden sapmıştır, bu bağlamda kültürel ve toplumsal etkenleri anlamamızda da bize yardımcı olur. Kuramında, başarı ile ilgili olarak bazı tarif eksiklikleri bulunmaktadır bu da konunun esnek ele alınarak her bir durum ya da sorun için kendisine özgü çözümler üretilmesini sağlamaktadır. Hem habitus hem kültürel sermaye hem de alan konusunda, tek taraflı olmamış, konuları bağlamları ile geniş bir görünge ile ele alarak değerlendirmiş ve okuyucuya da sorgulama imkanı sunmuştur. Okuyucu bu bağlamda, onunla birlikte teorinin mimarıdır.

Bütün bu bağlamda, ulusların kişiliğini belirleyen yegane etken onun içindeki üyesidir. Ulus üyeleri, birbirleri ile oluşturdukları etkinliklerden, çeşitli örgütler, o örgütlere ait alanlar ve onun etkisi ile de bir çevre yaratırlar. Her alanın kendisine ait ilkeleri, o ilkelerin etkilerinin çatışması ile de oluşan bir ulusal düşünce savaşı bulunur. Bu düşünce savaşında, ulus içi alanların etkisinden doğan düşün savaşı, ulusun yaşama, düşünme ya da ölme biçimini belirleyecek olan çevreyi yaratır. Böylece ulusu ulus yapan ekinin(kültürün) nasıl daha iyi şekillendiği, devlete olan etkisi, dönüşümlü olarak devletin yeniden bireye, bireylerin birleşerek yarattıkları alanlara ve oradan da yeniden ulusun kaderine dönen bir etki gözlemlenebilecektir.

Politik Deli

4 Aralık 2017

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*