Türkiye ve Irak İlişkilerinin Yakın Geçmişi

Eski Küsler Barışıyor mu?
Eski Küsler Barışıyor mu?
Orta Doğunun Küçük Çocukları Barışıyor mu?

Irak, Suriye’den farksız bir kaderle karşımızda duruyor. Kimlik Felsefesini geliştiremeyip, Milliyet teşkil edemediği için, Kürtlerin, Sünni-Şii grupların ve dahasının arasında ezilerek iç savaşlarla yoğrulan, her gün patlamaların eksik olmadığı kanlı bir ülke haline geldi. 2003 Yılındaki ABD İşgalinden bu yana, ülkede hiç bir sorun çözülemediği gibi Papa Franciscus‘un bile kabul ettiği şekilde “Ülkedeki bu durum, Saddam gibi güçlü bir diktatörün yokluğundan kaynaklanmakta.” idi. Saddam Hüseyin, çoğumuz onu Irak-İran savaşında Kürtlerin, İran’a destek olması yüzünden başlattığı Halepçe katliamı ile tanıyoruz, BAAS Rejiminin Irak’taki kurucusu, Şii-Sünni ayrımını ortadan kaldırarak Arap Milliyetçiliği ile Hafız Esad’ın yolunu izleyen ancak Sünni karakterini yer yer gösterdiği katliamlar ile de hissettiren birisiydi. Buradaki ilginç paralellik ise, azınlıkların iktidar olması idi, %63’ü Şii olan Irak‘ta Sünniler orduyu kullanarak iktidara gelirken, tam tersi de Suriye’de olmakta idi, nedeni temel bir gerçeğe dayanmaktaydı, zayıf olan, rahatta olana göre daha fazla çalışmaktaydı, güvenliğini temin etmekteydi.

Türkiye Irak İlişkilerinin Özeti

Türkiye, Irak’ı işgal ettirdiği ve Hatay üzerinden 30 Bin Amerikan askerinin geçişine izin verdiği için, Iraklılar tarafından pek sevilen bir ülke konumunda değil, üstüne de işgal sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “Olaylar terörizmden kaynaklanmakta, Allah, Amerikan erkek ve kadın askerlerinin yanında olsun.” sözleri Iraklıların unutabileceği sözler değildi.

Iraklılar Türk Bayrağını Yakarken
Iraklılar Türk Bayrağını Yakarken

Sünni iktidarın devrilmesi ile yerine Şii bir iktidar kuruldu, başlangıçta Türkiye’ye karşı bir gelişme olmayacağı sanılmakta idi ne de olsa müttefikimiz(!) ABD, Şiileri iktidara getirmişti ancak durum böyle gelişmedi. Şii Karakterli Maliki İktidarı, Sünnileri yıllarca bilenen öfkeleriyle baskı altına almaya başladı, İran’daki Şii Milisler, Ülkeye giriş yaparak, etkinlik kazandı, Türkiye durumdan rahatsızdı çünkü geçmişte bizimle ortak ilişkiler içinde olan ve PKK’yı bölgede istemeyen Saddam’dan, bizi işgal yüzünden de suçlayarak hedef gösteren Şii karakterli bir iktidar oluşmuştu. Şiilerin iktidara gelmesi ile Dünya Genelindeki tüm Sünni örgütler, Irak için cihat ilan etti ve bu cihadın en büyük finansörü ise Suudi Arabistan’dı. IŞİD, EL Nusra, Ahrar Şam, Ceyş-ül İslam, gibi pek çok örgüt Suriye ve Irak bölgelerine gelmeye başladı. Buradaki en ilginç politik çözümleme şu olacaktır ki “Sünni terör örgütleri” ABD ile Suriye’de müttefik iken, Irak’ta düşmandı, İran ise Irak’ta ABD ile müttefik ve Suriye’de düşmandı, Irak Merkezi Hükümetleri ise ağır ABD baskısı altında iken dahi Ordu ve kamuoyu baskısı ile ABD ile müttefik de olsa İran ve Rusya alternatifini değerlendirmekten geri kalmıyordu. Hal böyle iken de politik krizlerin ve değişimlerin hiç eksik olmadığı bir terazi ortaya çıkıyordu.

2003-2005 Yılları arasında, Türkiye-Irak ilişkileri büyük bir gerilime sahne değildi. 2005 sonrası PKK’nın yanlış Türkiye politikaları sonucu dirilmesi ile yeniden eylemler gerçekleştirmeye başlaması, Türkiye ve Barzani ilişkilerinde gerilime neden olmuştu, Barzani her ne kadar PKK’nın topraklarını kendisine almak istese de, Türkiye üzerindeki haklarının da takipçisi idi ve Türkiye’nin bölgeye gerçekleştirdiği 2008 yılındaki Sınır Ötesi Operasyondan korkmaktaydı, bu yüzden o dönemlerde Başbakan Erdoğan “Benim muhatabım o kabile reisi değildir. Merkezi Irak Hükümetidir.” demekteydi. Ancak Orta Doğuda büyük konuşmamak gerektiği ve her zaman belirgin amaçlara sahip olunması gerektiği tarafımızdan çok geçmeden anlaşılacaktı.

Barzani, Mahmur'daki PKK'ya ait "Kürdistan Savunma Birliklerini" Ziyaret Ederken
Barzani, Mahmur’daki PKK’ya ait “Kürdistan Savunma Birliklerini” Ziyaret Ederken

Irak’taki Maliki İktidarı 2010 yılında yıkıldı, yerine Sünni karakterli Iyad Allavi iktidarı geldi, bu dönemde Maliki’nin iktidardan düşmesi Şiileri öfkelendirdi, Türkiye’ye yakın ilişkiler geliştiren Iyad Allavi döneminde Türkiye ve Irak arasında belirgin bir sorun yoktu. Bundan önceki dönemde de Barzani ile yaşanan çatışma yüzünden Şii olmalarına rağmen Maliki ile ortak politikalar  geliştiriliyordu, 2009 Yılında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmuş, daha sonraki dönemde de 48 mutabakat muhtırası eğitim, enerji, sanayi, ulaşım alanlarında iki ülke arasında imzalanmıştı.

Ancak Iyad Allavi döneminde devam eden bu güzel ilişkiler çok sürmeyecek ve Türkiye her zaman yaptığı o anlamsız dönüşlerden bazılarını gene sergileyecekti. Maliki iktidardan düşünce, yeni bir harekete girişti ve 2. Dönem Başbakanlığını çok geçmeden Şiilerin oluşturduğu “Ulusal İttifak“ın desteği ile alacaktı.  Maliki, Sünni gruplar ile Türkiye’nin bölgeye nüfuz etmeye çalıştığını ve ABD’nin de bu konuda hemfikir olduğunu görünce ülkesine Şii Milislerin ve İran tesirinin artmasına izin verdi, Suriye’de de bu dönemde patlak veren olaylara Türkiye mezhepçi ve tamamen Amerikancı bir yaklaşım sergileyince, Irak Hükümeti Şii karakterini bırakmayınca, tamamen farklı konumlara itilen iki komşu ülke ortaya çıkmış oldu.

Şİİ KORİDORU NEDİR?

Şii Koridoru, Lübnan, Suriye, Irak ve İran’dır, İsrail sınırından itibaren İran’ın tesirine yakın ve müttefikliğinin etkin olduğu bölgedir, bu bölgenin ilk düşmanı İsrail değil, Suudi Arabistan’dır, Rusya’nın Şiiler ile olan yakınlığı yüzünden de ABD her zaman daha temkinli yaklaşır. Türkiye ve Irak ilişkilerindeki gerginleşmenin en büyük nedenlerinden birisi de bu mezhep kavgaları ve onlardan nemalanan ABD-Rusya rekabetidir.

Yeşil Arka Plan, Şii Halk Çoğunluğu, Yeşil P ise Şii İktidarlardır.

Başika Kampı ve Haşdi Şabi meselesine gelir isek, Başika Kampı, Türkiye-Irak ilişkilerini kopma noktasına getiren yegane mesele idi. Musul Operasyonuna Irak’ın baskısı ile ABD’nin fikir değiştirmesi yüzünden Türkiye katılamadı ancak bölgeye bir askeri üs kurarak Iyad Allavi taraftarı olan Sünni teröristleri eğitme işine girişti. Bu Sünni teröristler de ÖSO teröristleri gibi gene ABD kontrolünde idi, geçtiğimiz yıllar boyunca PYD‘ye dahi eğitim veren TSK‘nın kendi ülkesine karşı Amerikan tesiri ile attığı basitleşmiş bir kaç adımdan birisi ile daha karşı karşıya idik. Sünni teröristlerden iyice tiksinmiş olan Irak Şii Yönetimi ise durumu kınarken, İran yönetimi Haşdi Şabi ile daha çok Şii Milisi ülkeye soktu, ABD baskısı ile de Haşdi Şabi Musul Operasyonuna katılamadı böylece, dışarıdan hiç bir etken, Türkiye de İran da operasyona katılamamış oldu. Musul Operasyonunun şimdilik başarı ile sürmesi ancak ağır kayıplar verse de operasyonun başarı ile tamamlanacağı öngörüsü ile Başika artık bir sorun değil, kampın kapatılması ve geri çekilmesi gündemde, 3. Dönem Başbakanlığından vazgeçerek, yerini Ibadi’ye bırakan Maliki gidişattan memnun olmalı çünkü yerini alan Haydar El Abadi, Başika kampını kaldırmış durumda ve geçtiğimiz günlerde “PKK, Irak topraklarından çıkmalı.” sözleri ile de Türk Kamuoyuna şirin gözükmekte iken Başbakan Binali Yıldırım 2017’nin ilk ziyaretini de Irak’a gerçekleştirdi. Ayrıca, eğittiğimiz Iyad Allavi teröristlerinin de Haşdi Şabi‘ye katılması ile Türkiye, kendi eğittiği küçük aktörlerden dahi kazık yemiş olmakta idi, amacı boşa çıkmış Başika Kampı için daha fazla diretmeye de gerek kalmamıştı. Belki de Irak’taki Sünniler böylece politik düzene Abadi ile entegre olarak, Arap Milliyetçiliği ile mezhepçiliğin önüne geçmeyi ummaktadır, gelecekte göreceğiz.

Binali Yıldırım ve Haydar El Abadi

Onca hengameden sonra yeniden yaşanan dönüşlerle bir barış sürecindeyiz ancak bu süreçte bahsettiğimiz hassas terazide gene değişimler var. Barzani, PKK’nın topraklarını almak için onlara her zaman yaptığı “Son Uyarısını” yeniden yaptı, PKK acil toplantı düzenledi ve Haşdi Şabi, doğruca PKK’nın bu toplantısına katılarak, onlarla operasyonel birlik oluşturmayı düşündü ve “PKK Kerkük’e geldi.” haberlerinin nedeni haline gelen toplantıları düzenledi, PKK’ya daha fazla genişlik sağladı. Bunun nedeni ise Türkiye ile yaklaşan Irak’a karşı İran’ın bir alternatif oluşturması ve söz konusu terazide kendi çıkarları için yeni bir koz yaratması idi, gelecek günlerde PKK biraz daha zor duruma düşebilir, belki ve umarız ki bir olası Kandil Operasyonu görüşülebilir demek isterdik ancak Türkiye topraklarında dahi 20’den fazla PKK Kampı varken ve PYD, Rakka’ya yürürken, Barzani ile ortak hedeflere sahip ama farklı iradelere sahip olan bu oluşumlar, ABD ve Rus desteğine de sahipken bir süre daha dokunulmaz olacak gibi, Türkiye-Irak ve Barzani gibi küçük iradeler ve bu ülkelerin küçük kamuoylarının baskısı ileride sonuç verir mi beraber göreceğiz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*