Kurtuluş Savaşında Bir Baba, Süvari ve Tümgeneral, Hayrullah Fişek

Eemekli Tümgeneral Hayrullah Fişek

Önsöz

Kurtuluş Savaşı’nda, 1. Dünya Savaşı’nda, Balkanlarda, 97 Yunan Harbi, 93 Rus Harbi, 1854 Kırım Harbi, arada sürüsüyle Kürt, Rum, Ermeni, Sırp, Arap isyanı ve fakirleştikçe fakirleşen Türk çiftçisi, parçalandıkça parçalanan Türk Subayı… Enizeli Yahya’dan 15 yaşındaki Nuri Çavuşa, ongumuz Boğazlıyan Kaymakamı  Kemal Bey’e… Anılarını yaşatmak için kurduğumuz Kaybolan Dahilerimiz, Atalarımız, Türkçe konuşmuş, Türkçe yaşamış, Türkçe ölmüş tüm Türklerin, yazılarımızda hayat bulması umuduyla, bir kişi için dahi olsa yazacağız, okuyacağız, aydınlanacağız. Bir kayanın üstüne oturmuş, Bozkurt’u dinliyor, Sakarya’nın kanlı şafakları öncesi, kasırganın zaferlerini seziyor! O, Emekli Tümgeneral ve iki Prof. yetiştirmiş Hayrullah Fişek!

30 Ağustos İçin Çizilmiş bir Tablo, Hayrullah Fişek’in düşmanın gerisini kuşattığı ve nice Kahramanlığın yazıldığı günler.

Keskin Mavi Gözleriyle Tümenlerin Ruhu  Hayrullah Fişek Kimdir?

3 Haziran günü, Türklerin sürgün edilerek terk ettikleri vatanları Makedonya’nın Kalkandelen’de doğdu, ileride yakın arkadaşı olacak Gazi Paşadan sadece 4 yaş küçüktü. Türk Devriminin öncülüğünü de Anadolu bozkırlarının süvarisi gibi üstlenen Hayrullah Fişek, soyadını babasından alıyordu. İlginçtir ki Türk Cumhuriyetini kuran kadroda yer alan bu yürekli askerin dedesi bir  Nakşibendi Şeyhi idi. Bulgar çetelerine fişek yapıp satan bir şeyhti, İstanbul’a Abdülhamid tarafından davet edilmişti, güya davet, İslami konularda çağrılan pek çok tarikat şeyhinin kapsamındaydı ancak sonuç öyle olmadı, İstanbul’a adımını atar atmaz, Sultanahmet Meydanında idam edildi, ailenin adı bundan sonrasında Fişek olarak kalsa da Selanik’e yerleşmeleri ile büyük bir gelecek onlara açıldı. Dedesinin mesleği yüzünden, çocukluğu Harabati Baba Tekkesinde geçmiştir.  Dedesi, Şeyh Mustafa Ruhi Efendi idi, Babası Hafız  Süleyman Efendi, Annesi ise Şeyh Mustafa Ruhi Efendinin kızı Fatma Hanko’dur. Babasının mesleği Defter Hakani Memuru olmasından ötürü, her memur çocuğu gibi, çocukluğu çeşitli coğrafyalara da yayılmıştı, Akka ve Filistin bunlardan bazılarıydı. Babasının ölümü üzerine de, 1895 yılında Kuleli Sınıfı Mahsusuna, 1901 yılında Harbiyeye, 1904 yılında Teğmen Erkan-ı Harp okuluna gitmiştir. 1905 yılında, insanların fısıltıdan yükses sesle konuşamadığı  Abdülhamid döneminde, tuvalette yasak yayın okuduğu gerekçesi ile kurmaylıktan çıkarılmış ve 1907 yılında da Mümtaz Yüzbaşı olmuştu.

Türk Subayı Kimdir? Hayrullah Fişek’tir!

Orduda görev almak için kurra çekti, ülkesinin manzaralarının ardında düşmanın sesleri Anadoluya doğru yankılanırken 3. Orduya kaderi düşmüştü. Bu tarihlerde, Osmanlıda 7 ordu bulunmaktaydı, 1. Ordu İstanbul’da, 2. Ordu Edirne’de, 3. Ordu Selanik’teydi, diğer dört ordu ise Doğu sınırlarını koruyordu, 4.  Ordu, Erzurum, 5. Ordu Şam, 6. Ordu Bağdat, 7. Ordu ise Yemen topraklarındaydı. 94. Alayın, 2. taburunun 4. Bölüğünde, Hayrullah Fişek ilk askerlerini bulmuştu. Belki kurmaylıktan atılmış olmanın hüznü ve ülkenin borç içinde iflası ile yabancıların buyruklarıyla ezilişine içten içe çare arıyordu, belki de yılmış bir asker gibi günlerini sayıyordu, bunu bir tek o bilebilir! İkinci görevi çok geçmeden geldi, bağımsızlığını çok önce sayılamayacak bir zamanda almış Yunan sınırına geçti, Girebene ve Dışkat’ta, 22. Alay, 4. Taburun, 4. bölük komutanı olmuştu.

Savaşın o zamanlarında, kamp kuran Türk Askerleri.

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, tüm Türk Ordusunun nefretle baktığı bir Despot tahtından indirilmişti, 2. Meşrutiyet ile geç kalınan yarım yamalak da olsa bir Demokrasi çağı aralanmıştı.  Bu sırada Plevne  Nişancı Taburunda 4. Bölük Komutanıydı, Arnavut isyancılarına karşı Kaçanik muharebesini gerçekleştirerek ilk fiili askeri operasyonunu tamamlıyordu. 1911 yılında İstanbul’a geldi, yeni oluşturulan  1. Nişancı Alayının 3. Taburuna atandı.

Hayrullah Fişek’i çöküşün getireceği hareketli yıllar bekliyordu, bir ulusu sırtlanacak Türk Subaylarının en güzel örneklerinden birisini teşkil edecekti. 18 Mayıs 1912 günü Bayburt’ta bulunan, 30. Tümen Kurmay Başkanlığına atandı. Bu görevi ile Balkan Savaşlarına katıldı,  17 Kasım 1912 Çatalca’da Dimetoka muharebesinde bu tümen ile savaştı, oradan da Gelibolu yarım adasındaki, Çanakkale’nin Erenköy’ünde, boğazı gözetleme görevine başlamıştı.

26  Nisan 1914,  30. Tümen ile Sivas’a yöneldi, 13 Eylül 1914 günü 1. Dünya Savaşı seferberliğini tamamlayarak Giresun’a hareket etti. Bu sırada Türk ordusu, Kırım taraflarına bir çıkarma yapmayı düşünüyordu ancak istihbarat eksikliği olacak ki, Ruslar, bir anda doğu sınırından büyük bir saldırıya başladı. 1 Kasım 1914 günü günde 40km. yürüyerek yola çıkmışlardı,  3. Ordunun emrine giren 30. Tümen ile  Hayrullah Fişek,  Erzurum’a ulaştı. 19 Kasım günü Köprüköy doğusunda Heran muharebelerine ve Aralık 1914 Sarıkamış taaruzuna 30. Tümenin 10. Kolordusunun sol kanadında yer alan birlikler ile Allahuekber, Kosor, Sarıkamış, Bardız gibi muharebelere katılmıştır. Taaruzun başlangıcından iki gün sonra ileride büyük bir Profesör olacak olan Nusret Fişek, Sivas’ta dünyaya geldi. Günler sonra oğlunun olduğunu öğrenecek olan Hayrullah Fişek, başarılarından dolayı bu dönemde Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmiş ve Mümtaz Yüzbaşılığı, Kurmay (Erkan-ı Harp) unvanına yükseltilmiştir.  Nisan Mayıs 1916 aylarında ise Kop Dağı zirvelerindeki Bahtlı dağının 3000 Rakımlı tepelerini ele geçirmek için yapılan Kop  Dağı Muharebesinde, dağın Türklerin elinden çıkmasına neden olan Rus saldırısına karşı koymuştur.  Buradaki başarılarından dolayı da 3 Yıl Kıdem zammı ile  1 Haziran 1916’da Binbaşılığa yükselmiştir.  2 defa Liyakat, Dördüncü Rütbeden Kılıçlı Osmani Nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi, Duatepe, Atatürk,Çakmak,Fişek,İnönü Savaşı Yönetirken.

Bayburt Ricatında, 1916 döneminde, savaşın en buhranlı dönemlerinde, emir komutanın hemen hemen yok olduğu zamanlarda, Maden ve İmalı Grup Komutanlıklarını yapmıştır. Aynı dönemde gene 4. Piyade ve 1. Süvari Tümeninden oluşan şehit Albay Bahaeddin Beyin komutanı olduğu kolordunun kurmay başkanıydı. Karadağ’a yapılan taaruzda, Albay Bahaeddin Bey’in şehit olması üstüne de Kolordu Komutanının emri ile Tümen Komutanlığına atanmıştı.  7 Eylül 1916, 10. Kolordunun 10. Kafkas tümeni kurulmuştu, Albay Emin Bey tümen komutanlığına atanmıştı. Daha sonra Emekli Korgeneral olacak olan Emin Halıcıoğlu,.. Binbaşı Hayrullah Bey ise tümenin Kurmay Başkanıydı. Mart 1917’de ihtiyatta olan 49. tümenin yerini alarak cephe gerisine gönderildiler. Binbaşı Hayrullah Bey ise araziyi iyi bildiği için Kolordu Komutanı  Yusuf İzzet Paşa’nın emri ile cephenin en ön saflarında kalmayı sürdürmüştür.

25 Mart 1917, ihtiyattaki 49. Tümenin Kurmay Başkanlığına Hayrullah Fişek getirildi, askeri kariyeri çöken bir orduda yükselmeyi sürdürüyordu. Cepheden Manisa’ya tümeni ile gönderileceğinin haberini Mayıs ayının ortalarında almıştı, Yusuf İzzet Paşa gitmek mi kalmak mı istediğini sorduğunda, siz nasıl emrederseniz cevabını almıştır. Bunun üzerine de tümeni ile birlikte gitmesinin daha faydalı olduğuna karar verilmiştir.

Önce İstanbul’a oradan da Manisa’ya yolculuk yapıldı, 21. Kolorduya bağlanarak Aydın’a Nurettin  Paşa Komutasına girdi. Aydın’dan 49. Tümen Başkanlığından, İzmir’deki 17. Kolordu, Harekat 1. Şube Müdürlüğüne atandı, Avusturya’dan 3. Liyakati Askeriye Madalyası ile  Almanya’dan 2. Demir Madalyasını Kafkas cephesindeki hizmetlerinden dolayı almıştı.

Bulgarların yenilmesi ve savaştan çekilmesi ile Çanakkale boğazı yeniden önem kazanmıştı, daha önce de bulunduğu Çanakkale’ye yeniden 14. Kolordunun 1. Şube Müdürlüğüne Kurmay Başkan Vekili olarak atanmıştır. Bu dönemde, 1918 22 Eylül’ünde uluslararası hukuk profesörü olacak olan ikinci oğlu Hicri Fişek doğmuştur.  Hilmi Paşa Komutasında bir süre çalışmayı sürdürdükten sonra, Mondoros ile savaşı kaybettiğimiz resmiyete kavuştu, bu buhranlı zamanlarda savaşta doğan iki çocuğu olmuştu, bir süre 14. Kolordu ile Tekirdağında bulundu, Mondoros yüzünden orduları terhis edilmeden önce bir süre yeniden Yusuf İzzet Paşa, bir süre de Kazım Karabekir komutasında bulundu.

Hayrullah Fişek, Mersin’de Atatürk’ü karşılıyor.

Mondoros ile ordular terhis edilmeye başlanmıştı, Hayrullah Fişek’in hayatında görüyoruz ki, Ordu her zaman Mondoros’un imzalanmasına karşıydı ancak Vahdettin ve yönetimi bu konuda ısrarcıydı, belki de Alman Kayzeri gibi idam edilmek istemiyordu, bu sırada pek çok komutan silahları düşmana değil halka verirken, askerleri de memlekete göndermiyor ama ordu kaydından sildirip, bölge köylere yerleştiriyordu, İstanbul’a girildiği an bir işgal başlamış algısının aksine, Yunan Anadoluya çıktığında, büyük bir zorluğun içindeydi, Türk Ordusu karşı direniş gösteriyordu, direniş gösterenlerin cezalandırılacağı açıklanmış ve görevlerinden alınacağı İstanbul’dan duyurulmuştu, açıkça bir ihanet söz konusuydu.

İzmir’in 15 Mayıs’taki işgali ile 14. Kolordu karargahını Yusuf  İzzet Paşa ile mayısın sonlarında, Tekirdağdan Bandırmaya taşıdılar, Bandırma, Bergama yöreleri Yunanlarca işgal edilince, terhis edilen askerlerin yarattığı eksiklik yüzünden, Bergamaya bir  taaruz gerçekleştirildi ve Yunan ordusu, Vahdettin’in emirlerine aykırı şekilde geri püskürtüldü, savaş daha çok subaylar ve makineli tüfeklerce yapıldı.  61. Tümenin 1. Alayı ile yapılan bu taaruz, Kurtuluş Savaşındaki pek çok yalanı tek başına çürütmeye yetmektedir. Anzavur isyanı sırasında, Kolordu Komutanı  Yusuf İzzet Paşa, Kurmay Başkanı Hayrullah Bey önce Eskişehir oradan da ülkemizin başkenti olacak olan Ankara’ya geliyordu.

Genelkurmay Başkanı İsmet İnönü, Hayrullah Fişek’i Milli Savunma Bakanlığının Ordu Dairesine atamıştı, İnönü Muharebeleri boyunca ikmal hatlarının düzenlenmesi ve yürütülmesi görevini bizzat üstlenmiş ve büyük hizmetleri olmuştu.  1 Haziran 1921, Koceli Ordusu Kurmay Başkanlığına atanmıştı, Kazım Özalp yani Albay Kazım Bey Komutasında, İzmit-Adapazarı muharebelerine katıldı, Yunanların Ankara’ya olan ilerleyişinde, yan cepheleri olan Bilecik’e yapılan baskınları ve saldırıları düzenledi.

Kocaeli Mürettep Ordusu doğrudan Genelkurmaya bağlıydı, 12 Ağustos 1921 günü, Batı Cephesinin en kritik bölgesi Sakarya’ya Gevye’den Nallıhan’a geçerek, Sakarya  Cephesinin sağ kanadına gelmiştir. 24 Ağustos-13  Eylül  arasında Sakarya Cephesinde önemli görevlerde bulunmuş ve Kolordu Kurmay Başkanlığı görevini sürdürmüştür. Mürettep Ordu, muharebedeki gösterdiği başarılardan sonra, 3. Kolordu adını almıştır, Kazım Bey, Paşa, Hayrullah Bey ise Yarbaylığa yükselmişti. Sakarya Cephesinde, Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak gibi savaş planını araziyi inceleyerek yapanların arasında da yer almıştı, Hayrullah Fişek.

Kolordu Komutanı Kazım Bey, Milli Savunma Bakanı olduktan sonra, 3. Kolordu bölgedeki bekleyişini sürdürürken, yerine Albay Şükrü Naili Bey gelmişti, Büyük Taaruz’da onları komuta edecek olan oydu. Bu taaruz ile kendisi generalliğe yükselirken, Hayrullah Fişek de bir yıl boyunca Yarbay kalmak zorunda olduğu için , Albay olamamış ancak bir takdirname almıştır.

Hayrullah Fişek ve Oğulları, Nusret Fişek ve Hicri Fişek.

3. Kolordu, Büyüktaaruz sırasında düşmanın gerilerine sızarak, Eskişehir-İnönü üstünden 12 Eylül 1922 günü Bursa’yı kurtarmıştı, Yarbay Hayrullah Fişek’in iki oğlu ve eşi savaş boyunca Bursa’da Yunanlardan gizlenmekteydi. 5 Altı alayı olan, 11. Yunan Tümenini ise esir almışlardı.  Bursa’dan İzmit’e gelmiş ve Barış anlaşmasına kadar da Hareke’de kalmıştır. Bundan

Hayrullah Fişek, diplomasiden anlayan büyük bir organizasyon gücüne sahipti, bu yüzden de Lozan Anlaşması boyunca, askerden arındırılmış bölgenin belirlenmesinde Komisyonun Türk tarafını temsil etmişti. İngiliz-İtalyan-Fransız askeri ateşeleri olan komisyon üyelerinin yanında 6 Ekim 1921 günü  Hayrullah Bey çalışmalarına başladı.  Yunan ve Bulgar sınırları incelenirken, bu sınırların incelenmesi için bir Yunan ve bir de Bulgar yarbayı yanlarında bulunuyordu, bu komisyonun çalışmalarını hızla tamamlaması Lozan için önemliydi, 26 Kasım 1924 günü çalışmalar tamamlanmıştı, görevin çabucak lehimize sonuçlanmasından dolayı kendisi Albaylığa yükseltilmişti.

Türkiye Yunanistan sınırında da belirli tehditlerin belirlenmesi için karşılıklı kurulan komisyonda Türkiye Temsilciliği ve Türk Komisyon Başkanlığını da üstlenmişti. Komisyon başkanı ise tarafsızlığı gereğince Hollandalı Albay Baker’dı.  Yunanistan’dan Albay Minotakis tarafından temsil ediliyordu, komisyon çalışmaları Enez çayının güneyindeki ada topraklarının kime ait olacağına karar veremedi, anlaşmazlık için Cenevre’ye uluslararası mahkemeye gidildi. TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Şükrü Kaya, Mehmed Cevad, Feridun Cemal gibi vekiller Cenevre’ye giderek, Türkiye’nin haklılığını ispatlayarak, 1926 yılında, Türkiye’ye toprak kazandırmıştı.

Hayrullah Fişek ya da Hayrullah Kalkandelen

Hayrullah Bey, Albay Baker’ın teklifi ile Yunanistan’a geçmiştir, Atina’da komisyon çalışmalarını sürdürmüştür, Yunan Ordu Evinde, protokol için pek çok oturum yapılmış, Yunan Genelkurmayı da orda bulunmuştur, ülkesini yılmadan temsil ve müdafaa eden Hayrullah  Bey’in çalışmaları ile başarıya ulaşılmış ve Tehdit-i Hudut  Komisyonu, 15 Kasım 1926 günü, çalışmalarını tamamlamıştır. Albay Baker’ın konuşmasından sonra komisyon imzalarını atmış ve İstanbul’a dönülmüştür, Hayrullah Fişek bundan sonrasında da Edirne Hudut’unda görev yapmayı sürdürmüştür.

14 Ağustos 1927 günü Sivas 5. Kafkas Tümeni Piyade Tugayında göreve başlamıştır, oradan Konya’ya giderek 5. Kolorduya katılınmıştır. Bu tarihten sonra askeri kariyeri idarecilik ve zaman için de yükselmeyle geçmiştir ancak bir zaman gelecek ki kendisinin yükselişini yaratan kariyeri, tarihe de onu farklılık ile geçirecekti. O farklılığa kadar, Sabit Noyan gibi Generallerle çalıştı, yer yer farklı tümenlere atandı,  Fahrettin Altay gibi efsanelerin emrinde de çalıştı,Muğla’daki Müstakil 18. Dağ Komando Tugayı dahil olmak üzere pek çok farklı ülke bölgesi ve birliğinde görev yapmayı sürdürdü.

Kritik görevlerinden birisi Siirt’teydi, 1933 yılında 2. Tümen’e atanmış ve Tümgeneral olmuştu, bölgede bir isyan çıkabileceğini bildiği için Kürtçü aşiretlerin elindeki silahları toplama işlemine başlamıştı, çok geçmeden büyük bir başarı ile 5.000 silah toplanmış ve olası isyancılar yeniden köylü olmayı sürdürmüştü. Tümen hastanesi, tümen karargahından uzak olduğu için yeni bir hastane yapmaya karar verdi ancak inşaat ödeneği yetersizdi bu yüzden Siirt Valisinin desteği ile bir yardım piyangosu düzenlenmiş ve 300 Lira toplanmıştı, böylece 50 yataklı ve karantina bölgesi olan bir tümen hastanesi yapılabilmişti, Vali Sakip Bey’in hizmeti de böylece unutulmamıştı.

Tekirdağ’da 61. Tümen’e atandıktan kısa bir süre sonra 2. kez Milli Savunma  Bakanlığı Harbiye Dairesi Başkanı olmuştu, hayatının en kıvanç duyduğu cümlelerini burada işitmişti. “Seni dürüst bir adam olduğun için bu işe getirdik.” diyordu, Mareşal Fevi Çakmak, ömrü boyunca bu cümleleri unutmamıştı. 4 yıl süren bu görevi sırasında, Ordunun olağan üstü ödenek almasını sağlamış ve top-silah-tank yenilenmelerini sağlamıştır, Harbiye Başkanı olarak Trakya Manevralarına katılmış, hakemlik yapmıştır.

Lozan Öncesi, Kocaeli’de, Hayrullah Fişek’in Ordusu, Fevzi Çakmak, Atatürk, teftişteler.

Kişiliği her zaman için doğruyu savunmaktan oluşuyordu, Emekli Tümgeneral Hayrullah Fişek’in, üstümüzde emeği olan sayısız ve anlatmak istediğimiz insan kümesinden bir örnekti. Doğruyu savunmayı kendisine öyle görev edinmişti ki, bir kere Milli Savunma Bakanı Alman Krupp firmasından silah almak istemekteydi, Hayrullah Fişek bu kararın hatalı olduğunu çünkü Alman silahlarının eksiklikleri olduğunu düşünerek buna karşı çıkıyordu, Bakanlıktaki tartışmalar dışarıya yansımıyordu ancak şiddetliydi, alınan karar nihai olarak Cumhurbaşkanına gittiğinde, Başbakan İnönü, Hayrullah Paşa’nın kararda parafının olmadığını görerek, karardan şüphelenmişti. MSB’ye sorulan soruda kendisinin bu karara katılmadığı cevabı verilmişti, Cumhurbaşkanlığı köşküne çağrılarak fikri alınmak istendi, köşke gelerek, arkadaşı Mustafa Kemal’e ve İsmet Paşa’ya sıkıntılarını anlattığında, hak verilmişti, böylece ülke olarak hatalı tüfekleri almaktan da kurtulmuştuk. Diğer bir örnek ise, Kocaeli Yöresinde, savaş önderliği yaptığı sıradaydı, Kurmay Başkanı iken komutan bir savaş emri hazırlamıştı, planı beğenmeyen Hayrullah Paşa, üstüne karşı gelerek kararı onaylamamıştı, bütün ısrara ve tehdite rağmen kararın yanlış olduğunu söyleyerek onaylamayı reddetmişti, kararı bunun üzerine Kurmay onayı olmadan yürütmek zorunda kalan bu komutanın hikayesini de yıllar sonra oğlu Nusret Fişek, hikayeyi bilse de Enver Behnan Şapolyo gibi bir tarihçiden dinleyerek gururlanacaktı.

Hayrullah Fişek

Daha sonra MSB Bakanı değişince, Kara Müsteşarlığına atanmıştı, emekli olmasına rağmen bir süre daha kendisinin yeri doldurulamayacağı için çalışmayı sürdürdü, 15 Mart 1947 günü, TSK bir efsanesini geride bırakmıştı, emekli olan Hayrullah Paşa, emekli olana kadar, Saffet  Arıkan, General Naci Tınaz, General Cemil Cahit Toydemir, Ali Rıza Artunkal gibi bakanlarla ve Nazmi Solok,Galip Deniz, Mahmut Berköz, Sedat Doğruer gibi müsteşarlarla çalışmıştı.

45 yıl bilfiil ve 16 yılda muharebe zamanları ile TSK’ya 61 yıl hizmet etmişti, bu sure içerisinde, aldığı madalyalar aşağıdadır.

İstiklal Madalyası
Takdirname (1922,Başkumandanlık Muharabesi)
Gümüş Liyakat Madalyası (Sakarya)
3. Rütbeden Avusturya Liyakati Askeriye Madalyası
2. Rütbeden  Alman Demir Salip
4. Rütbeden Kılıçlı Osmani
Gümüş Liyakat Madalyası (Bahtlı Dağ Savaşı)
3 Yıl Kıdem Zammı
Gümüş Liyakat Madalyası(Ocak 1914)
Harp Mmadalyası

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*