Kaybolan Dahiler: Emrullah Ali Yıldız, Gök Yüzüne Uzanan Hayaller

Önsöz

Daha önce  Bandırma Füzecilik Kulübü ve Krikor Divarcı ile Türkiye’nin kaybolan hafızası tarafımızdan tazelenmek istenmişti. Kaybolan Dahilerimizin neden kaybolduğu, neden buluşlarını satmak ya da çalışmalarını durdurmak zorunda kaldıklarını Amerikan Ulusal Güvenlik  Ajansı, Merkezi İstihbarat Ajansı ve Amerikan Enformasyon Başkanlığı kurumları ile “Dolaylı Saldırı Doktrini” kavramları kapsamında tarafımızdan anlatılmıştı. Sırada ise her Türk Milliyetçisinin ve Yurtseverin içini yakacak bir başka Dahinin kayboluşu bulunmaktadır.

Emrullah Ali Yıldız Kimdir?

Vidin’li bir Babanın ve Kafkasyalı bir Annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğumu Kurtuluş Savaşı öncesi, yıkılmak üzere olan ancak son şansını büyük bir inançla denemeye karar vermiş cesur bir İmparatorluğun son anlarına denk gelir. 1909 yılında Bursa’da doğmuştur. Savaş sonrası bir savaş daha yaşanmış ve Genç Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Hasta, yıkık ve cahil bırakılmış bir halkın çağı yakalamak için çalışmasına tanık olacağı bir dönemde, o henüz 17 yaşındadır. 1926 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti tarafından açılan  Yeşilköy Tayyare Makinist Mektebine giriş yapmayı başarmıştır. Böylesine zor bir dönemde, henüz uçaklarla ilgili önemli gelişmeler dahi yaşanmamışken, Türkiye’nin uçak yapımı ve pilotluğu için eğitim veren kurumlar yaratması, Halkevlerinde, Tayyarecilik Kulüpleri kurarak halka eğitim vermesi, ilgisini arttırmayı amaçlaması ise Kemalizmin, en önemli devlet kaynağı olan halka inancının göstergesidir. Bu okul, Hava Kuvvetlerine Astsubay yetiştirmek için açılmış bir okuldur, eğitimine devam etmek üzere Tayyare Makinist Mektebini 1927 yılında birincilikle bitirir. Bu dönemde okuldan mezun olanlara dört yıllık zorunlu hizmet sözleşmesi imzalatılmaktadır, 1931 yılına kadar Eskişehir Askeri Hava Okulu Hazırlama Bölüğünde Tayyare Makinisti olarak çalışmayı sürdürür. Bu sırada 1930 yılında  Kürtçü Ağrı İsyanı çıkmıştır ve isyanı bastırmak için görev alan ordu birliklerinde kendisi de vardır. 1931 yılında mecburi hizmeti biter bitmez istifa eder ancak içinde hala havacılığa olan yüksek aşkını sürdürmektedir.

Yelken Kanat Mucidi Emrullah Ali Yıldız

Bursa’ya döndüğünde, kardeşlerinin fotoğrafçılık stüdyosunda çalışmaya başlar ancak içindeki havacılık aşkı için çalışmalarını sürdürür. Yelkenkanat adını verdiği bir uçak üretir, daha sonra bu uçak, Bursa Yelkenkanadı olarak bilinir. Bursa Yelkenlisinin yapımı ile yakınındaki Ziraat Mektebinin arazisinde uçuşlar yapmaya başlar.  Ulusal gazetelere haberleri çıkmaya başlamıştır, bu dönemde 1934 yılında söz konusu çabalarından ilham alarak Bursa Halkevleri de Bursa Havacılık Kulübünü kurarak halk ile çalışmaya başlamıştır.

Kanat açıklığı 12, gövde uzunluğu 6 metre olan Bursa Yelkenlisi ile ilgili haberleri okuyan THK Başkanı Fuat Bulca, 22 Mayıs 1935 günü kurulan Türkkuşu’na çağırır, böylece kuruluşundan tam 19 gün sonra Emrullah Ali Yıldız da oradadır.

Sabiha Gökçen İle SSSCB’ye Havacılık Eğitimi Almak İçin Gitmesi

10 Temmuz 1935 günü, Sovyetlere Sabiha Gökçen’in de dahil olduğu 7 arkadaşıyla eğitim almaya gönderilirler. Yurda dönüşlerinde artık Türkkuşunda öğretmen olmuşlardır ve planörlük, model uçak eğitimi, paraşütçülük gibi konularda öğretim görevlerini sürdürmüşlerdir. 1936-1949 yılları arasındaki öğretmenliği ile önce Türkkuşunda Başöğretmen, daha sonra İnönü Yüksek Planör  Kampı Müdürlüğü, Uçak Fabrikası Tecrübe Pilotluğu şeklinde yükselen bir kariyere sahip olmuştur.

12 Haziran 1938, Dünya Havada Kalma Rekoru

Emrullah Ali Yıldız, Ernest Jochmann adlı bir yabancı pilota ait olan 13 saat 59 dakikalık havada kalma rekorunu yanında öğrencisi Sezai Aksu varken Türkkuşu öğretmenliği sırasında 14 saat 20 dakika havada kalarak kırmıştır. Dönemin gazetelerine olay şöyle yansımıştır.

“Türkkuşu öğretmeni pilot Emrullah Âli Yıldız, Ş-5 (İki kişilik) planör ile yanında öğretmen adayı Sezai Göksu ile birlikte Eskişehir/ İnönü’de 14 saat 20 dakika havada kalarak rekor kırmıştır. Kalkışını İnönü “C” tepesinden yapan E.Âli Yıldız o yıllardaki dünya rekoru olan 13 saat 59 dakikayı, 21 dakika geçerek geliştirmiştir.”

Bununla birlikte, bu rekor, yardımcı pilot ile havada kalma rekorudur, daha önce 29 Ağustos 1936 günü, 18 saat 35 dakika tek başına havada kalarak bir başka dünya rekoru kırmıştır. Bu yaşananlar, Türkiye üstüne tüm dünyadan dikkat çekerken,  Emrullah  Ali Yıldız da dünyanın dikkat ettiği bir isim haline gelmiştir.

Emrullah Ali Yıldız’ın İcatları

Kendisi dikey havalanan uçak adını verdiği helekopterin mucididir. Aynı zamanda da patent sahibidir. Kendisi bir röportajında şöyle demektedir:

“Evet bir çok icadımın yanında, model uçak motoru imalatım da vardı. Bunlara çok emek verdim ama kıymet bilen olmadı. Helikopter patentini de 1956’da aldım. ancak ona da ilgi duyan olmadı. Dikey kalkış yapan Harrier’e benzer bir patent çalışmam daha olmuştu. İlgisizlik nedeniyle bunu da değerlendiremedim.  Sonraki yıllarda Harrier uçağını görünce içim sızladı.”

Bir diğer icadı ise Otomatik Paraşüt Açma Cihazıdır. Diğer adı ile KAP-3. Haziran 1943’te Havacılık ve Spor Dergisine bu buluşunu şu şekilde anlatır.

“Bugün, tayyarenin sürati, paraşüt gaye süratinden daha fazla olduğundan motoru duran, kopan ya da kırılan kanadı veya yanan bir tayyarenin pilotu, paraşütünü tayyareyi terk ettikten sonra geciktirmek zorundadır. Bunun için pilotun çok uzun sürede elde edilen paraşütçülük deneyimi olmalıdır yoksa lazım olan o gecikmeyi gerçekleştiremez. Bir de pilotun bu saniyeli atlayışlarda yaralı olabileceği düşünülürse paraşütten istifade bir tesadüften ibaret kalmaktadır. Her pilotun paraşütüne takılabilecek bu alet, geç ya da erken açılma gibi sorunları ortadan kaldıracaktır.”

Emrullah Ali Yıldız’ın bu buluşuyla da ilgilenen olmaz, kendisi 15 kez denediği bu buluşuna olanları şöyle anlatır;

“İşte bu sıralarda karşıma yabancı bir mühendis çıktı. Keşfimle çok yakından ilgilendi. Tetkik ettirmek üzere benden hesap ve projeler istedi. Hepsini aldı gitti. Aradan tam bir sene geçtikten sonra cevap geldi. Geldi ama, artık bizim keşif, keşif olmaktan , icat olmaktan, ihtira olmaktan çıkmıştı. Tabii tıpkısı değil, fakat benimkine benzer bir alet şimdi Amerika Havacılığından Muvaffakiyetle tatbik ediliyor.”

1993 yılında Erhan Karaca röportajında da şöyle söylemiştir; “Biz bir uçağı test etmek için canımızı ortaya koyardık da test uçuşunu yapardık ama yöneticiler gene üretime geçirmezdi.”

Bununla birlikte, dünyada Yelkenkanat ile uçak üretmiş ilk kişidir, helikopter, paraşüt açma cihazı yanı sıra model uçak motorları ve tasarımları da vardır ancak peki ne olmuştur? Neden buluşları Türkiye’de ilgi görmemiştir? Nedeni Türkiye’yi ilk kez satan ve Amerikan mandası haline getiren İnönü’dür. 1947 Dostluk ve İşbirliği Anlaşması ile ABD çıkarları için çeşitli kararlar almak anlaşma sözü haline gelmiş, eğitim sisteminden ekonomik düzene kadar her şey değişmiştir.

Bu dönemde  Türkiye, Avrupa’da en çok uçak üreten ikinci ülkedir.

Örneğin sadece Eskişehir Tayyare Fabrikasından 1923-1940 arasında 394 uçak çıkmıştır. Buradaki atölyelerde çalışan Selahattin Reşit Aslan kendi tasarladığı uçağın üstüne Kurtuluş Savaşında kullanılan Kağnı’yı simge olarak koymuştur. THK-5 adlı bir Türk Havacılık Kurumu üretimi uçak daha vardır. 1949 Paris Sergisinde çok beğenilir, ilgi görür, tamamen yerli üretim ve tasarımdır. Bu dönemde havacılığa öyle önem verilirdi ki, Milli Piyango gelirleri dahi THK’ya aktarıldığı için Tayyare piyangosu denirdi. THK-5 Fuarda öyle ilgi görmüştü ki hasta taşımak için Danimarka satın almak istedi,  dünyanın ilk hava ambulansını böylece Türkiye üretmiş oldu. Selçuk Atlı isimli bir pilotumuzun kullandığı uçağa Danimarkalılar “Tyrken” adını vermişti, anlamı Türk’tü. Uçak bugün, Danimarka’da bir çocuk parkına sergilenmesi için konulmuştur ve çocuklar arasında yaşlanmaya devam etmektedir, Tyrken’i biz unutsak da Danimarkalılar hala unutmuşa benzemiyor. Bunun öncesinde de Danimarka Havacılık Müzesinde sergilenmişti.

Nuri Demirağ ve Türk Havacılığı

Nuri Demirağ tamamen yerli olan NUD-36 adı verilen ve yeri geldiğinde planör ya da savaş uçağı olabilen kullanışlı uçaklar tasarlamıştı. Havacılık okulları, hangarları, hava alanları ve mühendishaneleri kurulmuştu. Soyadı, demir ağı örülmesi için yardım ettiğinden ötürü Atatürk tarafından verilmişti, Hollanda bu uçakları beğenmişti ve satın almak istemişti. İnönü ise Amerikan baskısı ile bunu reddetti, bu dönemde TSK dahi “ABD bize bedava uçak verirken sizden uçak alırsak bu halk yakamıza yapışır.” gibi onursuz açıklamalarla Kemalizmin Milliyeçtilik ve Halkçılık ilkelerine ihanet etmişti. İnönü, yurt dışına uçak ihracatını yasakladı, Demirağ’ın  THK’ya uçak satmasını da yasakladı, Demirağ bu dönemde gazeteye ilan vererek halktan yardım istese de başarılı olamadı. Bunun bir diğer örneği de aynı yıllarda yok edilen Haliç’te Nuri Killigil (Enver Paşanın kardeşi) Silah Fabrikasıdır, bu fabrika da İsrail’e karşı Mısır’a silah sattığı bir dönemde patlamıştır, olay kapatılmıştır, bir diğer örnek ise Şakir Zümre‘dir. Denizaltı torpidosu üretirken gelen yeni kanun düzenlemeleri ile kendisini soba üretirken bulmuştur. Tıpkı tayyare fabrikalarının traktör montaj fabrikalarına dönüştürülmesi gibi…

Emrullah Ali Yıldız, Nuri Demirağ için röportajında şöyle söylemektedir.

“Bütün güçlüklere rağmen Nuri Demirağ çok sayıda uçak üretti (NuD-36) ve hatta üretilen bu uçaklardan Türk Hava Kurumu’da satın almak için sipariş verdi. O tarihte THK Genel Başkanı Şükrü Koçak’tı. Şükrü Koçak bir gün beni Nuri Demirağ fabrikasına uçakları görmem için gönderdi. Yetkililer uçakları bana tanıttıktan sonra ben de uçtum, o uçaklardan biriyle. Hatta uçakla akrobasi dahi yaptım. Dönüşte olumlu rapor verdim Türk Hava Kurumuna ”

THK Başkanına nereden baskı geldiği de bizim için açıkça ortadadır. Toryum maden rezervlerini keşfeden Engin Arık‘ın uçağının düşmesi ile Eşref Bitlis‘in uçağının düşmesi ya da Latin Amerika’daki ABD karşıtı Generallerinin uçaklarının düşmesi… Emrullah Ali yıldız bulduğu her buluşun patentini NASA’ya General Electric’e satmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde çekilen Türk yapımı filmlerde de NUD 36 havada görüntülenmiştir ve kullanılmıştır, bugün hala bazı havacılık sunumlarında da gösterilmektedir.

Makale içinde linklediğimiz diğer makaleler, neyden bahsettiğimizi anlamanızı kolaylaştıracaktır.

Emrullah Ali Yıldız Selfie’nin de mucididir.

Kendisi sahip olduğu fotoğrafçılık deneyimini ve aile mesleğini de sürdürmüştür. İstanbul Galatasaray’da Çiçek Pasajı üstündeki stüdyosunda Fikret Kaftanoğlu’ndan aldığı bir sistemi geliştirmiştir. Bir boy aynasında kendinizi görerek istediğiniz şekilde poz verebilir ve kolayca elinizde bir düğmeye basarak kendi fotoğrafınızı alabilirdiniz. Emrullah Ali Yıldız buna da “Görçek” adını vermişti. Günümüzdeki Yabancı Selfie sözcüğüne karşı Türkçesini kullanmak belki bu yüce Kahramanın unutulmuş ve durdurulmuş dehasına geç de olsa bir özürdür.

Kendisi, 1996 yılında İstanbul’da aramızdan ayrılmıştır. Yaşamı boyunca Türk Havacılığına bir umut ve nefes olmuştur, icatları her ne kadar Amerikan hegomonyası tarafından sömürülürken yerli işbirlikçi hainler tarafından da yabancılara peşkeş çekilmiş olsa da Emrullah Ali Yıldız gelecekteki kuşaklara bir ders ve Türk Ulusunun içindeki potansiyel için de bir örnektir.

Emrullah Ali Yıldız için Gökteki Venüs adı ile bir kitap yazmış olan Bahattin Adıgüzel’e de tüm Türk kuşakları teşekkür borçludur, Venüs gökteki en parlak yıldızdır, Emrullah Ali Yıldız da bizim tarihimizdeki en hatırlanması gereken hikayelerden birisinin sahibidir.

Kaybolan Dahiler serisi ne yazık ki devam edecektir…

Politik Deli
13 Eylül 2017

2 yorum

  1. Sunay Akın dün gece haklı bir serzenişte bulundu…sorduğu hiçbir soruya yanıt veremeyen bizlere…”siz Danimarkalılar bilmezsiniz…” diyerek bilgisizliğimizi yüzümüze vurdu…sonuna kadar haklıydı…GÖRÇEK adındaki gösterisi bize Sayın Emrullah Ali YILDIZ’ı tanıttı…hepinize teşekkürler.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*