Katar, Türkiye, Suud Ailesi, Terör ve Doğalgaz Çözümlemesi

Arap Dünyasını Anlamak İçin Önsöz

Öncelikle, Arap ülkelerinin doğasını anlamadan söz konusu sorunun anlaşılabilmesi mümkün değildir, ön söz boyunca bu yüzden Arap ülkelerinin düşünüş ve yönetiliş biçimini aktarma gereği duyuyoruz. Osmanlı İmparatorluğu Arap Coğrafyasından çıkarıldıktan sonra, bölgedeki hakimiyet için Sömürgeciler ve Büyük Arap Aileleri arasında, yerel halk, kaynaklar ve küçük Arap Aileleri ile fikir önderlerini de kapsayacak mücadeleler başladı. Arap Dünyasının kendisine özgü bir şekilde çıkarttığı çeşitli özgürlük hareketleri de bu dönemde mevcuttu. Bu hareketlerin temelde üç nedeni vardır;

a) Sömürgeciler, söz verdikleri gibi birleşik bir Arap İmparatorluğu kurmadılar.
b) Sömürgeciler, Lübnan-Kuveyt-Filistin-Ürdün-Umman-Yemen-BAE-Katar gibi çeşitli küçük devletler kurarak Arapları parçaladılar.
c) Bölge çıkarlarının, bölge sahibi Ulus tarafından değerlendirilemediği, açık Sömürge konumu yüzünden ortadaydı.

Yukarıdaki üç madde bağlamında, Arap Coğrafyasında yaşanan çeşitli “Öğreti” değişiklikleri kapsamında, üç temel olay dizisi meydana geldi.

a) Sömürgeler, birbirine düşman Arap Ailelerine, Sömürgeciler tarafından mezhep ve tarikat çatışmaları yaratılabilecek şekilde paylaştırıldı.
b) Paylaştırılan Sömürgeler, ilk önce Dominyon-Manda olarak kuruldu, özel bayrak tasarımı ile yaşanan bu ileri düzey kölelik, halkın uykuya dalmasına engel olduğu için, bazı Arap Ülkelerinde, Manda Yönetimleri, “Yarı Bağımlı Ülke” statüsüne ticari-ekonomi ve teknoloji bağı ile yükseltildi, böylece bayrağında “Bağımsızlık” bulunan ancak özünde tamamen bağımlı Arap ülkeleri yaratıldı.
c) Farklı Sömürgeci ve Yayılmacı ülkelerin etkisi ve mevcut iktidardan ya da düzenden memnun olmayan Düşünür, Asker ile çeşitli önemli Arap Ailelerinin de katkıları ile sayısız Darbe, Devrim ve Rejim Değişikliği yaşandı.

Buradan da yola çıkarak, Arap ülkelerinin hem parçalandığını, hem de bölge halkının uzun süredir kendi bağımsızlığına sahip olmadığı gibi yerel ailelerin ihtirasları ve işbirlikçilerin dışarıyla olan ilişkileri ile sıkıştırılarak bunaltıldığını, ayrıca geniş bir coğrafyada da yayılmaya müsait bir Arap İmparatorluğu potansiyeli olduğunu da anlayabilirsiniz.

Sömürgecilerin bu bölgede, Mezhep ve çeşitli Arap Ailelerini çatıştırmaya yönelik çalışmalarına da üç örnek vererek, önsözümüzü tamamlamak istiyoruz.

a) Basra Hapishanesi Baskını:

İngiliz SAS Subayları, Sünni kıyafetleri ile, Şiilerin üstüne ateş açarken Irak polisi tarafından yakalanmıştı, Basra Hapishanesinden, İngiliz Hükümeti, Subaylarının serbest bırakılmasını istemiş ancak Irak Polis Şefi isteği reddedince, Amerikan-İngiliz harekatı ile hapishane yerle bir edilmişti.

Yakalanan İngiliz SAS Subaylarından ikisi.

b) Yemen-Ürdün ve Suudi Arabistan Arasındaki  Çatışmalar

Yemen ve Ürdün, İngilizlerle ilk iş birliğini yapan ve İngilizlerden ilk Arap İmparatorluğu ve Arap Halife sözünü alarak Türklere saldıran Aileler tarafından kurulmuştu ancak çok geçmeden Vahhabileri temsil eden Suud Ailesinin baskını ile bu iki aile grubu da, Kutsal Sayılan Topraklardan kaçmak zorunda kalmıştı. Bu yüzdendir ki, bugün Yemen Kralı, İngiliz Casus Üretim Ortayı (Merkezi) olan Exeter Üniversitesi ile ilişkilidir, eşi de bir İngilizdir. Ürdün ise, en başından beri İsrail ile iyi ilişkiler geliştiren ve Batı ile bağdaşık denilebilecek bir  Krallık yapısına sahiptir, öyle ki 2. Abdullah takım elbise giyen, Batıda eğitim almış ve gene ailesinde çeşitli İngiliz menşeli kişileri evlilik yolu ile bulunduran bir aileden gelmektedir. Şüphe duymuyoruz ki bu İngiliz kimseler de, bölgedeki Petrol ticaretinden faydalanan şirketlerin sahibi olan Ailelerdendir.

Bugün, Yemen-Suudi Arabistan savaştayken, Ürdün ise geçmişte Babil Operasyonu gibi harekatlarda, İsrail uçaklarına, Irak’ı vurması için hava geçiş izni vermekteydi. Konu ile ilgili olarak İsrail, Saddam’ın Ruyasını Nasıl Bombalamıştı? makalemizi okuyabilirsiniz.

c) Suriye-Irak-Kuveyt İlişkileri

Suriye ve Irak özünde tek devlet olarak tasarlanmıştı, günümüzdeki Iraş Şam İslam Devleti de bu temelde kurulmuş bir terör ve yıkıcı örgüttür. Şam, Fransızların bölgeye Suriye demeden önceki adıdır, IŞİD’in bu adı seçmedi de bu yüzdendir. Bölge tek devlet olarak kurulamamış üstüne de Lübnan-Filistin,  Suriye’den, Kuveyt ise Irak’tan koparılmıştır, kaderin işidir ki Kuveyt’i  Irak almak istediği anda, ona silah satan güçler, tepesine binebilecek savaş bahanesini ise çoktan üretmiş olmaktaydı, daha da önemlisi önemli petrol gelirleri ve coğrafi konumu ile de iyi bir ihracat-ithalat ortağıydı ki güvenliğini sağlama bahanesi ile de petrol ucuza geliyordu, öte yandan Irak ve Suriye, Şii-Sünni karma nüfusa sahipti. BAAS İsimli bir Arap Sosyalisti hareketi, Şii-Sünni yok,  Arap, Arap’tır mantığı ile yola çıktı, çıkış noktaları bölgedeki SSCB Etkisiydi, SSCB aynı zamanda KDP’yi kurarak da Iraklılara karşı Kürtleri isyan ettiriyordu, KDP-KYP yani PKK benzeri oluşumlar, ilk olarak Amerikan değil, SSCB menşeliydi.

Irak-Kuveyt yani 1. Körfez Savaşından görüntüler.

Irak ve Suriye topraklarında aralıksız darbeler ve devrimler oluyordu, ta ki Arap Sosyalisti BAAS Rejimleri iki ülkede de bir araya gelene kadar ki şurası ilginçtir, ikisi de Arap ve Sosyalist ancak ikisi de birleşemiyor. Temelde iki nedeni vardı;

a) Suriye BAAS’ı Şii idi, Irak BAAS’ı ise Sünni.
b) Şii-Sünni yok diyen bu hareketler aynı zamanda birleştikleri taktirde, yeni ortaya çıkan ülkedeki kaynakları paylaşamayadabilirdi.

Bu yüzden ve bununla beraber, birleşmeleri, İsrail-Lübnan-Filistin-Kuveyt-Ürdün için de tehlikeliydi, İran için olan tehlikeyi saymıyoruz dahi, bu yüzden de Politik  Dizgede, Avrupalıların ileri görüşlülüğünü ve insan doğasını anlamaktaki gücünü de görebiliriz. Böylece, Suriye’de Şii azınlık iktidardayken, Irak’ta da Sünni azınlık iktidardaydı, çok geçmeden her iki ülke de iç savaşa sürüklenecekti, belki iki ülke birleşemeyecekti ancak günümüzde iki ülkenin iç savaşının birleştiği aşikardır, bu Ulusal bir refleks midir yoksa tarihin ortaya çıkarttığı bir başka trajedi mi ya da Petrol-Doğalgaz şirketleri ve onların sahipleri olan güçlü Ulusların etkisi mi, ileride hep birlikte daha iyi göreceğiz.  Suriye’de BAAS Rejiminin doğuşu ile ilgili olarak da Suriye’de Esad Ailesi Nasıl İktidara geldi makalemizi okuyarak C maddesini daha iyi anlayabilirsiniz.

Önsözümüzü, bazı dizgeleri ve geçmişin örnekleri ile bölgenin doğasını anlattıktan sonra tamamlamayı uygun görmekteyiz.

Katar Neden Hedef Seçildi?

Katar, 2005 yılında, Basra Körfezinde yer alan Kuzey Sahası isimli kendisine ait ve İran ile ortakça işletebileceği dünyanın en büyük doğalgaz kaynaklarından birisine sahip olarak, Kuzey Sahasını işletmeme kararı almıştı. Bir ülkenin, kendi zengin kaynaklarını işletmeme kararı alması sizce de Ulusal Çıkarlarına aykırı değil midir? Her Politik Organizma kendi Ulusal çıkarlarını düşünüyorken Katar’ın bu kararının arkasında aslında bugünkü düştüğü duruma düşmeme çabası bulunmaktaydı. Wood Mackenzie isimli şirketin  Araştırma Müdürü Giles Ferrer’e göre, eğer bu sahalar işletmeye açılsaydı, dünya doğalgaz piyasası alt üst olacaktı.

Katar’ın Nisan Başında işletme kararı aldığı ve dünyanın en büyük Doğalgaz Kaynağının haritası.

Katar’ın Doğalgaz kaynaklarını anlayabilmek için “Kuzey Doğalgaz Sahası” isimli Vikipediye ait bu linki okuyabilirsiniz.
Bazı makalelerde aynı bölge “Güney İran Sahası” yani South Pars Area olarak geçecektir, bölgenin ortak bir bölge olması ve beraber işletmenin kolaylığı, bölge ve kaynak isimlerine de yansımaktadır.

Katar, sıvılaştırılmış gaz satımında Rusya’yı takip eden önemli bir ülke, kaynaklarının yarısını ise ABD müttefiki Japonya’ya satmakta.  3 Nisan 2017 yılında, rakiplerine karşı gösterdiği bu zayıflığı, Katar, terk etti ve 12 yıl sonra kararını değiştirdi. Kuzey Sahası denen bu coğrafyada, İran’ın da kaynakları bulunmakta, onlar da aynı bölgeyi işletmek için Fransız Total Petrol şirketi ile 4 Milyar Dolarlık anlaşma gerçekleştirdiler. 2. Dünya Ülkelerinin kendi kaynaklarını doğruca yarım asırlık ve tam asırlık olmak üzere gelişmiş Uluslara milyarlarca dolara dahi olsa satması acıdır, buradaki kaynaklar, 4 Milyar dolardan çok daha pahalı olduğu için satın alınmış olup, çok daha büyük bir ekonomik  ve politik gücün kapısını aralamaktadır. Kısacası, İran ve Katar, çeşitli yozlaşmış Politikacıların etkisi ile yıllardır elde edemedikleri kaynaklarını nihayet elde edecekleri sırada da gene söz konusu kaynakları çeşitli ve fırsatçı dış etkenlere satmaktadır.

İran’ın yaptığı 4 milyar dolarlık satışın arkasında  Obama’nın,  İran’a yönelik yaptırımları Nükleer Çalışmaları Durdurma Anlaşması kapsamında kaldırmasının etkisi bulunmaktadır, böylece ambargodan kurtulan İran da Batı ile ilişkilerini ekonomik olarak da geliştirecek adımları atmaktadır, Trump yönetimi ise bu adımları hala hoş görmemekle birlikte, Obama dönemindeki ilerlemeyi tersine çevirme çabası yadsınamaz.

Dünyanın en çok doğalgaz üreten ülkeleri, Rusya’nın sessizliği ve İran-Katar ortak hamlesinin önemi daha iyi anlaşılabilir.

Katar ayağına gelir isek, Katar’ın Şii bir ülke olan İran ile giriştiği bu ortak girişim,  Rusya’yı sessizleştirdi çünkü Rusya, sıvılaştırılmış gaz ihracatında birinci ülke olarak bu durumda ABD ile aynı tarafta yer almak durumunda, İsrail ise yeni bir kaynak elde etmeyi bekleyerek müttefiki ABD’den ayrılıyor. Suudi Arabistan’ın bakış açısı Şii-Sünni konumu üzerineyken, BAE başta olmak üzere diğer körfez ülkelerinin gösterdiği tepki ekonomik etkenlerden ve kendilerinin bağımlı olduğu ekonomik güçlerin de yaptırım çabasından kaynaklanıyor.

ABD, kendi küresel şirketlerinin zarar etmesinden memnun değil, birazdan TOTAL’in geçmişte ölen genel müdürüne dair bir bilgi vereceğiz, vereceğimiz bilgiden ortaya çıkartılabilecek iletiye dair bir “kanıt” olmasa dahi ortada bir “korelasyon” olması da düşündürücüdür.

Total’in Genel Müdürü Christophe de Margerie, Rusya ile 2014’de yaptığı anlaşma sonrasında, Rusya toprakları üstünde uçağı düşmüştü, olaydan şüphelenen Rusya Hükümeti, olayın araştırılması için Fransızlarla birlikte soruşturma başlattı. Falcon-50  Tipi uçak pistten kalkış yapmak üzereyken ilginç bir şekilde kar küreme aracıyla çarpıştı.

Kazadan şoför yara almadan kurtuldu, sarhoş olduğu ortaya çıktı, kule ile şoförün ortak hatası sonucu yaşandığı belirlenen kazada soruşturma düşük yoğunlukta devam ediyor veya bulgular çoktan bulundu ve üstü örtüldü, belki de tamamen dürüst bir kazaydı ancak her halükarda, ortadaki korelasyon bizi düşünmeye itiyor.

“Büyük Bıyık” lakaplı De Margerie, 2010’dan beri Genel Müdürdü, 1974 yılından beri de TOTAL için çalışıyordu.

Katar’ın hedef seçilmesindeki etkenleri açıkladıktan sonra, Politik bir Basma-Kalıbı yıkmamız gerekmektedir. O kalıplar da aşağıdaki gibi görünen;

İsrail-ABD her zaman müttefiktir.
ABD ne isterse o olacaktır.
Rusya her zaman ABD’ye göre melektir, eli kolu bağlı ve ABD karşısındadır.
Arap ülkeleri her zaman ABD’ye sadıktır.

Şeklindeki tüm görüşler, Politik Açıdan kusurludur. Politik  Bilime göre her organizma her zaman çıkarını savunacaktır, bu yüzden İsrail’in Katar krizinde,  ABD karşısında yer alışı, Rusya’nın ise  ABD’ye yarayacak şekilde sessizleşmesi, Katar’da ABD üssü olmasına rağmen, Katar-ABD çatışması, Mısır ve Suud arası çok iyi olmamasına rağmen, birlikte Katar’a karşı harekete geçmeleri, İran , Sünni olmasına rağmen bir ülke ile işbirliğine girişmesi, ABD’deki Küresel  Sermayeci kümelerle Trump arasındaki çatışmadan doğan politik manevra farklılıklarının, dünyada yarattığı zikzaklı politik manevralar da göz önüne alınır ise, Politika farklı çıkarların çatışarak yarattığı düzende, bu çıkarları daha iyi savunmanın yollarını da aramaktır denilebileceği gibi her Ulusun, yalnız olduğu daha iyi ortaya çıkacaktır.

Bir diğer konu;

Katar Krizinde Önder Ülke Kim?

Katar’ın yarattığı Doğalgaz atılımında, pek çok ülke Katar’a karşı hamle yapmaktadır. Obama, arabuluculuk yapabileceğini söyleyerek bir “Melek” unvanını üstlenmiş durumdadır, amacı, Katar’ı sıkıştırarak Kuzey Sahasından vazgeçmeye zorlamaktır, eğer Katar, bütün dünyada lekelenebilir ise en büyük ticari partneri Japonya’yı da kaybedebilir ya da bir meşru olarak görünen darbe yaşanabilir. Bütün bu çatışmanın ortasında, Katar Krizinde, asıl etken ve itici güç hangisi olabilir?

Trump, beş gün önce Katar Emirine Beyaz Saray’da Arabuluculuk teklif etti.

İlk görünen tüm klişelerdeki gibi ABD seçeneği olsa da Katar Krizindeki asıl önder ülke Suudi Arabistan’dır. ABD’yi yanına çekmek ve çıkarlarının ortak olduğunu gösterebilmek için son yaptıkları silah anlaşmasında, ödeneğinin kat be kat fazlasını ödeyerek yüzlerce milyar dolarlık silah anlaşması ile elini güçlendirmiştir. Bununla birlikte, diğer bir müttefiki ve ikna ettiği ülke de Büyük Britanya’dır.  8 Haziran’daki seçim öncesinde Britanya’yı ziyaret ederek 4,5 milyar dolarlık bir silah ithalatını da Britanya’dan yapan Suudi Arabistan, pahalı pek çok hediye ile de Muhafazakar Partiyi baştan çıkartmış görünüyor, öyle ki ülkedeki pek çok basın kuruluşu bu durumdan rahatsız olarak, ülkelerinin satıldığını ve hükümetin rüşvet alarak, Suud Ailesinin mülkü haline geldiğini söylüyor. İlginçtir, Londra’daki Grande Konseri Saldırısına yönelik araştırma yapma teklifi de, ucu Suudlara dokunabileceği için gene Avam Kamarası tarafından reddedildi. Yapılan son seçimlerde, Muhafazakar Parti 34 Vekil kaybetti, İskoç Ulusal Partisi, İşçi Partisi gibi diğer muhalif partiler ise koalisyon ile iktidarı elde etme şansını yakalamış durumdalar. Suudlar için Britanya cephesi bir açık olarak duruyor, herhangi bir batılı güç eğer Suudların teröre karıştığını gösterecek delilleri ortaya koyar ise Katar’ın eli Kamuoyunu etkileyerek önemli ölçüde güçlenecektir.

Suudların, Britanya’daki rüşvetlerine yönelik olarak The İntercept’ten Lee Fang’ın makalesini okuyabilirsiniz.

Basını kontrol altında tutmak önemlidir ancak basın, halkın fikirlerini etkileyebilir ise halkın düşüncelerinden bağımsız hareket eden politikacılar, Batı kültüründe bunu politik kariyerlerinin bitmesi ile öderler, bu durum da Muhafazkar Partinin de elini kolunu bağlayabilir. Suudların, bu krizde Önder ülke olmalarını düşünmemizin asıl nedeni ise,  ABD’nin üslerini kaybetmemek için olduğu kadar önemli bir istihbarat ve ekonomik müttefikini de kaybetmek istemeyeceği gerçeğinden kaynaklanmaktadır, ABD Küresel şirketleri son doğalgaz anlaşmasından zarar görse dahi bu durumu kaldırabilirler, ABD için burada sorunun asıl kısmı Rusya’nın kuklası olan İran’dan çıkmaktadır ki Suudlarla birlik olmalarının asıl nedeni de budur ancak Suudlar için hem  İran hem de Katar birer sorundur.

Katar’ı yöneten Aile, Suudi Arabistan’ın geri kalan tüm Kraliyet aileleri gibi rakibidir, bununla birlikte Sünni Araplarının Önderi olarak Suud Ailesi görünmektedir, bir Sünni Arap ülkesinin İran ile işbirliği yapması demek, Suriye-Irak-Lübnan-İran şeklindeki Şii çizgisinin artık etkisini genişleterek Suudların Sünni müttefiklerinin de arasına girmesi demektir. Bu durum, İslam ülkelerinin arasında, Suudlar için istenmeyen etkiler yaratacağı için Suudların gösterdiği çaba da düşünülür ise, Katar krizindeki asıl etken Suud ailesidir, bununla beraber medyası en saldırgan olan da gene Suudlardır.

Bir diğer konu, Katar gerçekten teröre destek veriyor mu?

IŞİD’in kuruluşu bu sorunun cevabı olacaktır. Irak’ın Şii bir iktidarın eline geçmesi ile El Kaide tarafından cihad bölgesi ilan edilmesi aynı dönemde olmuştur, Suudlar da bu sürece Amerikan güdümünde olmayan ve kendilerine ait bir terör örgütü olan  IŞİD’i kurarak cevap vermiştir. Irak-Suriye sınırında yer alan IŞİD, yıllık bir milyar dolar alarak eski adı olan Camal Al Tawhid Wal Jihad ismi ile Bağdat’a doğru ilerleme kaydetmeye çalışmaktaydı, Suudların bu örgütü desteklediği tıpkı Usame Bin Ladin’in abisi Şefik Bin Ladin ve Goerge Bush’un ortak silah şirketine sahip olup Irak işgalinden 5,6 milyar dolar para kazandıklarının gizli olmaması gibi de gizli değildi.  Bu dönemdeki bu teröristleri biz de medyamızdan sürekli olarak, “Mücahitler” adı ile duyuyorduk. IŞİD’in kuruluşunda kilit roldeki Zerkavi’nin ölümü ile Saddam’ın Muhafız Ordusu, kayıp milyar dolarları ile tamamen bağımsız bir terör örgütüne dönüşmesi ise farklı bir makalenin konusu olabilir ancak Katar’dan önce Suudların terör destekçisi olduğu bir gerçektir, 11 Eylül’den, Londra Konseri saldırısına kadar pek az konuda Suudların adı geçmemektedir, Suudlar gibi El Kaide ve IŞİD de Vahhabilik yani Muhammed ibni Abdulvahhab’ın ideolojisinden gelmektedir.

Konu ile ilgili olarak youtube kanalımıza yüklediğimiz, Hüsnü Mahalli’nin konuşmasını dinleyebilirsiniz.

Suudların nasıl ortaya çıktığı ile ilgili olarak, Vahhabiliği de yaratan Osmanlı İmparatorluğunun Şeriata Karşı Verdiği Savaş” makalemizi okuyabilirsiniz.

Diğer bir konu ise, Katar’ın teröre desteğidir. IŞİD ve Suudlar nasıl aynı kanunlara sahip ise Katar da sahiptir, Vahhabi ideolojisinden gelen bütün bu devletlerin ve ailelerin temel sıkıntısı ise asıl büyük Ailenin kim olacağıdır, ülkemizdeki Reyna Terör Saldırısında da Katar’ın adı geçmiştir, bununla beraber Katar, yaptığı yatırımlarla Suudlara da çeşitli alanlarda rakip olmakla birlikte, Türkiye de ikisinin bir rekabet alanı haline gelmiş durumdadır. Ülkemizdeki ÜLKER grubuna ait, çikolatalarla dolu bazı yük ve kargo gemileri de körfez ülkelerinin limanlarında içinden silahlar çıkacak şekilde yakalanmıştır, bütün bu süreçler düşünülürse de, ülkemizdeki iki yüzlü İslamcı siyaset ile geçmişte FETÖ’ye destek olmuş Ülker grubu ile İslamcı Arap aileleri arasında, Türkiye’yi de zarara sokan ve Sömürgecilerin etkisi ile yoğrularak büyüyerek kaotik bir hal alan etki-tepki denklemi var demek yanlış olmayacaktır.


Bunun gibi haberlerde bashi geçen “Bisküvi Kartonları” Ülker’e aittir, herhalde ki haberlerdeki Ülker yazısını sildirmek için önemli derecede Halkla İlişkiler kapsamında parayı gözden çıkarmış olmalılar.

Katar’a  Türkiye’nin Asker Göndermekteki Amacı Nedir?
Katar’la Birlikte Türkiye de Teröre Destekle Suçlanabilir Mi?

TSK’nın mevcut ödeneği ve zayıf durumu düşünülür ise, Türkiye’nin Katar’a gönderdiği askerin uluslararası camiada bir yankı uyandırmadığını bilmelisiniz, Suud Basını, TSK ile Katar’a geliyorlar diyerek dalga geçmektedir, Katar’dan sonra da Türkiye’ye yönelik yaptırımların geleceğini de yazmaktadırlar, Türkiye gibi zayıf ekonomisi olan ve Dışa Bağımlı yani Manda Ülkenin kibarı durumundaki bir etkenin, Suudlar gibi  ABD’deki taşınmazların %9’una sahip ve Britanya’yı dahi para ile uyuşturabilen bir ülkeye karşı şu anki mevcut pasif İslamcı iktidarla ne yapabileceğini tartışma gereği duymuyoruz ancak TSK’nın bölgedeki ilk görevi, olası bir darbeyi engellemek olacaktır, bölgede  ABD üssü olduğunu unutmamalı ve yakın zamanda Suudların önderliğinde kurulan  İslam Ordusunun da hiç bir işe yaramadığını, ayrı bir konunun dipçesi olarak yazımıza yerleştirelim.

Vizelerin kaldırılarak yapılan Doğalgaz Anlaşması, ayrıca Katar-Türkiye doğalgaz boru hattı da görüşüldü.

Bununla birlikte, ülkemizde Stadyumlar yaptıran Katar şeyhleriyle de birlikte gördüğümüz bazı üzücü manzaralarla birlikte, Türkiye’nin, Rusya’dan doğal gaz alamayınca,  Katar’dan alma yoluna giderek, kışa yönelik, İslamcı siyasetin belirsiz, plansız siyaseti ile düştüğü bir başka çukurdan çıkma rezilliğine de tanık oluyoruz.

Tarihin bir diğer ironisi ise, Katar, Suriye Savaşında, ÖSO Teröristlerini en çok finanse eden ülkelerden birisiydi, ABD ve müttefiklerine böylece yardımcı oluyordu, Suriye’nin Arap Birliğinden atılması için en çok ısrar eden ülkeydi, Türkiye de ÖSO’ya ev sahipliği yaparak eğitim veriyor ve destek oluyor, bu bağlamda da Katar’ın teröre yönelik destek şeklinde suçlanması ve buna ÖSO içindeki cihatçıların örnek gösterilmesi, Türkiye’yi de savaş suçlusu konumuna düşürebilir, Batı, Esad’a yönelik geri adım atarsa, bütün faturayı zayıf kuklalarına çıkararak kendilerini her zamanki İnsan Hakları Savunucusu durumuna güçlü basınları ve ekonomileri ile yücelteceklerdir. Ülkemiz, İslamcı iktidarın diktatörlüğü, kumpasları ve Sömürgecilere verdiği ağır destekler ile terörle iç içe anılan bir konumdayken, bu durumun Türkiye’ye fayda sağlaması düşünülemez. Ayrıca, yıllardır Yemen’deki açlığı, susuzluğu ve Kolera salgınını görmeyip susan, iki yüzlülüğü ve yalanı ideolojisinden alan  İslamcılar eğer Suudlara karşı, Yemen’deki olayları hatırlatırsa şu soruyu sorun.

Yemen’de ölen çocuklar, ölen Suud Kralı için Ulusal Yas ilan ederken aklınızın hangi köşesindeydi?
Bir İslamcı için, İslamın 6 şartı da DOLAR’dır. Yan taraftaki fotoğrafa iyi bakın, orada İslamcıların eleştirdiği Sisi var, bu aralar kendisini pek de “Esma’nın annesini ve dahasını öldürdüğü” için suçlamıyorlar çünkü artık ABD görünüyor ki Sisi’yi kabul etmek zorunda kalmış, bu durum da İslamcıların Tanrısı olan Dolara itaat için susmalarını gerektiriyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*