Jozef Pilsudski, 16 Ağustos 1920 ve Sovyet-Polonya Savaşı

Önsöz

Jozef Pilsudski, Polonya’nın efsanevi Kurtarıcısı, Mareşali ve Devlet Başkanıydı, 16 Ağustos 1920 günü, Avrupa’yı işgal etmek isteyen Komünist Diktatör Lenin’in hayallerini ertelemesine neden olacak mucizevi denilebilecek bir karşı saldırı başlattı. Hayatını feda etmek pahasına, kazanılacak bir zaferi, büyük bir cesaretle ülkesine vererek 500.000 kişilik bir orduyla 5 Milyon kişilik bir orduyu yenmenin tarihini yazdı.

Yazacak olduğumuz bu makale, Türk Milliyetçilerine, Avrupa tarihini bilmenin, mevcut dünyamızı anlamak, Jeopolitik düşmanları ve dostları, amaçları görmek, fedakar Leh Ulusunun, bağımsızlıkları için verdikleri sayısız savaştan birisini aktararak, Sovyet İşgali altında, İşçi-Milliyetçi hareketleri ile tank paletleri altında can veren sayısız ferdini göstermek amaçlarına sahiptir. Atatürk’ün deyimi ile bizim bağımsızlığımıza saygı duyan her ulusa hürmet eden kişiliğimiz, düşmanımız dahi olsa, cesur ve akıllıca işlere saygı duyma erdemine sahip olmalıdır.

16 Ağustos 1920,  SSCB-Polonya Savaşı’nın kazananı Pilsudski olacak, Avrupa’yı SSCB işgalinden kurtaran az bilinir bu deha, Vistula Mucizesi olarak anılacak bir tarihi savaşı yaratacaktı.

Vistula Mucizesi Nedir?

Vistula, Polonya’nın Başkenti, Varşova önlerinde akan bir nehirdir. Bu nehrin yarattığı coğrafi koşullar, savaşın gidişatını büyük ölçüde değiştirmiştir.  123 Yıl süren Rus İşgali 1918 yılında, Ekim  Devriminin etkisiyle bitmişti ancak sadece iki yıl sonra Sovyet Rusyası, Emperyalist amaçlarla, Avrupa’yı ele geçirmek için 5 milyon kişilik bir ordu hazırlayarak Polonya topraklarına girmişti. Durumun farkına varan pek çok Avrupa Ülkesi, bu savaşta Polonya’ya bu yüzden yardım etmiştir. Bu yardımlardan dişe dokunur ve gerçekten yardım denilebilir olan sadece Macarların trenler dolusu gönderdiği cephanelerdir, Fransızlar ve İngilizler sadece “Eğitmen” göndermiş ve Polonya Ordusunu ciddi olmamakla itham etmiştir, gönderilen Eğitmenler arasında Efsanevi  Fransız General Charles De Gaulle de vardır ancak “şikayet etmek” dışında hiç bir faydası olmamıştır, Çekoslovakya ise bu sırada, Polonya’nın zor durumundan faydalanarak ona saldırmış ve topraklarının bir kısmını işgal etmiştir, 1938 yılında Hitler’in Sudetler bölgesini geri alması sırasında ise Polonya da bu toprakları geri alacaktır.

Savaştaki Sovyet Süvarileri

Sovyetlerin, Polonya’yı işgal isteği ise iki ayrı nedene dayanmaktaydı. Birincisi, bu bölge onlara göre Rusların, Türkistan gibi sahip oldukları bir bölgeydi, diğeri  ve asıl olan ise Lenin-Trotsky, hızla devrimi dünyaya yaymak istiyordu, bunun için de Avrupa’ya köprü vazifesi görecek olan üs olmaya uygun Polonya topraklarına, iş gücüne ve Jeopolitiğine ihtiyaçları vardı.

Kızıl Ordu  Başkumandanı General Mikhail Tukhachevsky, “Yollarda uzanan beyaz Polonyalı cesetleri üstünde Batıya! Berlin’e! Polonya’nın cesetleri üstünde!” şeklindeki söylemlerle tarihten gelen düşmanlıklarını belli etmiştir. Daha da önemlisi, Polonya’nın geri alımı sırasında, Bolşevik düşmanı olan Menşevik kökenli Generaller de Milliyetçi duygularının ve görüşlerinin etkisi ile Komünist Rusya’nın ve Diktatörlüğün politikalarına katılarak bu işgali desteklemiştir, bu biçimdeki söylemler de bu yüzden, bu dönemde Rus Ordusunda yabancı değildir.

Bazı tarih düşünürleri, eğer Polonya, 1918 sonrasında iç savaşa sürüklenen Almanya’nın önünde kalkan olarak durmasaydı, elde edecekleri güç ile SSCB’nin, Atlantik kıyısına kadar tüm Avrupa’yı işgal edeceğini öngörmüştür, buna rağmen dünya savaşı sonrası çıkan isyanlarla uğraşan ve her şeyden önce kendi temel çıkarlarını “asıl” olarak ele alan Fransızlar ve İngilizler için durum acil olana kadar, SSCB’ye karşı asker göndermeye gerek yoktu.

Polonya’nın buradaki diğer müttefiği ise Ukrayna idi, aynı nedenlerden dolayı Ruslara karşı savaşmaktaydılar, Belarus, Polonya, Ukrayna ve Letonya’nın bazı kısımları, kültürel olarak hemen hemen aynıydı ve bu yüzden benzer diller, lehçeler ile tarihlere sahip olmakla kalmayıp çoğunluğu 18. yy’daki devasa Lehistan Krallığı altında ortakça yaşıyorlardı, Polonya’ya bu kültürel ve tarihi ortak miras ile Ulusal Kimlik bilinci ile yardım eden Ukraynalılar, Kiev’in düşmesiyle yenildi, Ukrayna’nın iktidarına, Bolşevik yanlısı kukla bir parti getirildi, böylece Polonya’yı koruyacak hiç bir şey kalmamıştı.

Çekoslovak işgali, Ukraynanın düşüşü, Fransızların sadece Eğitmen göndermesi ve İngilizlerin sembolik yardımları ile Macarlar dışında yardım edeni olmadığını söylemek yanlış olmayacak bir yalnızlığın içinde Polonya, 5 milyon kişilik devasa bir orduyu kendisi yenmek zorundaydı.

Sovyet Bayrakları, Polonya Ordusunun Eline Geçmişken…

Polonya Ordusundan cesur bir general olan Tadeusz Rozwadowski “Karşı Saldırı” planını çizmişti, savaşın uzun süremeyeceğini bozuk ekonomiden ve üretim gücü yetersizliğinden bildikleri gibi düşmanın sayısal üstünlüğünün de zaman içinde yok edilemeyeceğini biliyorlardı, neyseki Polonya Ordusu, hem bütün savaşı sadece tek bir muharebede bitirmesi gerektiğini düşünebilecek kadar sadece zeki değil ayn zamanda da çılgın Generallerce yönetiliyordu. Öyle ki, plan gereği yapılan saldırıda, Ülkenin Devlet Başkanı Jozef Pilsdulski, 16 Ağustos 1920 günü, düşmanın eline saldırı sırasında düştü ve idam edildi ancak bu savaş planının bozulmasını gerektirmeyecek kadar önemsizdi aksine akıl oyununun bir parçasıydı.

Rus Ordusu Generali Mihail Tukhachevsky, asla Polonya Ordusunun her şeyi tek bir kerede feda edebilecek kadar çılgın olduğunu düşünmedi, basit bir manevra yapmayı denerken Polonya Ordusunun Mareşalini yakaladığını düşünüyordu, savaş Varşova önlerindeydi, Diktatör Lenin şimdiden Komünist Partiyi tüm Avrupayı yönetirken düşlüyor, savaşı kazandıklarına yönelik raporları 16 Ağustos günü almaya başlamışlardı ta ki “Karşı Saldırı” planının ikinci safhasına kadar.

Pilsdulski’nin peşindeyken Rus Ordusu Doğu Kanadını savunmasız bırakmıştı, ordunun yüzü Varşova’ya dönüktü ve Batı Kanadında asıl birlikler bulunuyordu, Polonya Ordusu, Doğu Kanadından manevra yaparak Vistula Nehrini kullanarak düşmanı kuşatmaya başladı, hatları yarılan ve organizasyonu bozulan Ruslar, imha edilmeye başlanmıştı, hızla ilerleyen Leh Ordusu, tüm cepheyi boydan boya katederek düşman birliklerinin arasına giriyordu, organizasyonu bozulan Ordunun büyük kısmı yok edilmiş, kalan kısmı ise Varşova’dan Rusya sınırına kadar çekilmek zorunda kalmıştı.

Mareşal Pilsudski, Ordusunu denetliyor.

Bu andaki korkunç saldırıya kadar tüm savaş, Rus Zaferi olarak görünüyordu. Józef Pilsudski‘nin inanılmaz Önderliği ve cesareti olmasa kazanılamayacak bu zafer, Avrupa’nın hayatını kurtarmıştı, Ruslar, Finlandiya’da da aynı zorlanmayı yaşayıp yenilgiden döndüklerinde, SSCB ciddi prestij kaybetmişti, 1920’lerde de Kızıl Ordu, teknolojik imkanları olmayan genellikle eline tüfek almış köylülerden oluşuyordu, bu durum 2. Dünya Savaşı sırasında  Amerikan Endüstirisinin desteği ve yardımıyla çözülmüş olacaktı.

Savaş sonunda imzalanan Riga Anlaşması ile Belarus ve Ukrayna’nın doğusu Polonya’ya bırakılmıştı, böylece kendi Ulusunun sınırlarını bir nebze de olsa birleştirmiş oluyorlardı, yıllar sonra Stalin, Türkiye’den toprak istediğinde de “Polonya Örneğini” vererek, zayıflığımızdan faydalanarak aldıklarını geri verecekler demekteydi, kast ettiği topraklar ise Rusların 93 Harbinde aldıklar Anadolu topraklarıydı.

Lenin savaş sonrasında, yaşadığı hayal kırıklığı ile tüm dünayaya hızla yayamacağı bir devrim olduğunu gördü, Marksizmin yanına Leninizmi koyarak, Marksizmi terör eylemleriyle yaymayı, her türlü aracı ve fırsatı Marksist Devrimleri talep etmek, ettirmek, halkı örgütlemek için kullanmayı mübah görerek bir ideoloji yarattı, Rusya’da kurduğu Diktatörlük ile Devrim yıllarında bağımsızlık sözü verdikleri çoğu Ulusu işgal ettiler, bağımsızlık referandumlarında da “Proleterya” değiller diyerek azınlıklara oy kullandırtmadılar, böylece her şey “kendileri istiyor” kılıfıyla sürdürülen katliamlara, devşirmelere ve sürgünlere, açlığa, soykırıma giden bir Marksist-Leninist ya da Marksist-Emperyalist çizgiye çekilmiş oldu.

Pek çok açıdan, Dünyanın önünde SSCB’ye karşı kalkan görevi gören Polonya Ordusuna ve fedakar Mareşali Józef Pilsudski‘ye saygı borçluyuz.

Politik Deli
16 Mart 2017

1 yorum

  1. Türk akıncıları Vistül nehrinde atlarını suladıklarında Polonyanın özgür olacağı inancını belirten bir yazı okuduğumu hatırladım.Çok güzel bir makale tebrik ederim.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*