İstiklal Madalyalı, Aydın’ın Efesi, Çete Ayşe Kimdir?

Çete Ayşe Kimdir?

Ön  Söz

Batı Oğuzlarının verdiği Kurtuluş Savaşı, henüz başlamamışken, bir Sözde Ateşkes Anlaşması olan Mondoros‘un taşıdığı karakteristik bir özellik vardı. Ateşkes anlaşması olmasına rağmen, karşı ordunun silahsızlandırılmasını, geçitlerin, tren istasyonlarının kontrolünün verilmesini, orduların terhis edilmesini, yetmiyormuş gibi bir de yeni işgallere izin veren bu karakteristik özellik nedeni ile Mustafa Kemal Atatürk, bütün Osmanlı Kurmayları arasından, anlaşmaya karşı çıkan tek Subaydı,  anlaşmanın imzalanmaması için öncelikle, Ahmet İzzet Paşa‘ya mektuplar yazmış, duruma engel olamamıştır, Atatürk’ün istediği şey, daha en başından bir Kurtuluş Savaşı’na gerek kalmadan, Batının politikasını zorlayarak, bugünkü  Türkiye’den daha geniş sınırlarda yer alan Türk yurtlarını da kapsayacak şekilde bir Türkiye’nin kurulması ve geri kalan yerlerin ise Türk-İtilaf komisyon üyeleri ile ortak çıkarlar gözetilerek kurulmasıdır. Bu görüşü, daha İttihat ve Terakki üyesi olduğu zamanlarda da mevcuttur, o dönemlerde çizdiği haritalara pek çok kişi gülse de, bugün o haritalara yakın sınırlarda yaşamamızı da Atatürk’e borçluyuz. Atatürk, Mondoros‘un imzalanmasına engel olamayınca, emrindeki 2. ve 7. kolorduların silahlarını ne olursa olsun bırakmasına karşı çıkmıştır, Katma Zaferini kazanarak İngilizleri geri püskürten Atatürk, güçlü bir direniş cephesi kurmuş ve burası için “Türk süngülerinin gösterdiği güney sınırı.” diyerek Churchill‘in politik zekasını ileride de aşağılayacağı bir sözü tarihe kazımıştır.

Çete Ayşe ve Kuva-i Milliye Örgütü

Bu dönemde tekrar, Adana ve Mersin dolaylarını işgal etmek için gelen, mayın arama bahanesini kullanan İngiliz ve Fransız donanmaları püskürtülmüştür, ordu elindeki silahlar halka dağıtılmış ve ordu içindeki erler memleketlerine gönderilmemiş aksine ilerideki Pozantı Kongresinde kullanılmak üzere, yöreye yerleştirilmiştir. Atatürk, kendi olduğu bölgede gerekli önlemleri alarak, direnişi daha İstanbul’a giderken, Mondoros’a konulan ilk imzadan itibaren savaşı başlatan kişi olmuştur. İstanbul’a gitmesindeki temel amaç ise Mondoros uygulanmadan evvel yeni kurulacak hükümette, Genelkurmay Başkanı olmaktır, bu yüzden Ali Rıza Paşa hükümetini desteklemiş ancak Damat Ferit hükümeti kurulmuştur, daha sonraki ümidi ise Anadoluya geçmek olmuş, Anadoluya geçmek için de İngilizleri sürekli olarak kışkırtmış,  İstanbul’da Damat Ferit’in güvenoyu almasına engel olmak, şüpheli toplantılar düzenlemek gibi eylemleri ile de kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak için elinden geleni yapmıştır. İşte, bu süre içerisinde, Hayrullah Fişek ve Yusuf Paşa(Okumak için Tıklayınız) gibi Kahramanların da Bursa Dolaylarında, silahlarını bırakmadığını ancak gene de erlerini terhis etmek zorunda kaldığını biliyoruz, çeşitli yörelerde pek çok Osmanlı Subayı istifa ederek, bir Generalin etrafında toplanmaktaydı Atatürk‘ün. Bu olurken de onlar da kendi bulundukları yerlerde, makineli tüfekler, bölge halkı ve az sayıdaki subay ile düşmanın Türkleri şoka sokan işgalleri karşısında direniyordu, bu şokun nedeni ise söz konusu Ateşkes anlaşmasının, Türkleri yok edecek bir ihanetten ibaret olması idi, ilginçtir ki İngiliz centilmenliğine güvenerek bu anlaşmaya imza koyan kişi, tekrar Vahdettin, İzzet Paşa hükümeti ve Hamidiye Kahramanı Rauf Orbay‘dır, tabii ki İngiliz çıkarları için her fetvayı veren Vahdettin şaşırtıcı olmasa dahi, Rauf Bey kısmı şaşırtıcıdır, öyle ki bizim için her şey bitti zihniyetinin her zihne yayıldığı bu dönemde, Türk ekinine dayanan bir Devrimci, her şey yeni başlıyor görüşünü ve ateşini Turkhia‘ya yayacaktı.

Çete Ayşe mezarı ve üstündeki yazı.

İşte bu dönemde, her şeyin yeni başladığı zamanlarda, Anadoluda ortaya çıkan Direnişin ve Devrimin sayısız Kahramanından birisi de Çete Ayşe idi.

Egenin Kutlu Dağlarından, Dingin Irmaklarından Emir Ayşe Kimdir?

Bu dönemde, Kuva-i Milliye örgütü kuranlara Çeteci, onlara önayak olan kişilere de Çete unvanı verilirdi, Çete Ayşe için yöre halkı aynı zamanda Emir Ayşe ya da Efe Ayşe gibi unvanlar kullandığı gibi, giyimi de bir Efe şeklindedir. Emir Ayşe, 1894 yılında  Aydın’ın İmamköyü’nde doğmuştu. Kendisi okuma yazma bilmeden, pek çok insandan daha aydın görüşlü olduğunu mücadele aşkı ile kanıtlamış birisidir.  Babasının adı Mustafa’dır, sağlıklı bir aile yaşamı olmamıştır, düşmanın karşısına silahı ile çıktığında sadece 23 yaşında bir genç kızdır, deneyimi yoktur ancak konuşmaları ve ruhu ile köyündeki diğer kızlara da örnek olur. Sömürgecilerin karşılaşmadığı pek çok şey ile Türk Ulusu ile mücadele ederken karşılaşmaları da tesadüf değildir. Çanakkale Savaşı’nda dahi İtilaf Askerleri, günlüklerinde kadın keskin nişancılardan, kadın sakalardan, kadın gözcülerden ve casuslardan bahsetmektedir, bu onlar için şaşırtıcı bir şeydir ancak Doğudan Batıya kadar her Türk Boyunda hangi inançtan olursa olsun Türk Kadını her zaman Türk Erkeğinden arkada kalmamıştır,  Tuğrul Bey esir düşünce eşi Altun Can Hatun‘un onu, orduya önderlik ederek kurtarması, belki o sıradaki düşmanımız Araplara çok şaşırtıcı gelebilirdi ancak bu bizim için yabancı bir şey değildir. Bu kültürel özellik yüzünden de, Kurtuluş Savaşı boyunca, özellikle de son iki asırda artan Sünni İslam propagandası ile pek çok açıdan geri bırakılmak istenen Türk Kadını da, Sünni Tarikatlarının çabalarını boşa çıkaracak özgürlük mücadelesini, Türk Kurtuluş Savaşı ile birlikte vermiştir.

Ayşe Çavuş, Emir Ayşe ve Çiftlikli Kübra, birlikte çekindikleri fotoğraf.

Çete Ayşe, 23 yaşında düşmanın karşısına çıkmadan önce, Kayacık Köyünden Mustafa Bey ile 16 yaşında iken evlendirilmiştir.  Bu evlilikten iki kız çocuğu olan  Çete Ayşe, eşi Mustafa Bey’in 1915 yılında Çanakkale’de şehit düşmesi üzerine yasa boğulmuştur.  Bu olay üsütne, Kayacık köyünden ayrılarak, kendi köyü olan İmamköy’e çocuklarıyla birlikte taşınmıştır. 1.  Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi ile tarlalarda ve fakirleşen taş köylerde geçirdikleri üretim mücadelesi, artık savaş mücadelesine dönüşmek zorunda kalmıştır. İngilizlerin, yiyecek ithalatını yasakladıkları ve tarımın durma noktasına geldiği bu dönemde, eşinden kalan iki elmas küpesini satarak, Martin tüfeğini alarak düşmana karşı baş kaldırmıştır. Mondoros Sözde Ateşkes Özde İşgal anlaşması ile Türk Ulusunu şoka sokan işgaller başladığında, ilk olarak Menderes nehri üstünden iki arkadaşı ile geçmek isterken, bindikleri kayık batmış ve iki arkadaşı boğulmuştur.  Yunan askeri ise bu sırada Aydın’a gelmektedir, Doğuda, Atatürk bu sırada konferanslar verirken, yurdun dört bir yanında çeteler kurulmakta ve düşmana karşı yerel direnişler başlarken, ön sözde bahsettiğimiz Ordu kalıntıları da oluşan bu Kurtuluş Savaşına ön hazırlık yaparak direniş göstermektedir. Aydın’a yaklaşan düşmana karşı Umurlu‘daki Sancaktar Ali Efe grubuna katılmıştır, köyündeki ve yöredeki diğer kadınları da kendisi gibi silahlandırarak, Efe  Birliğinin içinde, Kadın Efelerin önderi olmuştur. Aynı grupta, Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş gibi farklı Kadın Önderlerimiz de bulunmuştur. Aydın Cephesinde süre gelen savaş sonucunda, Yunan Ordusu Aydın’dan çıkmak zorunda kalmıştır ancak bu çok uzun sürmemiş, düzenli Yunan Ordusu, Aydın’ı daha güçlü bir şekilde işgal edince,  Yörük Ali Efe grubuna katılarak mücadelesini sürdürmüştür. Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Türk Kurtuluş Savaşı’nın bir parçası olarak yaşamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisi ile İstiklal Madalyası ile 1926 yılında ödüllendirilmiştir, bu dönemde, ilk İstiklal Madalyası almaya layık görülen asker de Nezahat Onbaşı olmuş ancak Sünni geleneğinin yarattığı Arap kültürü etkisi ile bu madalyayı alamamıştır. Atatürk,  Kurtuluş  Savaşı sonrası “Dünyada hiç bir kadın, Türk kadını kadar ülkem için savaştım diyemez.” sözünü söyleyerek, Türk Kadın Önderlere gerekli değeri, hürmeti ve ödülleri sağlayarak, kadın haklarının ilerletilmesi için gerekli argümanları oluşturmuştur. Bugün en başta Türk Ulusu, sonra da Türk Kadını özgürlüklerini, bin bir türlü ezilmişliğin içinden cinsiyetçi kalıpları kırarak çıkan ve ülkesini savunan bu Asi Kadınlara da borçludur.

Savaş döneminde, kadınların savaşa olan katkısını gösteren Propaganda Afişi.

Efe Ayşe, bir sözünde, dönemin cinsiyet kavramları da düşünülür ise şu güzel sözleri söylemiştir;

“Bazı kadınların içinde pehlivan yatar, bazı erkeklerin içinde de korkaklıklarından dolayı kadın yatar, Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız, biz de vatanın olmalıyız.”

Düşmana olan hücumu için; “Nazilliye kadar gelen düşmana karşı dayanamadım, Martin tüfeğimi alıp, çıktım.” diyen Çete Ayşe, Atatürk için de “O günlerden iki hatıram var. Bir kadınlığımla verdiğim savaş, bir de Rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır.” sözüyle, hayatında o dönemlerin anısını yad etmektedir.

Öldüğü, 1964 yılına kadar, köyündeki tek katlı evinde mütevazi bir hayat yaşamıştır, köyünde kendisi için bugün yapılmış bir Anıt bulunmaktadır. Kara Fatmaları, Nezahat Onbaşıları, Altuncan Hatunları, Tomrisleri ya da Nene Hatunları, Bacı  Beyleri ile erkekler kadar, kadın kahramanlar çıkarmış Türk Ulusu için, yaylalarından bal, dağlarından nehirler ve köylerinden kahramanlar çıkan Aydın’ın Çete Ayşesi de, asla unutulmaması gereken kahramanlarımızdandır.

Çete Ayşe’nin üniforması ile çekildiği, hatıra fotoğrafıdır. Anısı, sonsuza kadar yaşasın.

Türkçe konuşan toplumlar için, bedenlerini parçalamış ve ruhlarını adamış, unutulmuş ve hatırlanan tüm Kahramanlara adanmıştır.

Politik Deli
5 Mayıs 2017

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*