Mart On Altı’da İşgalin Bağrında Bir Kahraman: Manastırlı Hamdi Bey Kimdir?

Türk Kurtuluş Savaşı’ndaki hizmetleriyle ödüllendirilmiş “iletişimcilerimizden” birisi olan Manastırlı Hamdi Bey’in büyük kahramanlıklar sergilediği 16 Mart 1920 tarihinin bir yıl dönümü daha dünlere katılmıştır. Gerek Kurtuluş Savaşı gerek Türk Tarihinin her döneminden çeşitli adların, devletlerin, kahramanların ulusun benliğinde her zaman hatırlanması için yazılan makalelerden birisi, bugün Manastırlı Hamdi Bey hakkında olacaktır. Zırhlılarından karaya inip İstanbul sokaklarında katliam yapan İngiliz Askerlerinin Meclis-i Mebusan’ı işgal ettikleri ve Türk Milletinin yaşam hakkını gasp için başlattıkları işgal hareketindeki kargaşada, bir telgrafçı, İstanbul’da bulunan pek çok yararsız ve İstanbul Hükümeti’ne dünden katılmaya razı sözde aydının yapamadığını yapmış ve işgali, yaşananları Ankara’da bulunan Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal’e iletmiştir.

Manastırlı Hamdi Bey’in Yaşamının Kısa Bir Özeti

Manastırlı Hamdi Bey, “Ağalar” olarak çağrılan zengin bir ailenin mensubu olarak Manastır’da dünyaya gelmiştir. Balkan Türklerinin henüz vatanlarından sürgün edilmediği ve Avrupa içlerinde hala Türklerin yaşadığı son dönemlerde geçirdiği gençliğinde, Sırpların 1912 yılında Manastır’ı işgal etmesi üzerine İstanbul’a ailesiyle kaçmak zorunda kalmıştır. 1891 yılında doğan Manastırlı Hamdi Bey’in annesi Hasibe Hanım, babası ise Ahmet Efendi’dir. 1911 yılında, işgalden bir yıl önce ise ilk ve orta öğretimini gördüğü Manastır’da, Makedonya sınırındaki Debre-i Bala’da telgraf memurluğuna çoktan başlamıştır. İstanbul’a göç ettiği dönemlerde de görevlerini layıkıyla sürdürmüş ve 1919 yılında 1. Dünya Savaşı’nın ertesinde İstanbul Sirkeci’de bulunan Büyük Postane binasında çalışmaya başlamıştır. Burada bilinmesi gereken bazı ek bilgiler ise Balkanların Türklerle bütünleşmiş bir vatan olmasıyla ilgilidir. Mustafa Kemal’in Dedesi olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi de Debre’nin köylerinde dünyaya gelmiştir. 14. Yy’da Türk hakimiyetine giren bölge 1912-1913 yıllarına kadar sürmüştür. Bölgede, Türklerin sürgün edilmesi sonrası da Türkler varlığını sürdürmüş ancak özellikle 1950-1960 yılları arasındaki baskılarda pek çok Türk Aile, Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Özellikle de 15. yy’dan Katolik Arnavutluk Prensi Gjergj Kastrioti Skënderbeu‘un Türklere karşı bölgede verdiği mücadele, Türklerin bölgeden kovulması için sembolik bir öneme sahip olmuştur. Prens Gjergj’in soyadı olan Kastriot ise doğruca Debre’den gelmektedir.

İşgal altındaki İstanbul’dan bir manzara.

Balkanlardan böylesine derin bir geçmişten gelen mücadele ile koparılan Türkler, 1912 yılından iki yıl sonra kaybettiklerini geri almak ümidiyle 1. Dünya Savaşı’na girmiş ancak ellerinde kalan son toprakları da tüm siyasi, ekonomik ve kültürel haklarıyla birlikte yok olmak üzere kaybetmiştir. Manastırlı Hamdi Bey de böyle bir durumda, İstanbul’daki Milliyetçi, Mandacı ve İşgalci medya kuruluşları arasındaki basın-yayın savaşlarında, Anadoluya silah kaçıran gönüllülerle onları ihbar eden Hilafetçiler, birbirleriyle de rakip olan İtilaf Devletlerinin diplomatları ortasında kalmış bir telgraf memurudur. İletişimci olarak herkesin herkesle olan iletişimini sağlamakta ve kendince bir çıkar yolu düşünmekte, aramaktadır.

Manastırlı Hamdi Bey ile Mustafa Kemal Nerede Tanışmıştır?

Genellikle tarih sahnesine asıl çıkışı olan 16 Mar 1920 tarihiyle anılan Manastırlı Hamdi Bey’in Mustafa Kemal ile tanışıklığı için de bu tarih verilir ancak kendisinin aramızdan ayrılışından dört yıl önce 1941 senesinde Nusret Sefa Coşkun, Yeni Posta Gazetesi için bir röportaj yapmış ve durumun böyle olmadığını günümüze ulaştırmıştır. Sırpların Türklere olan büyük eziyetleri sonucu “Ağalılar” olarak anılan ve geniş topraklara sahip olan babası Ahmet Efendi’nin topraklarını bırakıp oğlu Hamdi Bey ve kızı Münevver, eşi Habibe ile İstanbul’a gelmesi sonrası 1. Dünya Savaşı’nın yokluklarının ortasında kalmışlardır. Kız kardeşi Münevver’in evlenmesi ve babası Ahmet Efendi’nin hastalanması sonrası Tabaklar Mahallesi’nde tuttukları evin bütün masrafı Hamdi Bey’in omuzlarındadır. Bu zor koşullarda, uzun süre iş aramış ve belirtildiği üzere İstanbul Merkez Postanesinde işe başlamış, çalışkanlığıyla da çevresinin güvenini kazanmıştır. 30 Ekim 1918 Mondoros Ateşkes Anlaşması sonrası işgallerle yoğrulan Türk toprakları bir kargaşa içindeydi. Bu kargaşada, boğazdaki işgal donanmasına karşı Anadoludan yükselmekte olan bir direniş adım adım ilerliyordu.

Taksim Meydanında, İşgal Güçleri.

1919 Yılının Temmuz ayında, Manastırlı Hamdi Bey, Büyük Postane binasında çalışmaktayken makinesinin titrediğini ve Erzurum’dan İstanbul’un iletişime çağrıldığını fark etti. Konuşmaya cevap verdi, karşıdan “İsmin ne?” sorusu gelmişti. Bu soruyu cevaplamış ve karşıdan da “Ben Mustafa Kemal” cevabını almıştı. Elbette ki tüm iletişimin ortayında (merkezinde) yer alan Manastırlı Hamdi Bey, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’i iyi tanıyordu. Yıllar sonra dahi bu anı anlatırken duygulanacak ve adını duyar duymaz orada olmamasına rağmen fesini düzelttiğini, önünü iliklediğini ve kendisine “Emredersiniz Paşam” cevabını verdiğini belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın amacıysa “Sultan Vahdettin Hain Mi?” makale serisinde de sıkça işlendiği üzere Yıldız Sarayı ile iletişim kurmaktı. Böylece İstanbul Hükümeti’ni daha zor duruma düşürebileceği gibi Saltanat sahibi olanların İtilaf Devletleri ile olan ilişkilerini de halkın gözü önüne sermeyi amaçlıyordu. Bunu bilen İstanbul Hükümeti ise Anadoludan hiç bir telgrafhanenin Yıldız Sarayı ile iletişime geçmesini istemiyordu, bu konuda kesin emir vardı.

Bu yüzden, Mustafa Kemal’e Hamdi Bey “Bir dakika Paşam” yanıtını vererek müdürüyle konuşmuş ancak olumsuz yanıt almıştı. Hamdi Bey, Mustafa Kemal’e olumsuz cevabı verirken kahrolduğunu açıklamaktadır. Üzüntüyle bu cevabı verdiğinde, Mustafa Kemal’in ısrar etmediğini ancak Ayan Meclisi’nden Fuat Paşa’ya sözlerinin iletilmesini istediğini belirtmiş ve buna göre Sadrazam Damat Ferit’in istifa etmesini istediğini ekleyerek Milliyetçi Hareketin denetiminin kendisinde olduğunu belirtmiştir. Yıldız Sarayı ya da İstanbul Hükümeti ile de istekleri yerine getirilene kadar herhangi bir şekilde iletişim kurulmayacağını da açıklamıştır. Diğer bir değiş ile Mustafa Kemal ve Manastırlı Hamdi Bey 16 Mart 1920 günü tanışmamıştır. Mustafa Kemal’in Fuat Paşa’ya olan iletisini bizzat kendisi teslim etmiş, cevabını da Paşa’ya gizlice bildirmiştir. Bu tarihten sonra ise İstanbul’da yaşananları gizlice Mustafa Kemal’e iletmeyi sürdürmüştür.

İşgal Ordularından İngiliz Birlikleri, General Allenby’i törenin başlangıcı için beklerken…

16 Mart 1920 Günü Manastırlı Hamdi Bey Ne Yaptı?

16 Mart 1920 günü sabah saat 10:00 sıralarında Mustafa Kemal’e bir telgraf ulaşmıştı. Telgrafta İstanbul’un işgal edilmekte olduğu yazılıydı. Misak-ı Milli henüz kabul edilmişti, oraya gönderilen mebusların kurtarılmasından ve Ankara’ya çağrılmasından, durumun gerçek olup olmadığının araştırılamsından, sonuçların değerlendirilmesine kadar bir sürü noktanın düşünülmesi gerekiyordu. Mustafa Kemal, telgrafı bir daha okudu, yazan cümleler şu şekildeydi.

“Bu sabah Şehzadebaşı’ndaki Mızıka Karakolu’nu İngilizler bastı. Oradaki askerlerle çarpışarak neticede şimdi İstanbul’u işgal altına alıyorlar. Bilgi için arz olunur.”

Manastırlı Hamdi

Mustafa Kemal kendisine gelen telgrafın altına “Çok acele kolordulara benim imzamla ulaştırınız” yazarak telgraf memurlarına verdi. Bu sırada Mustafa Kemal’e Manastırlı Hamdi’den bilgi gelmeye devam ediyordu.

“Bizim en güvendiğimiz bir arkadaşımız, yalnız o değil herkes, yani her gelen söylüyor. Şimdi de Harbiye Nezareti’nin işgalini haber aldık. Hatta Beyoğlu Telgrafhanesi’nin önünde İngiliz askerleri olduğunu söylediler. Fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyecekleri meçhuldür.”

Arada bir yazışmalar kesiliyor, iletişim kopuyordu ancak Manastırlı Hamdi Bey bilgi vermeyi sürdürüyor ve son ana kadar Ankara’daki Milliyetçileri haberdar etmeye çalışıyordu.

Tam bu noktada, ikinci bir telgrafçı daha, Ankara’yı durumdan haberdar etmeye karar vermişti. Harbiye Telgrafhanesi’nden Ali Bey, şu telgrafı çekmişti.

“Sabahki İngilizlerin baskınında altı şehit ve on beş yaralı var. Nezarete giriyorlar. Nizamiye kapısına… Teli kes. İngilizler buradalar.”

Ardından Manastırlı Hamdi Bey’den bir telgraf daha gelmişti.

“Paşa Hazretleri, Harbiye Telgrafhanesi’ni de İngiliz deniz askerleri işgal edip teli kestiği gibi, şimdi bir taraftan Tophane’yi işgal ediyor diğer taraftan da zırhlılardan asker çıkarıyorlar. Durum vahimleşiyor efendim. Sabahki çarpışmada 6 şehit ve 15 yaralımız vardır. Paşa hazretleri emirlerinizi bekliyorum.”

İstanbul’un işgalinde Müslüman Hint askerler.

Bu noktada, İstanbul’daki kargaşa hayal edilemeyecek bir düzeydeydi. Meclis-i Mebusan’ın Misak-ı Milliyi kabul etmesine karşı İngilizlerin izlediği işgal politikası, tüm şehri kendi yıkımının içine almıştı. İslamcı ayaklanmalarla, Kürt, Ermeni, Rum, Gürcü azınlıklarla yürütülen propagandalar ya da çeşitli isyanlar sonuç vermiyordu. Milliyetçiler, Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenirken onları Meclis-i Mebusan’a getirerek Mustafa Kemal’i yalnız bırakmak ve Misak-ı Milliden vazgeçirmek istemişlerdi ancak durum öyle olmamıştı. Bu yüzden bütün kurtuluş ümitlerini ezmek gerekiyordu. İşgal sırasında, Manastırlı Hamdi Bey öğrendiklerini bildirmeyi sürdürüyordu.

“Sabahleyin bizim askerler uykuda iken İngiliz deniz erleri karakola gelip işgal etmişler. Askerimiz uykudan şaşkın kalkınca çarpışmaya başlanıyor. -Bu bilgi yanlış aktarılmıştır. Şehzadebaşı Karakolu’nda çarpışma olmamış, askerler uyurken şehit edilmiştir.- Neticede bizden 6 şehit, 15 yaralı olup, bunun üzerine tasavvur ettikleri melanete başlayıp hemen zırhlılarını rıhtıma yanaştırarak Beyoğlu cihetini ve Tophane’yi, sonra bir taraftan da Harbiye Nezareti’ni işgal etmişler.”

“Hatta şimdi ne Tophane ne de Harbiye Telgrafhanesi’ni bulmak kabil oluyor. Şimdi de haber aldığıma göre, Derince’ye kadar işgal genişliyormuş efendim.”
“İşte Beyoğlu Telgrafhanesi yok, orasını da işgal ettiler galiba. Allah korusun. Burasını da (İstanbul Postanesi) işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf müdürleri, memurları geldiler. Onları kovmuşlar. Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım efendim.”

                                                                                                                              Manastırlı Hamdi

Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal, Büyük Postanenin de işgal edileceğini anlayarak kendisinin doğrudan iletişiminin olmadığı ordu birliklerine durumun bildirilmesi için son bir emir vermişti.

“Hamdi Bey, benim imzamı kullanarak Edirne’ye Cafer Tayyar Bey’e, Bandırma Kolordu Komutanı Yusuf İzzettin Paşa’ya, İzmir Kumandanlığı’na vaziyeti haber veriniz. Sonra da durumu bana bildiriniz.”

Bütün bu süreç sonunda Meclis-i Mebusan kapatılmıştır. Meclisin işgal edildiğini haber vermek için her zaman Saltanat yanlılığı yapmış Rauf Bey, Sultan Vahdettin’e haber vermek istemiş ancak kanuna aykırı bir biçimde Meclis-i Mebusan’ı ilk kapatan kişinin de Sultan Vahdettin olduğunu unutmuştur. Siyasi Hatıratında belirttiğine göre Sultan Vahdettin, Rauf Orbay’a şu cümleleri kurmuştur.

“Bir millet var, koyun sürüsü… Buna bir çoban lazım… O da benim…’’

Bu duruma karşılık, Millet Meclisi’nin kapısına “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözleri yazılmıştır.

Sultan Vahdettin Hain Miydi makale serimizin ilk sayısını okumak için tıklayabilirsiniz.

İşgal altındaki İstanbul’dan manzaralar.

16 Mart 1920 Gününden Sonra Manastırlı Hamdi Bey Ne Yaptı?

İşgalin gerçekleşmesi sonrası Manastırlı Hamdi Bey ile iletişim kesilmişti ancak çoğu yerde yazılanın aksine Manastırlı Hamdi Bey bu tarihten sonra da büyük hizmetler gerçekleştirmeye devam etti. Temmuz 1919’da başlayan istihbarat akışı, 16 Mart 1920 tarihi sonrası da sürmüştü. İşgal sonrası da Manastırlı Hamdi Bey, daha sıkı bir denetim altında tutulan Büyük Postane’den Ankara’ya çeşitli bilgiler aktarmayı sürdürüyordu. Kendi anılarından aktarıldığına göre bir gün Mustafa Kemal’den aldığı talimatı çeşitli kağıtlara yazmış ve ulaştırmak için uygun bir an beklemekteydi. Postane’de pek sevilmeyen bir arkadaşı yanına gelmiş ve kağıtlar üstünde Mustafa Kemal adını görünce aniden kaybolmuştu. Söz konusu kişi ise kendisinin nöbetini devralmak için gelmişti ancak bir andan kaybolması Manastırlı Hamdi Bey’i şüphelendirmişti. Bunun üstüne, kağıtları çiğneyip yutmaya başladı. Hilafet ve Saltanat taraftarı olduğunu belirttiği arkadaşı, bir süre sonra tanımadığı bir kişiyle Postane’ye gelmişti. İdam hükmü alması an meselesiydi, belki de Kürt Nemrut Paşa’nın mahkemelerinde can veren Milliyetçilerden olacaktı ancak olmadı. Gelen kişi kendisini “Umum Müdür” olarak tanıtmıştı. Ardından ise;

“Mustafa Kemal’in telgrafını ver!” diye bağırmıştı.

Böyle bir telgraf olmadığını söyleyen Hamdi Bey’in masası darmadağın edilmişti ancak telgraf bulunamamıştı. Yuttuğu deliller bulunamasa dahi Manastırlı Hamdi Bey, bu olay sonrası kovulmuştu, görevinin sonlandırıldığı kendisine bildirilmişti. Yokluk içindeki bir ülkenin işgal edilmiş başkentinde işsiz kalmıştı ancak en azından canını kurtarmıştı. Bundan sonrasında ise yapılacak tek bir şey vardı. Yıllardır bilgi sağladığı Mustafa Kemal’in mücadelesine katılmak ve ona katılmak için Ankara’ya gitmek!

İşgal sırasında geçit düzenleyen Britanya İmparatorluğu Askerleri.

Manastırlı Hamdi Bey Ankara’ya Nasıl Ulaştı?

Üsküdar’da yaşayan annesini, kız kardeşi Münevver Hanım’a emanet etmiş, ardından ise Anadoluya silah kaçıranlara yardım ettiğini tahmin ettiği Paşabahçe Gemisinin kaptanıyla görüşmüş ancak geminin Mudanya’ya çalıştığını öğrenmişti. Yunanistan Krallığı’nın işgali altındaki Mudanya’dan gene de Ankara’ya ulaşmak mümkün olabilirdi, bunun için gemiye “ateşçi” göreviyle katılmıştı. Mudanya’ya ulaştığında ise Anadoludaki işgal güçlerini beslemek için Mudanya’nın bir üs görevi gördüğünü anladı, bütün kıyı şeridi baştan sona gemi ve asker kaynıyordu. Mudanya’dan bulduğu bir araç ile gizlice ve kaçak olarak Bursa’ya geçmişti. Bursa da bu dönemde işgal altında bulunmaktaydı. Daha da önemlisi İngilizler, bu dönemde tüm yolları sıkıca denetliyor ve yapılan kaçakçılığı önlemek isterken her yolcuya görevini, gideceği yeri ve amacını, nedenini belirten pasaportlar veriyordu. Pasaportsuz olan ya da pasaportunun zamanı bitmiş olan kişiler ise doğruca suçlu bulunmaktaydı. Bu yüzden Ankara’ya gelmek çoğu zaman imkansızdı.

İstanbul’un işgalinde, Napoleon Bonaparte’nin fetih yürüyüşüyle törende, General D’epsrey

Bursa’da kaçak bir şekilde telgrafhaneden Ankara’ya telgraf çekti, durumunu anlattı ve emir beklediğini belirtti. Buraya kadar düzgün giden planı bu noktada ters döndü ve gelecek cevabı beklerken “Mustafa Kemal’in Casusu” denilerek tutuklandı. Bir vapurla tekrar İstanbul’a gönderildi. Artan buhran içerisinde İngilizler, Milliyetçilere yardım edenlere verilen cezaları sertleştirmişti, İstanbul’a giderken her türlü kaçış çaresini arıyordu çünkü bu yolun sonu idamdı!

Ve daha da önemlisi, İstanbul’da Rumeli’de fenerden, Anadolu yakasında ise Pendik’ten öteye gidecek herkes için belirtilen “vize zorunluluğu” bulunmaktaydı. Manastırlı Hamdi Bey’in de haliyle vizesi yoktu. Mustafa Kemal’e telgraf çekmişken, daha önce sorgulanmış ve kovulmuş birisi olarak izinsiz gittiği bir şehirde yakalanmıştı. İdam edileceği kesin gibiydi, bu yüzden vapur, İstanbul’a gelip yük ve yolcu indirirken aradığı fırsatı bulmuştu. Geminin arkasına giderek kendisini oradan iskeleye fırlattı ve ölümden kaçarcasına karanlıkta koşmaya başlamıştı. Gideceği yer belliydi. Üsküdar’daki annesi.

İşgal sırasında yapılan törenlerinden birisi.

Oğlunun öldürüldüğünü düşünen Habibe Hanım, oğlu Manastırlı Hamdi’yi görünce çok mutlu olmuştu. Manastırlı Hamdi Bey’in Mustafa Kemal tarafından ne kadar önemli birisi olarak görüldüğü ise bu sırada yaşanan olaylarda gizlidir. Keza henüz Hamdi Bey’in haberi dahi yokken pek çok olay yaşanmıştır. Mustafa Kemal, Manastırlı Hamdi Bey’in tutuklandığını öğrenir öğrenmez kendisinin kurtarılması için 56. Fırka Komutanı Bekir Sami Bey’e haber vermişti. Bekir Sami Bey ise Hamdi Bey’i kurtarmak için harekete geçtiğinde kendisini İstanbul’a götüren geminin Mudanya’ya uğradığını ancak kalktığını öğrenmişti. Ardından İstanbul’daki Milliyetçi teşkilatlardan Hamdi Bey’i kurtarmaları ve Ankara’ya ulaştırmalarını istemişti. Bir kaç gün Üsküdar’da dinlenen Manastırlı Hamdi Bey ile Milliyetçiler iletişime geçmişti. Kendisine, yardım ederek yeniden Mudanya’ya gidecek bir gemi buldu. Gemi kaptanı, Hamdi Bey’in aktardığına göre ihtiyatlı birisiydi. Kendisini pek çok kiraz sandığının arasındaki kiraz küfelerinin arasında gizlemişti. Yolculuk tehlikeliydi ancak olaysız bir şekilde Mudanya’ya ulaşmıştı. Ardından, Mudanya’ya ayak basar basmaz 56. Fırka Komutanlığına yolculuk ederek Bekir Sami Bey’i aramıştı ancak Bekir Sami Bey Vali ile birlikte Eskişehir’e gitmişti. Komutan Vekili Hüseyin Avni Bey, kendisini tanımış ve ona bir araba tahsis etmişti. Yolculuk sırasında, Eskişehir’den dönen Bekir Sami Bey ile karşılaşmıştı. Bekir Sami Bey, Hamdi Bey’e bir zarf içinde 250 Lira vermiş ve Ankara’dan beklendiğini bildirmişti.

Ardından ise Bilecik üstünden trenle Ankara’ya ulaşmıştı.

Ankara’da Manastırlı Hamdi Bey’in Hizmetleri Nelerdi?

İşgalin henüz gerçekleşmiş olduğu dönemde, etkileri yeni yeni görünmekteydi. Ankara’ya bütün mebuslar davet edilmiş ve yeni bir meclis açılacağı bildirilmişti. Bu dönemde, Ankara’ya ulaşan Hamdi Bey ilk olarak Sivas’taki Ziraat Okulu binasında yer alan Temsil Heyeti Karargahı’na gitmişti. Bina içerisinde kim olduğunu belirttiğinde zaten bir süredir beklenmekteydi. Doğruca, Mustafa Kemal’in odasına alındı ancak odada iki kişi vardı. Bunlardan hangisi Anafartalar Kahramanıydı, yılı aşkın süredir emir aldığı Paşa’ydı? İki kişiden birisi, onun ne düşündüğünü biliyordu, yanına gelerek “Hoş geldiniz” dedi. Ardından odadaki diğer kişiye dönerek “İşte, Kahraman Çocuğumuz Manastırlı Hamdi, sevgimizi hak etmiştir” dedi. Bu sırada, yanında duran kişi Mustafa Kemal’di.

General Allenby ve General Huntington, işgal günü karaya çıkıyor.

Yüz yüze görüşmenin ardından Mustafa Kemal onu oturttu, öyküsünü dinledi, yemeğe davet etti ve yemekte de kendisi için Temsil Heyeti Binasında kendisi için bir telgrafhane oluşturmasını istedi. Bu dönemden sonra, Milliyetçilerin Önderinin sözleri tüm yurda, onun telgrafından yayılacak, Önderine gelen tüm sözler ise onun telgrafında titreyecekti.

Manastırlı Hamdi Bey, Temsil Heyeti Binası’nda hizmet etmeye başlamıştı, bu sırada ise düzenli ordu birlikleri kurulmuş ve Kuvva-i Milliye örgütleri arka plana itilmeye başlanmıştı. Ankara’da bir meclis açılalı 9 ay oluyordu. İslamcıların, Saltanat yanlılarının ve Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların isyanları kesilmeksizin sürerken Yunanlar da taaruza geçiyordu. Bu dönemde, İsmet Paşa Batı Orduları Komutanı olarak atanmıştı. Kendisine askeri karargahı için bir telgrafçı gerekmekteydi. Mustafa Kemal’den Manastırlı Hamdi’yi istemiş ancak Mustafa Kemal de kendisine karışamayacağını, gönlünü yapabilirse alabileceğini söylemiştir. Manastırlı Hamdi Bey, İsmet Paşa’nın teklifine hayır diyememiş ve savaşa gitmiştir, bütün ülke ve tarih, I. ve II. İnönü Savaşları’nın kazanıldığını onun telgrafından top, tüfek ve insan bağırışları içinde böylece öğrenmiştir. Her okulda anlatılan “Siz orada yalnız düşmanı değil, makus talihimizi de yendiniz” gibi tebrik edici tüm sözler, Manastırlı Hamdi Bey tarafından İsmet Paşa’ya ulaştırılmaktaydı. Aynı şekilde cephe ve meclis arasındaki tüm iletişimi de o sağlamaktaydı.

İstanbul’un işgalinden farklı bir tören…

Kurtuluş Savaşı’ndan Sonra Manastırlı Hamdi Bey Hakkında Mustafa Kemal Atatürk Ne Söyledi?

Savaş sonrası Manastırlı Hamdi Bey, evlenerek Konya’ya yerleşmiş ve çeşitli görevlerde bulunmayı sürdürmüştür. İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca soyadı kanunu çıktığında, bizzat Mustafa Kemal tarafından kendisine “Martonaltı” yani İstanbul’un işgal edildiği ve kendisinin tarih sahnesine çıktığı günü soyadı olarak vermiştir. Mustafa Kemal, yurt gezileri sırasında, Konya’ya her uğradığında Manastırlı Hamdi Martonaltı, kendisini karşılayanlar arasında yer almıştır. Gezilerinden birisinde Hamdi Bey’in oğlu Cenan Martonaltı’yı Mustafa Kemal Atatürk görmüş ve çok zeki olduğunu fark etmiş, ardından kendisini okutmak için Hamdi Bey ve Eşi’nden izin istemiştir. Ancak çocuğundan ayrılmak istemeyen ve Konya’da ilköğretim öğretmenliği yapan Eşi Nesibe Hanım buna izin vermemiştir. Mustafa Kemal bunun üstüne “Ana kalbi, öyle istiyorsa öyle kalsın” diyerek her ay düzenli bir parayı Cenan Martonaltı’nın eğitimi için göndermeyi sürdürmüştür. Manastırlı Hamdi Martonaltı’nın ayrıca Emel ve Cantez adlı iki çocuğu daha olmuştur. Mustafa Kemal ile fiziksel varlığı son bulana kadar dostlukları sürmüştür.

İstanbul’un işgalinin Türk Gazetelerine yansıması ve Amerikan Bingham Gazetesi’nde “Sultan tüm gücünü Milliyetçileri bastırmak için kullanıyor” denirken Şeyhülislam Dürrizade Abdurrahman Efendi’nin fetvasına yer verilmiş. Solda, Tevhid-i Efkar manşetindeki askerler ise, Şehzadebaşı Karakolu Baskınında uykusunda şehit edilen Türklerdir.

1927 yılında, 15-20 Ekim arasında Büyük Söylev’de Mustafa Kemal Atatürk, Ulusal Türk Kurtuluşu’nun sayısız isimli ve isimsiz kahramanlarından birisi olan Manastırlı Hamdi Bey için şu sözleri söyleyerek meclis kürsüsünden kendisini onurlandırmıştır.

Bu hamiyetli ve cesur, Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul felâketinden haber almak için, kimbilir, ne kadar çok beklemek zorunda kalacaktık. İstanbul’da bulunan nâzır, milletvekili, komutan ve teşkilâtımızdan bir kimsenin çıkıp da bize vaktinde haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor.

Demek ki, hepsini heyecan ve korku bürümüştü. Bir ucu Ankara’da bulunan telin İstanbul’da bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir duruma gelmiş olduklarına hükmetmek, bilmem ki doğru olur mu? Telgraf memuru Hamdi Efendi, daha sonra Ankara’ya gelerek karargâhımız telgraf memurluğunu yapmıştır. Kendisine borçlu olduğum teşekkürü burada açıkça ifade etmeyi millî ve vatanî görevlerimden sayarım.”

Manastırlı Hamdi Bey’in Kızı Emel Çardak’ın Babasının Hayatından Anlattığı Bazı Kesitler ve Ölümü

Emel Çardak, Manastırlı Hamdi Bey’in kızı olarak babasına ait bazı kişilik özelliklerini ve hayatından kesitleri yıllar sonra da aktarmıştır. Manastırlı Hamdi Bey için asla yaptıklarıyla övünmediğini, birisi ona ne yaptığını sorduğunda basitçe “Görevimi yaptım” dediğini belirtmektedir. Aynı zamanda Atatürk’ün Devrimlerine sahip çıkan ve hayran olan bir Kemalist olduğunu da aktarmıştır.

Mustafa Kemal ile tanıştığında, Hamdi Bey’in kendi deyimi ile “dizleri tutmamaktaymış.” Üstü ve başı kirli, kiraz küfeleri arasında yolculuk yaptığı için de pek farklı renklerde ve kokulardaymış. Mustafa Kemal ile ilk geldiği gün sofraya oturduğunda, içeri gelenler kendisine soğukça yaklaşmış ve kokudan dolayı da yanına oturmamış. Masaya her oturanın uzağa oturması ve “Mustafa Kemal’in böyle biriyle ne işi olabilir ki?” diye düşünmesi üzerine Hamdi Bey ile konuşmakta olan Mustafa Kemal’den şöyle bir seslenme yükselmiş.

 “Efendiler, şu yaklaşmak istemediğiniz kişiyi tanıyor musunuz?.. Bu kahraman adam, Manastırlı Hamdi’dir. Pek azımızın görebildiği büyük hizmetler yapmıştır. Kendisine hürmet ve muhabbet borçluyuz.”

İşgal altındaki İstanbul’da İngiliz Bahriyelileri, şehri gözetlerken…

Bunun üstüne sofradaki ve odadaki herkes, tek tek gelerek Manastırlı Hamdi ile tanışmış ve onu selamlamış olmakla birlikte Mustafa Kemal’in kendisini Ankara’daki arkadaşlarına anlattığı da görünmektedir. Emel Çardak’ın anlatımına göre meşhur “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz” sözlerinin yazılı olduğu telgrafı aldığında, Manastırlı Hamdi heyecandan titremekteyken duygulu bir konumda görevini icraa etmektedir. Savaş sonrasında ayrıca, Akşehir Telgraf Müdürlüğüne atanmıştır. İki yıl sonra ise Ankara Yenişehir Postane Müdürlüğüne tayini çıkmıştır. Son görev yeri ise eşiyle evlendiği Konya’dır. Konya İstasyonu’na birinci sınıf memur olarak atanmış ve emekli olmuştur.  Emel Çardak’a göre babasının Konya’ya yerleşmesinde Mevlana ve onun felsefesi de etkili olmuştur. Nesibe Hanım’ın öğretmenliği bırakması ve Hamdi Bey’in emekli olması üstüne üç çocuğa bakmak ise zorlaştığından Manastırlı Hamdi Bey ayrıca Konya Valisi Cemal Bardakçı’dan iş istemiştir. Konya görevi sırasında sağlığı bozulduğunda tedavisi ile bizzat İsmet İnönü de ilgilenmiştir. Mustafa Kemal ile dostluğu ölene kadar süren Manastırlı Hamdi Bey’in ciğerlerinden duyduğu rahatsızlık nedeni ile çalışamamasından ötürü eşi Nesibe Hanım Turgutlu’ya nüfus işleri memuru olarak atanmıştır. İstanbul’a tedavi için giden Hamdi Martonaltı, tedavisiyle ülkenin Cumhurbaşkanı bizzat ilgilense dahi tedavi edilememiştir. Tedavisi sırasında ailesinden de ayrı kalan Hamdi Bey, 9 Mart 1945 günü, ardında kişilikli bir yaşam ve İstiklal Madalyalı bir Kahramanlık bırakmıştır.

İngiliz Bahriyelileri, bir Türk çocuğuna ayakkabısını boyatırken…

İstanbul’un işgalinde, kahramanlıklarıyla bugünlere adını bırakan Hamdi Bey’in öyküsü bu şekildedir. Kurtuluş Savaşında ve Türk Tarihinin her noktasında, adı olsun veya olmasın bizim için yaşamış ve fedakarlıklar yapmış, asker, öğretmen, avukat, düşünür, gazeteci ya da telgrafçı herkesin, Türk Gençliği tarafından değerinin bilinmesi dileğiyle…

İşgalin 98. yıl dönümünden bir gün sonra, 17 Mart 2017,
Politik Deli

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*