Kürtlerin Yaptığı 14 Temmuz 1959 Kerkük Türkmen Katliamı

Önsöz

Milliyetçilik ile ilgili olarak bugüne dek pek çok makale yazdık, özellikle de bu konu ile ilgili olanlarının bir kısmını çeşitli bağlantılarla bu makalenin de içine yedirerek, birbiriyle daha bağlantılı bir bilgi ağı örmeyi ve ulusların doğasını, uluslararası ilişkilerin tekrarlarını göstererek, kendi ulusumuzun bireylerine yapılanı, yapılacağı göstermeyi amaçlıyoruz. Amacımızın ışığında, bahsedeceğimiz konuya giriş yapmadan önce, Irak Türkmenleri kimlerdir, bu sorunun başlangıcı nedir sorularına cevap vermeliyiz.

Türkmen Sözcüğü Nereden Gelmektedir?

Özünde, bu sözcük hakkında farklı kuramlar vardır, bunlardan bazıları yörüklere Türkmen, yatıklara(yerleşiklere) Türk dendiği yönündedir ancak tarihi süreç içerisindeki durum daha farklıdır. İngilizler, farklı adların farklı benlikler inşaa etmekte bir başlangıç olduğunu bildiği için, Irak Türklerine, “Türkmenler” olarak Lozan Konferansında seslenmiştir. İsmet İnönü, Türk Tarafının Başdelegesi olarak durumu düzelterek, Türkler olarak ifade etmiştir, görüşme boyunca Irak Türklerine, Kerkük Türkleri, Musul Türkleri denmiştir. 1926 Ankara Anlaşmasında da Musul Türkleri kavramı yinelenmiştir. İnönü ayrıca, Türkiye’nin de Türkmen olduğunu ve Türklerle Türkmenlerin aynı olduğunu vurgulayarak “farklı kimlik inşasının ve imgesinin” önüne geçmiştir. Çağdaş dönemde Türkmen sözcüğü bilerek, Arap Milliyetçisi olan BAAS Rejimi kurulduktan sonra Abdülkerim Kasım tarafından kullanılmaya başlanmış ve basiretsiz Türk politikacıları da buna destek olarak, Türkmenle Türk farklıymış gibi yaratılan masalsı algıya destek olmuştur. Irak Türkmenlerinin ait olduğu Türk Boyları ise bugün İran’da, Anadoluda, Kafkasyada hatta Afganistan’da dahi yaşamaktadır.

Irak  Türkmenleri Kimlerdir?

Irak Türkmenleri, Irak’ın nüfus olarak en büyük üçüncü milliyetidir ancak bu durum şu an için geçerlidir, 1950’li yani katliamın yaşandığı tarihlere giderseniz, Osmanlı İmparatorluğunun bıraktığı miras ve dönem henüz kaybolmadığı için, Türkmenlerin nüfus olarak en büyük ikinci topluluk olduğunu görürsünüz. Türkmenler yaklaşık olarak 14 yüzyıl bulundukları Irak topraklarında, herhangi bir dönem esir olmadıkları, kendi devletlerine sahip oldukları için, güvenliklerini, varlıklarını, kültürlerini korumakla kalmamış, şairler, müzisyenler çıkarmış, bölgeye herhangi bir Arap ya da Kürt ekininden daha fazla cami, köprü, şehir, köy kazandırmış, külliyeler, medreseler inşaa etmiş, bölgede daha fazla devlet kurmakla da kalmayıp,  Haçlı Seferleri sırasında da bölgenin doğrudan savunmasını diğer Türk Devletleri ile birlikte üstlenmiştir. Irak Türkmenleri, soy olarak doğrudan Batı Oğuzlarından olup, Osmanlının kurucusu olan Kayı Boyunun, Karakeçiler gibi oymakları da Irak Türkmenleri içinde yer alır.

Irak  Türklerinin Tarihine Kısa Bir Bakış

Irak’ta Türklerin tarihi sanılandan çok daha eskidir. Arap Tarihçi Yakut El Hamavi, Mu’cemu’l-Budan adlı kitabında, Halid Bin Velid isimli Arap komutanın emrindeki ordular, İslam dini ile birlikte cihad ilen ederek etrafa yayılmaya başladıklarında, Irak topraklarında karşılarına Farsların ya da Arapların değil, ilk olarak Türklerin çıktığını yazar. Bu sırada ise yıl, 633’tür. Türkistan(Orta Asya) topraklarında sayısız Türk Devleti varken, Karadeniz’in  Kuzey bozkırları Türklerle doluyken, teşkilatçı yapıları, bağımsızlıklarına düşkün ekinleri ile Türklerin Irak topraklarındaki zengin Fırat ovalarına da yerleşmeleri bu yüzden doğaldır. Bu dönemde, Çin’in Kuzeyi olan Tabgaç, Hindistan, İran’ın doğusu gibi alanlarda da Türk Devletleri ve varlığı söz konusudur, bu yüzden öğretilen yanlış kalıplara dayalı yüzeysel ve tarih bilincini öldüren sözde tarih eğitiminin yanı sıra, bu şekildeki gerçeklikler de okuyuculara bazen garip gelebilmektedir.

Yaşanan savaş sonucunda, Banukya Anlaşması imzalanmış, Irak Türkleri, bu dönemde Araplara cizye vermiştir, bu anlaşma ile elde edilen cizye, Müslüman Arap Devletinin elde ettiği ilk cizyedir.  Tarihçi Abdizade Hüseyin Hüsamettin’e göre, İslam dini kurulduğunda, Irak ve Suriye coğrafyasında çok sayıda  Türk Devleti ve Türk aşireti vardı. Bu devletler ve aşiretler muhtemelen Azerbaycan-İran üstünden Hazar dolaylarını takip ederek gördükleri zayıf yerlerdeki otoriteyi doldurarak, kendi egemenliklerini elde ederek, boylar arasında bir dayanışma ya da sürtüşme ile yer yer çeşitli yerlere kayarak, bir siyasi yaşam sürdürüyordu. Bütün bu Türk boylarından en ünlüsü ise, en verimli topraklar olan Fırat dolaylarına yerleşmiş, Banuklu Türk Boyuydu.  Banukya adlı şehre yerleşmiş olan bu boyun  Başbuğu yazılana göre, Bozbörü’dür. Araplar, dili dönmediği için kendisini Basbahri olarak çağırmıştır.  Daha önce Türklerin, Müslüman Araplarla ilk karşılaşmalarını farklı makalelerimizde yazmıştık, bu makalede daha çok 12 Eylül’ün Talas Savaşı ile ilgili yalanlarına ve öncesinde hiç anlatılmamış olan yarım yüz yıllık savaşlara değinmiştik, “Müslüman Araplara Karşı Savaşan Tengrici Türgişler” makalemizi okuyarak, İslam Orduları ile Tengrici Türklerin savaşlarını ve İslam Kanunları ile bölge halklarının yaşadıkları acıları da daha iyi anlayabilirsiniz, söz konusu makalemizde, Irak-Suriye coğrafyasındaki Türk Boylarını, 12 Eylül’ün Talas Savaşı ile ilgili yalanlarına odaklandığımız için anlatmamıştık ancak makalemizde de bazı şeyleri zaman içerisinde anlatarak bağlayacağımızı söylemiştik, burada da bunu yapmış olmaktayız.

Altınköprü Şehitleri

Kağan Bozbörü, İslam Orduları ile savaşarak, kendi inancını ve toplumunu ağır vergilerden, kadınlarını cariye olmaktan korumak için bir savaşa girişmişse de başarılı olamamıştı, savaş sırasında yaşamını kaybetmiş, yerine Bay Sülü Kağan geçmiştir.  Arapların söyleyişi ile “Basluhan”. Bay Sülü Kağan, düşük nüfusu ve çeşitli Türk boylarının da yardım etmeyişinden ötürü Banuklu Boyunu, Arapların egemenliğine girmekten koruyamaz ancak İslam Kanunları gereği yağmalanmaktan ve kadınlarını cariye olmaktan, çocuklarını köle olmaktan kurtarır. Şüphesiz ki bu durumun bir nedeni de, Türklerin savaşçılığı ile konar-göçer yapılarıdır, eğer fazla baskı uygularsanız, bahsettiğimiz makalemizi okursanız, son derece az nüfusa sahip olan orta dereceli bir Türk Devleti olan Türgişlerin, koskoca bir İmparatorluğu nasıl defalarca yendiğini görürsünüz, eğer baskı uygularsanız, karşınıza çıkacak olan Konar-Göçer Bozkır Orduları yanı sıra, bundan cesaret alan diğer halklar, yardıma gelen çeşitli  Türk  Boyları da olacaktır, bir diğer tehlike ise göçtür, Türk Boyları eğer bölgeden göç ederse, elinize geçecek olan boş bir arazidir, boş araziden ise vergi toplayamazsınız, bu yüzden Türk Geleneksel Dış Politikası da, yağmaya değil, vergiye dayanır, uzun vadede vergi, yağmadan daha fazla kazanç ve itaat getirmektedir. Buradaki, İslam Kanunlarının kısmen çiğnenmesinin bir nedeni de, Arapların ilk kez Arap Yarımadasına doğru düzgün çıkarak, kazandıkları ilk cizye olmasıdır.

Bay Sülü Han, ince bir iplikte izlediği politikayı başarıya ulaştırır ve sadece cizye ödeyerek toplumunun varlığını korumanın yolunu kendisine adamış olur. Banukya Anlaşmasının Metni de Yakut El Hamavi tarafından yazılmıştır.

“Esirgeyen ve bağışlayan Tanrının adıyla, Halid Bin Velid’in bu mektubu(akdi),  Fırat dolaylarında yaşayan Banuklu Kağanı Sülü Bay  Bin Basbahri’ye özeldir. Sen ve boyun, Banukya kamusu tarafından belirlenen bin dirhem cizyeyi, can ve malın korunmak üzere ödediğin sürece Tanrının adıyla güvendesin. Yanımdaki tüm Müslümanlar şahittir, biz senden bu miktarı kabul ettik. Tanrı ve onun elçisi Muhammed’in koruması altındasın.”

Şahitler, Hişam Bin Velid, Cerir bin Abdullah Eba Avuf, Said Bin A’mru,’dur. Vesselam… Yıl, Hicret, 13.’tür.

Bay Sülü Kağan bu anlaşmayı imzalayarak sadece halkını da kurtarmış olmamış aynı zamanda Irak Türklerinin de tarihini kurtarmıştır keza bugün resmi Irak tarihinde, Türkmenleri dışlayıcı ve taraflı, bilime aykırı bir tutum vardır. Türklerin Irak Topraklarına, Emeviler döneminde, olağanüstü savaşçılar oldukları için  Vikingler ve Varyaglar gibi paralı askeri birliklere sahip olarak, geldikleri söylenmektedir. Türklerin, tabii ki çeşitli devletlerde paralı askerlikler yaparak, o devletlerde söz sahibi olup, bazen egemenliklerini de aldıkları tarihi bir gerçektir, Haçlı Seferlerinde dahi Müslüman Komutanı olup, Yahudi askerleriyle hem Türk hem de çeşitli Avrupalı devletlerin emrinde savaşmış Türk Paralı  Orduları vardır  ancak bu durumla Iraklılar, “Paralı asker olarak gelenler” şeklinde bir anma ve damgalama gerçekleştirmekteyi amaçlamış ve bölgede zaten var olan Türk Boylarını hiçe saymaktadır. Bay Sulu Kağan’ın imzaladığı anlaşma ile birlikte çeşitli dönem tarihçilerinin Yakut El Hamavi, El Taberi ya da El Belaziri gibilerinin, yazmaları, belgeleri de Türklerin bölgedeki varlığının bahsedilenlerden çok önce olduğunu göstermektedir.

Iraklı Arap tarihçi Dr. Mustafa Cevat, kendi ulusundan dönemin tarihçilerini bile bugün yalanlamaktadır, bu yalanlar, Irak’ın tıpkı bahsettiğimiz Çin gibi bir arada durmasında, kaçınılmaz akıbeti sadece yavaşlatmaktadır. Dr. Cevat’a göre Türkler, Hicri 32 yılında, Irak topraklarına gelmeye başlamıştır ve gelişleri,  Arapların, Türklerin anavatanlarına yaptığı saldırılar sonrasında, paralı askerler ya da esirler olarak olmuştur ancak bu esirler bir kaç yüz kişiden fazla değildir.  El-Taberi, kendi eserinde, Türklerin Irak’a gelişinden Emevilerin ilk halifesi olan Muaviye Bin Ebusüfyan’ın Ubeydullah Bin Ziyad döneminde de bahsetmektedir. Ancak bu anlatım Arapların, Türk anavatanlarına olan seferlerini ve katliamlarını ballandırarak anlattığı için, Türklerle Arapların ilişkisi bağlamında, bölgeden getirilen Türklere yöneliktir ve getirilen esirlere değinir, bir kısım paralı askerden de bahseder, bu dönemdeki gelişlerle ilgili en ayrıntılı bilgiyi ise El-Belaziri verir.  Bu dönemde, 24.000 kişilik ordusu ile Buhara’yı kuşatan Ubeydullah, Buhara Şehrinin Hatunu, Kobaç Hatun ile anlaşma yaparak, 2000  Türk Okçuyu ordusuna yardım amaçlı almıştır, Türk savaşçılarının tekniği ve özelliklerinden yararlanmayı hemen hemen her dönemde, her devlet arzulamıştı. Basra’ya yerleşen Ubeydullah Bin Ziyad,  2000 Türk Okçusunu şehrin bir kısmına yerleştirmiş, kendilerine özgü anılabilecek bir isimle de mahallelerinin adını değiştirmiştir.  Meşrik Valisi, Yezid bin Ömer ise 749 yılında, Buhara’dan 300 kadar Türk esirini getirmiştir.

Paralı Türk Ordularının ve getirilen çeşitli esirlerin, Arap Devleti içerisinde Türklerin birbirlerini tutması ile yükselme devri de bu dönemde başlamıştır. Dr. Cevat’ın dediği gibi Türkler, Irak’a paralı askerler ya da köleler olarak gelmemişler, burada zaten kendi  Arap tarihçilerinin de belirttiği gibi yaşamaktaydı ancak bölgeye gelen Paralı Türk askerler ve esirlerle birlikte, bölgedeki Türk nüfusu daha da artıyordu. Bu durum ise Türklerin birbirini tutması ile değişik ve şaşırtıcı bir şekilde bölgede Türk Yükselişini başlatacaktı. Ibn-ı Haldun El Mukkaddimesi’nde, “Türk’ün kılıcının belirlediğinden başka bir şey olmayan Halifeler, Türk Orduları ve Komutanları arkasındaydı.” demektedir. Türkleri överek, yücelttiği ve Müslüman Arapların kurduğu devleti nasıl ele geçirerek yönetmeye başladıklarından bahseden Ibn-ı Haldun’un bu eseri, bugün de Iraklı Arap Tarihçiler tarafından pek sevilmemektedir.

Bu dönemde, Aybeg gibi Orta Asya’dan gelen bazı köle Türkler, yükselerek Mısır’da Türk devletleri kurmuştur,  Eyyübiler, Ihşidler,  Dolunoğulları ve dahası böyle kurulmuşken, Abbasi Devleti de Arap olma özelliğini kaybetmişti, bütün ordu gücü ve iktidarı belirleyen tamamen Türkler olmuştu, bir süre sonra bölgeye gelen  Selçuklular ile de Türk Nüfusu, kendilerinden olan Sultanın yanına geçince de Abbasi Halifeliği, Türklerin elinde sembolik bir konuma kadar düşecekti.

Genç Türkmen Cemiyetinden katleden gençlerden birisi. Çoğu katliam görüntüsünü, 18+ olmasından dolayı koyamıyoruz.

Bütün bu süreç içerisinde, Türklerin Irak’taki varlığı 633 Banukya Anlaşmasından ve Yakut El Hamavi gibi tarihçilerden de anlaşılabileceği gibi 7.yy’ın dahi öncesine gitmektedir. Gene, Jeopolitiğin değişmediği düşünülürse, Asurlu tabletlerde bahsi geçen ve Urartulardan önce Doğu-G.  Doğu Anadoludaki Türüki Krallığı gibi Altay dilleri konuşan bazı toplumlar da muhtemelen aynı göç yolunu aynı nedenlerle kullanmış ve bölgeye gelmişti. Türklerin, Irak topraklarında göründükleri 7. yy ve öncesinin yanı sıra, aralardaki paralı askerler ya da esirler olarak yaptıkları göçler, Abbasiler ile birlikte yoğunlaşarak bahsettiğimiz süreci yaratmıştı, bu süreci ve sonrasını kısaca özetledikten sonra Iraklı Türkmenlerin, bölgedeki haklarını, varlığını özümseterek aktardığımızı kabul etmiş sayılabiliriz.

Türklerin bölgeye göçü Abbasi döneminde de artarak sürmüştür ve Hilafet merkezi olan Bağdat’ta kendisini artan yoğunlukta hissettirmeye başlamıştır. Abbasilerin ikinci halifesi olan Ebucafer El-Mansur, kurdurduğu Bağdat şehrinde Türklere ait geniş bir alan oluşturmuştur. Türklerin geldikleri yerler de göz önüne alınarak, Debru’l Buhara yani Buhara Evleri gibi mahalleler oluşturulmuştur. Abbasi Halifeleri, Türklerin savaşçılığına aşinaydı çünkü İran topraklarında, Emevi Hanedanlığını yenmelerini sağlayan gene Türgişler, İran coğrafyasındaki geniş Türk Nüfusuydu, isyanın önderi dahi Kürşat isminde bir Türk esiriydi, Halife Harun Reşid, 786-809 arasında hükmetmişti ve bu durumu görerek, tüm muhafız birliğini Türklerden oluşturmuştu. Halifeler ağır ağır, Türk Milliyetinin pençelerinde Arap devletini tuz buz edecekleri hataları inşa ediyordu. 833-842 arasında hüküm sürmüş Halife Mu’tasım döneminde ise 70.000 kişilik Samarra şehri kurulmuş ve içine sadece Türkler yerleştirilmiştir. Şehrin konumu, Bağdat ile Kerkük arasındadır.

Son olarak ise,  Halife Mutasım kendisini güvende hissetmek için, Hilafet Merkezini, Bağdat’tan, Samarra’ya taşımıştır, şüphesiz ki bunda devletin içindeki Türk tesirinin şiddetli artışının etkisi yadsınamaz, bu noktadan sonra ise  Abbasi Devleti tamamen Türk Komutanların elinde güç savaşlarına sahne olacağı, darbelere, halife değişimlerine, çeşitli Türk Komutanların Memlüklere, Kölemenler denmesindeki nedenleri barındıran geçmişlerini unutturacak mücadeleleri yaşayacak, yeni Türk göçlerine, Türk devletlerine gebe olarak, Selçukluların kanatları altına girene kadar da Türk egemenliği altında yaşamını sürdürecekti. Mısır’ın Unutulan 1000 Yıllık  Türk Tarihi isimli makalemizde, Türk Komutanların, Abbasiler içerisindeki isyanlarına, yoğunluğuna da daha yakından aşina olabilirsiniz.

Halife Mu’tasım’ın taşınması ile  Türklerin egemenliği iyice pekişince, ırmaklara, yollara, dağlara Türkçe adlar verilmeye başlanmıştı. Bu noktadan da  Türklerin çok geniş coğrafyalara yayılmış, Moğol ırkıyla Avrupa ırklarının karışımından ortaya çıkan Turanid Irkının antropolojik özelliklerini taşımaları gibi, ekinleri de farklı coğrafyalara farklı nedenlerle göç ederek, aynı dili konuşan ulusun çeşitli boyları halinde gittikleri yerlerde kurdukları devletlerle ya da ele geçirdikleriyle tarihe adlarını bırakmıştır, bu durum Türkleri, tarihin en sıradışı ve incelenmesi en zor ulusu haline getirmiştir.

Abbasileirn çöküşü ile, bölgeye önce Selçuklular sonra gene Türk Devletleri olan Zengiler (Selçuklu tiginlerini eğiten öğretmenlerin devletleri), İlhanlılar, Dulkadiroğulları,Safeviler,Avşarlar,Kaçarlar,Osmanlılar gibi çeşitli ve arada saymadığımız pek çok Türk devleti aralıksız hüküm sürmüştür.

Diktatör Abdülkerim Kasım

Birinci Dünya Savaşı ve Sonrasında Irak Türkmenleri

Birinci dünya savaşı sırasında Suriye topraklarımızı Fransızlar, Irak topraklarımızı ise İngilizler fethetmişti, Padişah Vahdettin’in Türk Ordusuna tıpkı İzmir’dekine benzer şekilde çekil emrini vermesiyle, Sömürgeci Ulusların orduları keskin manevralarla alabildikleri alanı almaya başlamıştı. Bölgeye Bağdat-Demiryolu Kitabında da belirtildiği gibi daha önceden casusluk etkinliği ile kısmen hakim olan İngilizler, Irak’ta daha 1921 yılının 23 Ağustos’unda, Kral  Faysal’a taç giydirmiş ve Iraklılara kendi çizdikleri bir bayrakla da sözde bağımsızlık vererek, manda devletlerini kurdurmuştu. Bu dönemde, Anadoludaki Türk Kurtuluş Savaşı, Irak ve Suriye topraklarındaki Türklerin mücadelelerinden bağımsız değildi, nasıl ki Ankara ile Mersin arasında bir bağ var ise aynı şekilde Misak-ı Milli içinde yer alan bu coğrafyanın Türk İllerinden olan Halep de Hatay gibi, Musul-Kerkük-Erbil gibi bizimle birlikte savaşmaktaydı.  Bu dönemde, bağımsızlığını aldığını düşünen Arap toplulukları ile Kürtler tamamen İngilizlerin yanındaydı, keza onlar da Sevres Anlaşmasındaki Kürdistanın peşindeydi,  Türkmen denilen Irak Türk toplulukları ise İngilizlere karşı direniş göstermekteydi.

Halkı, Türklere ve Türk meclisine karşı kışkırtan İngilizlere karşı Erbil Türklerinden Küçük Molla Efendi(1867-1943) yaptığı konuşmalarla, İngilizlere karşı sert etki yaratıyordu, Türk Savaşı için Türklere destek topluyordu. Özellikle de Telafer bölgesinde sert direnişler vardı, bu dönemde pek de yabancı olmadığınız ve Eylül ayında bağımsızlığa hazırlanan, 1959 Kerkük Soykırımını da gerçekleştiren Barzani Aşireti, gene 1918-1922 arasında Levi, Karaağaç gibi Türkmen katliamlarını İngiliz desteği ile gerçekleştirerek, Türkmenleri sürmeye ve devşirmeye çalışıyordu, Nakşibendi Şeyhi oldukları için, Anadoluda pek çok Alevi Türkmen Boyunu devşiren Kürt Aşiretleri, Irak’ta da aynı politikayı izliyordu, hatırlayınız, bu dönemde bu devşirmeye karşı “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları düzenlenmekteydi. Barzani Aşiretinin, Türkmenlere yönelik katliamlarını, tarihini ve geçmişi ile kendisini, amacını anlamak için “Kimdir Bu Barzani, Şeytan mı Melek mi,  Yoksa Günahını mı Aldık?” makalemizi okuyabilirsiniz.

Kardeşliğin önde gelenlerinden şehit düşenler

20 Ağustos 1330 tarihli Osmanlıya ait Dahiliye Nazırlığından Sadarete gönderilen belgelerde de görünmektedir ki Türkler, Anadolu topraklarına kalıcı olarak gelmeden önce Irak-İran topraklarına yerleşmişti, özellikle de Irak’taki Musul-Kerkük–Erbil-Telafer hattı yerleşimin en önemli noktalarındandı. Kurtuluş Savaşının kazanılması ve Lozan Anlaşması ile Hatay-Halep-Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye gibi Misak-ı Milli içinde yer alan ve Kurtuluş Savaşına bizzat katılmış şehirlerimiz, düşman topraklarında kalıyordu. Daha sonraki çabalarımız ile Hatay’ı almış, Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye topraklarımızı alma hazırlığındayken ise yaşanan Şeyh Sait isyanını bilmektesiniz, konuyu daha fazla uzatmak yerine bu noktada da “Şeyh Said İsyanı ve Musul Sorunu, İslamcıların Yalanlarına Cevaplar” makalemizi okumanızı öneririz, burada ayrıntılı şekilde bildirileri, raporları ve gazete küpürlerinden, ordu manevralarına, yurt dışındaki Türklerin eylemlerine kadar pek çok şeyi göreceksiniz.

Irak Türklerinin, Kral 1. Faysal ve 2. Faysal ile sürecek olan Arap Devleti altında yaşama zorunluluğu böylece başlamıştı, belgeler gösteriyor ki, Türklerin, Irak topraklarında 1400 yıldan uzun bir yerleşimi ve 1000 yıldan uzun bir egemenlik dönemi vardır, İran’da ise 1027 yıl süren aralıksız Türk egemenliği de Irak’taki gibi bu dönemde bitmişti, 1918 Bakü Muharebesi ile  Farslar,Ermeniler,Ruslar ve İngilizler, Türkleri yenmiş, İran Türklerini de Fars egemenliğine bırakmıştı, böylece Anadoludaki Türk egemenliği dışında, neredeyse dünya üzerinde bağımsız kalabilmiş bir Türk topluluğu da kalmamıştı. İran Türklerinin kaderine de benzer şekilde, Türkleri nüfusları, geçmişleri ile doğal bir ulus olmaları ve Türkiye gibi bir devletleri olmalarının yanı sıra Kemalizm gibi Milliyetçi ideolojileri olmasından dolayı da Irak Hükümetlerinin de tehlike olarak görmesi doğaldı, keza bu dönemde Azerbaycan’a toprak isteyen Mustafa Suphi dahi, Stalin tarafından Komünizmin ajanı olmakla suçlanıyordu.

Irak Türkmenleri de bu dönem ve koşullar içerisinde varlıklarını korumak için mücadele etmişti; Kürt Aşiretlerinin katliamları;  Irak Kralları ile Diktatörleri arasında yaşam mücadelesini başlatmıştır:

Iraklı Türkmenler Irak’ta Nasıl Zorluklar Yaşıyordu

Yaşadıkları zorlukların en başında dil sorunu gelmekteydi, kendi egemenliklerini sürdürdükleri topraklarda, kendi dillerinde konuşmaları yasaklanmıştı, Türkmen Boyları, birlikte yaşamamaları için çeşitli bölgelere sürülüyordu, Irak-İran Savaşı sırasında örneğin, Kerkük’e otoban yapma bahanesi ile evleri yıkılan Türkmenler, savaşa götürülürken yerlerine Araplar yerleştiriliyordu, Nüfus İl Müdürlüğünden anadil ibarenizi değiştirmeden ne iş bulabiliyordunuz ne de insan yerine konuluyordunuz. Irak Hükümetinin politikaları yetmiyormuş gibi, Batılılarca desteklenen Kürt Aşiretleri 1966 yılından itibaren elde ettikleri imtiyazlar ile sürekli genişliyordu, bu genişleme ise gittikçe zayıflayan Türkmenlere doğru oluyordu, İngilizlerle arası bozulan Kürt Aşiretleri bir süre sonra SSCB ile anlaşarak bugünkü AK-47 depolarını yaratacak manada Kürdistan Demokrat Partisini,  Kürdistan Yurtsever Partisini kurarak Irak’a bölücü amaçlarla saldırıyordu, bununla da kalmıyor, Türkiye’yi de hedef alırken, Türkmenlerin ellerindeki toprakları da almaktaydılar, yer yer Irak’a saldırsalar da Irak’ın kendi iç meselelerinden çıkar elde ederek destek görerek, bu katliamları yapmaktaydılar. Bunlardan birisi de bahsettiğimiz 14 Temmuz Katliamıdır.

Kerkük’te ortaya çıkan toplu Türkmen mezarları…

14 Temmuz 1959 Türkmen Soykırımında Ne Oldu?

Yukarıda bahsettiğimiz tarihi süreç ile Irak Devletinin iç dinamikleri ile dış dinamikleri arasında bir denge kurarak düşünürseniz ki, Iraklı Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde önemli ölçüde Kürt ve Arap nüfusu oluşmuştu, bu durum ticareti de etkilemiş, Türkmenlerin göçü ya da devşirilmesiyle de devam etmekteydi.  14 Temmuz 1958 günü darbe olmuş, çocuk yaşta tahta geçen Irak Kralı 2. Faysal tahttan indirilmişti. BAAS Rejimi kurularak, Bağdat Paktından çıkılmıştı ve bu durum ABD’yi de teyakkuza geçirmişti, SSCB etkisi Orta Doğuda artmaktaydı, 14 Temmuz 1959 ise darbenin yıl dönümüydü, kutlanması gerekiyordu. Bu kutlamalar sırasında, Irak’ın yeni Diktatörü Abdülkerim Kasım, Barzani aşireti ile arasında sürtüşmeler olsa dahi, asıl tehlike olarak devletleri olan ve daha 30 yıl önceye kadar bölgenin hakimi olan Türkmenleri-Türkleri tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden Barzani, Yüksek Sosyalist Şuraası ve Diktatör Abdülkerim Kasım aldıkları kararlar ile Kerkük İkinci Tümen Kumandanı olan Nazım Tabakçalı’yı vatana ihanet suçu iddiasıyla tutuklattılar.

Mehdavi Yargıevi tarafından yargılanan Türkmen Kumandan idam edilmiştir, böylece Türkmenlerin elinde bulunan askeri birliklerin ve Türklerin devlet içindeki etkisi de azaltılıyordu. Nazım Tabakçı yerine ise Davut El Cenabi atanmıştı, Barzani’nin yakın dostuydu.  İşte bundan sonrasında yaşananlar çok daha ilginçti.

Davut El Cenabi, yıllar sonra Rusya’da kurşuna dizilecekti, bir Sosyalistti ancak asıl ilginç olan ise kendisiyle birlikte pek çok kişinin daha bölgeye atanmasıyla başlamıştı. Atananların hepsi SSCB yanlısı  Kürt Aşiretleri üyeleriydi. Maruf Benzenci, Cebbar Piruz Han,Nuri Molla Veli,  Ermeni kökenli Kitapçı Ojen bunlardan bazılarıydı. Yaptıkları il iş, bir önceki kumandanı idam edilen Türkmen Nazım Tabakçı olan Türkmen Tümenlerini Kerkük’ten uzaklaştırmak oldu. Ardından bölgedeki polis gücünü de Kerkük dışına çekmişlerdi, ilginçleşen kısım ise bölgeye çeşitli hal ve biçimlerde silahlı Kürt grupların “halk” adı altında gelmesiydi, “göç ve kaynaşma” maksadıyla geliyorlardı. Bunlara daha sonra Halk Mukavemet Teşkilatı dendi, güvenlik güçlerinden mahrum bırakılmış Türkmenlerden, 3.000 Türkmen genci sadece iki gün içerisinde koşullar olgunlaşınca tutuklandı. İşte, bu noktada da azınlıkların, siz güçsüzken kardeşlerinizden düşmanlarınıza dönüştüğünü unutmamalısınız, 1000 yıllık Türk egemenlik döneminde, varlıklarını korumuş olan Kürtler ve Araplar, çeşitli göçler, soykırımlar ve planlı katliamlar ile ciddi devşirmeler üreterek Türkleri Irak’tan silip kendilerinin yapmanın peşine düşmüştü, halbuki Türklerin bunu tamamen yapabilmek için yüzlerce yıllık fırsatları vardı, uluslararası ilişkilere yönelik düşünürken de konuları “bireysel” olarak, “onlar iyi insanlar” demek yerine, toplumsal gerçekler ve toplumsal doğanın tarihteki görünümü ile ele almak önemlidir, zayıfken azınlıklar kardeşlik politikası, vatanseverlik güzellemeleri yapsalar da “Egemenliğimizde yaşayan Balkan topluluklarının” bizi gene vatanlarımızdan nasıl gücü eline alınca sürdüklerini de hatırlatırız. Bu makaleyi yazmaktaki amacımız da bu Ulusçu bilinci uyandırmaktır.

Barzani’nin Eski Bir Açıklaması, kendisini ilgili makalemizden daha ayrıntılı şekilde öğrenebilirsiniz.

Tutuklamalardan sonra ise yağmalama başlamıştı. Osman Hıdır, Kerkük’te gazino işletmekteydi, ellerinde iplerle ve silahlarla gezen Barzani Kürtleri, kendisini dışarıda şehit ederken, sokaktaki dükkanları yağmalıyordu. Burada, bir başka kurnazlık daha yapılmıştı, Kerkük’e atanan Barzani Kürtleri bir bildiri yayınladılar, bildiride “Kürtlere karşı savaşmak için İkinci  Türkmen Tümeni gelmektedir, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.” denmektedir, halbuki bu bildiri, yardım gelmeyeceğini gören Türklerin, sokağa çıkmasını engellemek içindi, bu sırada ise şehrin düzenini ele geçiren Kürtler, dükkanları yağmalıyor, arsalara el koyuyor, evleri basarak, kendi göç edecek  Kürt Ailelerine yer açıyordu. Tıpkı bu tarihten 30 yıl sonra Saddam’ın daha beterlerini yapacağı gibi ki Saddam döneminde kilosu idam edilmeye yetmeyen kişilerin boynunu ip kesmeyince, kesmesi için vücutlarına ağırlık yüklemekteydiler.  Son sokağa çıkma yasağı ile, güvenlik gücü olmadan kalan Türkmenler, olanlardan habersizce evlerinde beklemekteydi. Bundan sonraki adımda ise bölgeye yeni gelen Kürt birlikleri, doğruca Türkmen evlerine saldırdılar, evleri arandı, Milliyetçi görünenleri fişlendi ve askeri kışlaya götürülerek kurşuna dizildi, bunların başında ünlü Ata İhsan Hayrullah Kardeşler, Kasım Ali Neftçi, Mehmet Selahattin  Avcı kardeşler, Nihat  Cihat, Emel Fuat Muhtar gibi çok sayıda milliyetçi geliyordu. Türkmen Milliyetçilerin bazıları iplerle ciplere bağlanarak sokaklarda ters yönlerde süründürülmekteydi, öldürülen Türkmenlerin cesetleri ise sokaklarda bırakılmaktaydı, verilen mesaj açıktı.  Bu sırada atılan sloganlar ise “Kahrolsun Türkiye” şeklindeyken Türkmenlerin dükkanlarındaki Ener Paşa, Kemal Atatürk gibi tablolar parçalanarak sokaklara atılmaktaydı.

Kerkük  Katliamı tam 3 gün 3 gece sürdü.  Burada, Türkmen kayıpları azaltan yegane unsur ise Kürtlerin yağmacı olmasıydı, eğer yağma yapmasalar öldürülen Türk sayısı daha da fazla artardı.  Katliamların göz dağı vermesi için Emel Muhtar ve iki kardeşi ise sokakta, aile bireylerinin önünde kurşuna dizilmişti, bunun gibi yaşayanların ve dönemin gazetecilerinin, askeri casuslarının anlattığı ve anlatamadığı pek çok olay bu üç gün içinde yaşanmıştı.

Emel Muhtar’ın ölümünü gören Türkmenlerden birisi, o günü şöyle anlatmaktadır.

“Emel öğrenci ve genç bir kızdı, Azize ile Semire adında iki kız kardeşi bulunmaktaydı, Nihat,  Cihat ve Kubat adında da üç abisi bulunmaktaydı, 15 temmuz günü kapılarından içeri girdiler, babalarını ve abilerini döverek tutukladılar, Nihat’ı sokağa çıkartıp, sürüklemişlerdi, kurşuna dizmek için direğe bağladıklarında,  Emel ona doğru koşmaya başladı, Nihat’ı kurşuna dizdikten sonra, Emel’i de vurmuşlardı.”

Ardından ise bunun gibi pek çok olayda, cesetler sokaklarda süründürülmüştü. Ata Hayrullah,  Türkmen toplumunun önderlerindendi, ailesine o gün katliam başladığında Türkmen geleneksel kıyafetleri giydirmiş ve Türklüğün yüceliğini anlattığını düşündüğü bir nutuk çekmişti,  14 Temmuz Gecesi kapısını çalan Kürt Birlikleri, Kumandanlarının onu kışlada istediğini söylemişti, ailesinden ayırarak, Türklerin kanı ile sulanan Kışlanın avlusunda, Ata Hayrullah’ı bir direğe bağladılar.

“Türklerin liderinin eti 10 filis, alan var mı?” diyerek etlerini kesmeye başlamışlardı, filis, kuruş demektir. Kesilen etlerini hayvanlara atarken, onu da kan kaybından ölmeye bırakmışlardı. Ata  Hayrullah’tan sonra kardeşi Doktor İhsan Hayrullah da aynı şekilde şehit edilmişti. İhsan Hayrullah ise doktor olarak, şehirlerindeki pek çok Kürt kökenli insana ayrım yapmaksızın bedava ilaç vermiş, tedavi uygulamış birisiydi ancak bu onun akıbetini değiştirmemişti, gücü alan azınlık, güçlüyken göründüğünden çok farklı bir hale uluslararası ilişkilerin doğası gereği dönüşüyordu.

Bu olayları yaşayan pek çok Türkmen, pek çok yazı yazdı, belgesel çekti, katliam sırasında Kürtlerin söylediği “Mustafa Kemal de öldü, ne olacak şimdi?” ya da “Türkiye sizi hadi kurtarsın.” şeklindeki dalga geçişleri ile birlikte aktarılana göre Türkmenler, Tanrı’ya dua ederken de “Tanrı izne çıkmış.” gibi İslamiyet’e de aykırı şekilde dalga geçtiklerini bildirmektedirler. Tüm bunların yanı sıra, bu olayların yaşandığı ile ilgili Kürt tarafından hiç bir yalanlama gelmemiş, aksine bu olaylar basına yansıdığında da geri adım atmayarak fetih yapmışcasına Kerkük’e yerleşmişlerdir.

Kerkük Türkmen Soykırımından Sorumlu Adlar

Bu ağır katliam sırasında, Irak hükümeti zaten işin içinde olduğu için yardım etmemişti, bölgede hak iddia edecek olan Kürt Aşiretleri ise ileride birbirine düşecek olsa da bu sırada kardeş gibiydiler. Celal Talabani ile Nuri Talabani de Mustafa Barzani gibi Kürt Aşiret Önderleri, bu katliamda ve katliamdan kazançlı çıkanlar sıralamasında en önde gelmekteydi.  Katliama ayrıca Irak 2. Ordusundaki Kürt birlikler de katılmıştı.  Arap-Kürt ve Kürtlerle Kürtlerin birbirine aşiret tabanlı olan düşmanlıkları, Türkmen tehlikesi yüzünden bir anda unutulmuştu, Mustafa Barzani, Kerkük’teki Türklere karşı, ileri gelenlerin evlerinden planlar yapmakta ve en büyük payı almanın peşindeydi.  Planlarını çizdikten sonrasında ise Bağdat’a giderek büyük ihtimalle durumu haber etmek için ayrılıyordu. Kerkük’ten bir kahraman gibi ayrılmıştı, Bağdat’ta planlarını gözden geçirirken, Kerkük’te, “Kerkük Kürtlerindir.” “Türk yok.” şeklinde tabelalar sokaklara asılmış, Türkçe tabelalar ve iş yeri adlarını gösteren tabelalar da indirilmişti.

Türkmen Katliamından bazı görüntüler, rahatsız edici görüntülerden dolayı özür dileriz.

Kürtlerin bu katliamdaki temel amacı etki alanlarını arttırmak ile Türk tehlikesini önlemekti, bir diğer konu ise Irak’ta Bağdat  Paktına üye bir hükümet artık yoktu, yani SSCB destekli bir hükümet vardı ki bu da NATO üyesi olan Türkiye’ye bağlı bir azınlığı yok etmekteki sakıncaları ortadan kaldırıyordu fakat bu önemli değildi keza dönemin hükümeti  Adnan Menderes, hükümetinin devrilmesinden ve Türklerin tepki göstererek Utkuları olan Misak-ı Milliyi gerçekleştirmeye yönelik, Kıbrıs’taki katliamlara benzer bir tepki geliştirmesinden ürkmüştü, tabii ki bu talebin oluşması, Musul’u daha ilk başta bizden alan Batı Sömürgeciliğinin de işine gelmezdi, bu yüzden 14-17 Temmuz 1959 tarihleri arasında gazeteler sansürlendiği için beyaz çıkıyordu. Kerkük’ün en aydın ve milliyetçi, bilinçli tabakası katliam ile yok edilmişti.  Türklerin sahip olduğu zengin topraklar gasp edilmiş, göçe zorlanmıştı.

14 Temmuz 1959 Türkmen Soykırımı Nasıl Engellendi?

3 Gün 3 gece süren katliam, bir soykırıma doğru gidecekken, Türkmenleri tamamen yok olmaktan kurtaran gene bir Türkmen Kumandandı. şehit Albay Abdullah Abdurrahman, Kerkük doğumluydu, 1913 yılında doğmuş ve Bağdat Harp Okulundan mezundu, İngilizlere karşı Irak Krallığının savaşına katılmıştı, aynı zamanda Filistin’i kurtarma savaşlarında da yer almıştı. General Mustafa Regaip ile Ömer Ali de onunla yer almıştı, Türkler askeri özellikleri ile kendilerini gene orduda hissettirmekteydi. 1958 Darbesi sonrası, Kerkük’te 2. Tümen Kumandan Yardımcısı olmuştu. Soykırımın başlangıcında, Tuzhurmatu aracılığı ile Bağdat’a ulaşmıştı,  yaşanan katliamı Irak’taki diğer ordu yetkililerine bildirmişti, Abdülkerim Kasım darbenin önderi olabilirdi ancak her şey ve herkes onun denetiminde değildi. Bu sırada ise Bağdat’ta bir politika dönmekteydi, Kürtler, önceden Kerkük’te Abdullah Abdurrahman’ın Türkmenleri örgütleyerek isyan ettiğini ve isyanı bastırmaya geldiği şeklinde bir yalanı yaymıştı, Abdullah Abdurahman ise Bağdat’ta hükümet yetkililerinin yanında bulunarak bu yalanı ortaya çıkartmıştı. 2. Ordu Birlikleri ile Kürt Katliamcılar da bu süre içerisinde Türkmen Kerkük Kalesine topladıkları Türkmenleri katletmeyi sürdürmüştür. Hükümet yetkililerince durumun Bağdat’ta skandal olarak ortaya çıkması ile katliam durdurulmuştur ancak Kürtler bölgeye yerleşmeyi hala sürdürmüştür, Irak Devletinin Arap Ulusuna ait olması ve Kürtlere dokunmayışı ile Türkmenler adaletsiz bir sürece hapsedilmiş olmaktaydı.

Şehit Albay Abdullah Abdurrahman, 1964-1973 ile 1974-1976 arasında, kurulması gerekli görünen Türkmen Kardeşlik Ocağında önderlik görevini yürüttü. Türk öğrenciler için de bazı öğrenci yurtlarını Kerkük’te inşaa ettirdi. Türklere ait, Türkçe, Kardeşlik dergisini sürekli olarak yayımlamayı sürdürdü. Açtığı yurtlardan birisine ise gene şehit düşmüş Rıza Demirci adını vermişti. Irak’taki tüm Türkmen köy ve kasabalarını gezerek, Türk dilini unutturmamak ve Türk kimliğini yaşatmak istemiş, çaba göstermişti. Buradaki 1400 yılı aşan Türk varlığını, belki Türkiye’nin gelebilir umuduyla 1000 yıllık egemenliğin anısına sürdürmek için elinden geleni yapmıştı.

Kerkük’teki Türkmen Eylemlerinden birisi

Türkmen Kardeşlik Ocağı ise Irak’ta Saddam gibi BAASçılar için de Kürtler için de tehditti, söylediğimiz gibi Türkiye’nin müdahalesi için bir bahane ve örgütlenme tesis ediyordu, bu yüzden de Saddam zorla bazen kendi BAAS üyesi Türkmen kökenli yandaşlarını ocağın başına geçirmeye çalışsa dahi, 1959 katliamının verdiği etki ile Türkler her zaman Abdullah Abdurrahman’ı önderi olarak seçiyordu.  Saddam, konuyu politika ile çözemeyeceğini anlayınca, savaşçıl bir yol izlemiş ve 1976 yılında zorla kendi adamlarını ocağın başına koymuştur, Necdet Koçak, Adil Şerif ve mezarı hala bulunamamış şehit bilimadamı Rıza Demirci’yi de tutuklatmıştı, 16 Ocak 1980 günü idam etmiş, gözlerini oydurmuş ve suçlarının açıkça “Türkçülük” olduğu da bölge halkına bildirilmiştir. 1976 sonrası Saddam devşirme ve sindirme politikalarına daha fazla yer vermiştir.

Saddam Hüseyin Dönemi ve öncesindeki Irak Türkmen Politikasını takip edebilmek için, önerebileceğimiz kısa bir kaynak aşağıdadır;
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
IRAK’TA TÜRKMEN POLİTİKASI

Bu katliamın duyulması ile çevredeki Altınköprü, Telafer,  Tuzhurmatu ve dahasından yardım gelmesi de ayrı bir ilginç konudur, Kerkük’ü saran  Türkmen gönüllüleri, kardeşlerine yardım etmek için yollara dökülmüştü, belki de Irak Hükümeti olaylar büyür ise Türkiye’nin hükümetinin de sansürü uzatamayacağını, kızgın halktan ve TSK’dan dolayı bir operasyon geleceğini düşünebilirdi.

Kerkük Türkmen Soykırımı sırasında şehit edilmiş ve önde gelen Türkmen Önderlerinden bazıları aşağıdadır.

1- Ata Hayrullah- albay
2-İhsan Hayrullah- yarbay doktur
3-Selahattin Avcı – iş adamı
4-Mehmet Avcı …. Memur
5-Nihat Fuat Muhtar. öğretmen
6-Cihat Fuat Muhtar.. öğrenci
7-Emel Fuat Muhtar .. öğrenci 12 yaşında
8-Kasım Neftçi .. Arazi Sahibi
9-Ali Neftçi .. Serbest Meslek
10- Osman Hıdır .. Kahve Sahibi
11-Cahit Fahrettin ..Öğrenci
12- Zuhur İzzet Casım Çaycı..Kahve Sahibi
13-Şakır Zeynel .. Kahve Sahibi
14-Gani Nakip ..Memur
15- Fatih Yunus Ali..Teknisyen
16-Kemal Abdulsamet ..Mühendis
17-Cuma Kamber ..Teknisyen
18-Enver Abbas ..Öğrenci
19-Kazım Abbas Bektaş ..Öğrenci
20- Hacı Necmettin Abdullah .Serbest Meslek
21-Hasib Ali ..İşçi
22-Nurettin Aziz .. İşçi
23- İbrahim Ramazan… Tamirci
24-Abdulhalik İsmail… Öğrenci
25- Selahattin Kayacı..İşçi
26-Abdullah Ali Bayatlı..Teknisyen
27- Abbas Kadir… Öğrenci
28-Selahattin Köprülü… Polis
29-İbrahim Hemze… Kasap
Kemal’in Annesi olarak tanılan yaşlı bir ev hanımı
30- Adil Abdülhamit .. Öğretmen
31-Abdullah Ahmet… İşçi
32-Habib Ali.
33- Abdulgani Seyit Mehmet..
34- Sadık Kaleli…
35-Salah Terzi ..Serbest İş.
36-Halil Şakır… Serbest İş

Kerkük Girişine Yapılan Peşmerge Heykeli

Türkmen Şehri Kerkük Bugün Ne Halde?

Türkiye’nin basiretsiz politikacıları bir inci gibi dizilmiş devam etmektedir, haliyle de dün Kerkük soykırımını sansürleyenlerle, Kerkük’ü işgal ettiren ve işgal edene silah desteği vermekle de kalmayıp, Kürdistan kurulursa Türkiye büyür diyenler, Kürdistanı içeren  Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanıyım diyerek Kürdistan bayrağını göndere çekenler de aynı politikacılardır. Kerkük petrolleri şu an Türkiye üzerinden yurt dışına satılmakta olup, Barzani aşiretinin işgalindedir, şehirdeki kamu binalarında Kürdistan bayrakları asılmıştır, Kerkük Üniversitesinin rektörü Türkmen olduğu için arabası yakılmış, zorla istifaya götürülmüş ancak Eğitim Bakanlığı, durumu bildiği için reddetmiştir, ABD politikaları ve sömürgeciliği ile büyüyen Barzani Aşireti, Irak’ı parçalamak için Bağımsızlık Referandumuna, Erbil-Musul-Kerkük gibi  Misak-ı Milli içindeki Türk yurtlarını işgal etmiş şekilde başlamaktadır, ABD kuklası Irak hükümeti de Türkiye hükümeti gibi izlemektedir, bu durum yetmemiş, Kerkük girişine bir de Türkmeni katleden  Peşmergenin heykeli dkilmektedir. Bu acı durumlar, ileride Türkiye’yi çok zor durumlara sokacak politikalardır, Erşad  Salihli Irak Türkmen Cephesi Önderi olarak çeşitli açıklamalar yaparak “Son Günlerimizi Yaşıyoruz.” demiştir, Irak Türkleri, 2002 işgalinden sonra da Saddam yetmemiş gibi, kendi bağımsızlıklarını ararken, kendi dillerinde tabelalar asmışken ABD Ordusu ile birlikte hareket eden Barzani’ye karşı gene savaşmak zorunda kalmıştı, Kerkük öyle sert direnmişti ki şehrin suyunu kestikten ancak iki ay sonra teslim olmuştu, ardından ise işgal düzenine yani ABD’nin düzenine tabii olan Türkmenler, ABD’nin desteklediği Kürdistan’ın zorla işgaline mi bırakılacak yoksa 1000 yıllık topraklarımızdaki kardeşlerimize yardım etmek için halk talebi oluşturarak politikacıları bu yöne çekecek bizler sayesinde bazı şeyler, Türklerin çıkarına ve bağımsızlığına yönelik olarak mı sonuçlanacak?

Kerkük Kamu Binalarına asılan Kürdistan Bayrakları

Bu sorunun cevabını uzun vadede, hep birlikte verelim, yazımızı sonuna kadar okuduysanız vaktiniz için teşekkür ederiz, Türkmenin yanında olmak, Türkiyenin geleceğinin yanında olmaktır, Türkmenlerin nüfusunun neden ve nasıl azaldığını daha iyi anlamış olacaksınızdır. Barzani’nin, Türkiye’yi Kürdistan olarak reklamlarında, kanallarında göstermesi ve  Türkmenlerin uğradığı katliamların hala basına çıkmamasını da makalemizde nedenleri ile anlamış olmalısınızdır.

Politik Deli
14 Temmuz 2017

Türkiye’yi Kürdistan Olarak Gösteren Barzani, Azerbaycan Televizyonlarında ancak Türkiye Basınında yok.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*