Herkesin Aklında Aynı Soru, Musul Kimin Olacak?

Barzani Türkiyeyi Hep Tehdit Etti

Musul, Irak’ın Kuzeyinde yer alan bu şehir,  petrol kaynakları, çeşitli dini azınlıklar, çeşitli kültürel azınlıklar ve arkasındaki derin tarih ile Irak’ın günümüzdeki ikinci büyük şehridir. Bugünlerde, televizyonlarda sık sık adı geçen bu şehrin, diğer bölgelerde yaşanan savaşlara göre daha çok dikkat çekmesinin ise temel bir nedeni vardır.

Petrol.

“Bir damla petrol, bir damla kandan değerlidir.” diyen İngiliz Muhafazakar Milliyetçi Başbakanı, Winston Churchill’in zamanında Irak topraklarında kullanmakta olduğu ve kendisine petrol aktarımı için uygun gördüğü hayali bir devlet vardı.

Lord Curzon onlar için “Bir alfabe verdiğimiz zaman görürsünüz.” diyerek İsmet İnönü’yü tehdit etmekteydi. Burada tabii ki, Kurtuluş Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı boyunca düşmanla işbirliği içerisinde olmuş çeşitli azınlıklardan yanı sıra özellikle petrol musluğu olmak için can atan ve aşiretlerin pençesinden asla kurtulamamış, fakir bir halktan bahsediyorum.

Kürtler.

Musul Operasyonunu anlatabilmemiz için öncelikle bazı tarihi  bilgileri vermemiz gerekli ancak yazılacak pek çok makalenin konusu olan Musul hakkındaki her şeyi burada iletmemiz mümkün olmadığından size sadece kısa ve özet bilgileri sunarak, bu operasyonun olayı, amacı ve ardılı nedir, ne olacaktır onu aktarmak istiyoruz.

Musul, bir Avşar İmparatoru olan Nadir Şah’ın Osmanlıları sürdüğü kısa bir süreyi saymazsak çok uzun bir süre Batı Anadolu Oğuzlarının yani Anadolu Türklerinin egemenliğinde olmuştur, bunun dışındaki dönemlerde ise çok uzun bir süre Doğu Oğuz Türklerinin yani İran Türklerinin elindedir, bütün bu süre içerisinde, Suriye’ye Oğuzların gelişi 7. yüzyılı bulmaktayken, tam anlamı ile hakimiyet kurmaları 1063 yılını bulmaktadır. Bu bölgeyi Haçlı Seferlerine, Arap isyanlarına, sonrasında ise Emperyalist İmparatorlukların saldırılarına karşı korumak zorunda kalan Batı Oğuzları, yaşadıkları Şam Katliamı, Tefes Katliamı gibi Arap isyanlarının sonucu olan kan banyolarını ise hafızalarından silememiş ve günümüzde hala Arapları korkak, sinsi ve hain olarak gören belki çoğu yerde haksız ve hadsiz bir önyargıya kapılmıştır.

Musul’un Türkler açısından önemi çok büyüktür, Mondoros Ateşkesi imzalandığında, Musul-Kerkük-Aleppo-Halep Türk toprağıdır ve bu bölgenin halkı da Türktür, bu yüzden Kemal Paşa “Türk Süngülerinin sınırları” diyerek güneyimizi Nutuk’ta onurla ifade eder çünkü Arap çölleri yerine artık Türk çocuğunun evi savunulmaktadır.

Mondoros sonrasında yaşanan haksız ve sömürgeci işgaller yüzünden Kurtuluş Savaşımız boyunca da amacımız, anavatanımızı korumak ve geri almak olsa da Musul-Halep-Aleppo-Kerkük alınamamış ve Türkmeneli diye çağrılan bir yurt parçası Türklerden alınmış, bölgedeki Türkmenler çeşitli işkencelere maruz kalmıştır.

Türkmenlerin yaşadığı katliamların bazıları aşağıdadır ve bu katliamların çoğu Kürt Aşiretleri tarafından bazıları ise Irak Hükümetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.

TARİH İÇİNDE TÜRKMENLERİN YAŞADIĞI KATLİAMLAR

– Kaçakaç Katliamı, Telafer – 1920
– Levi Katliamı, Kerkük -1924

Unutulan Türkmenler...
Unutulan Türkmen katliamları…

– Gavurbağı Katliamı, Kerkük – 1946
– Kerkük katliamı, 14-17 Temmuz 1959
– Tazehurmatu Katliamı-1, 1979
– Türkmen Liderlerin Katliamı, 16 Ocak 1980
– Tazehurmatu Katliamı-2-25 Mart 1991
– Altunköprü Katliamı 28 Mart 1991
– Erbil Katliamı, 31 Ağustos 1996
– Tuzhurmatu Katliamı 22 Ağustos 2003
– Telafer katliamı-1-09 Eylül 2004

 

– Telafer Katliamı-2-21.02.2005
– Musul katliamı, 24 Eylül 2005
– Yengice Katliamı, 10 Mart 2006
– Karatepe Katliamı, 04 Haziran 2006
– Kerkük Terör Katliamı, 13 Haziran 2006
– Tavuk Katliamı, 8 Haziran 2007
– Amirli Katliamı, 7 Temmuz 2007
– Tazehurmatu Katliamı-3-20 Haziran 2009
– Telafer Katliamı-3, 9 Temmuz 2009

ABD, İsrail, Petrol ve Barzani İlişkisi

Burada özellikle Türkmenlere son zamanlarda yapılan baskınların, katliamların arttığını görebilirsiniz, özellikle de Musul’dan, tıpkı SSCB’nin Ermenistan’daki 1 Milyon Azerbaycan Türkünü göçe zorladığı gibi, Irak ve Barzan Aşireti de Türkmenleri göçe ve yok edime göndermiştir, etnik temizlik  yapmıştır, buradaki amaç 1991 yılından beri, Musul gibi bir Başkent olabilecek şehrin, Kürtlere ve oradan da tüm petrol kaynaklarıyla Batıya aktarılmasıdır.

Çıkarların ve jeopolitiğin değişmediği dünyamızda, harekatların ve amaçların, müttefikliklerin de değişmesi beklenemez. Musul Operasyonu, geçmişte yarım kalan bir işin tamamlanma çabasıdır ancak biraz daha ayrıntıya girmemizde fayda olacaktır.

ABD, Irak’ı işgal ettikten sonra, K. Irak’ta bir Kürt Devleti kurmuştur, Araplar ise bundan şiddetle rahatsızken, onları da kendi içlerinde Şii ve Sünni olarak bölme çabasına girmiştir, geçmişte Sünni kıyafetleri ile Şiilere ateş açan İngiliz Subayları yakalanmış ve Basra Hapisanesine atılmıştır, Irak hükümeti bu subayları geri vermeyince de ünlü Basra Hapisanesi Yangını yaşanmıştır, bütün hapisane basılmış, korumalar öldürülmüş ve işgal edilmiş bir ülke oldukları da onlara hatırlatılmıştır.

George Bush “O bir diktatöre karşı durdu.” diyerek bir aşiretin yıldızını parlatıyordu.

Saddam Hüseyin uzun süre, Sünni olarak Irak’taki Şii çoğunluğa çeşitli işkenceler yapmıştır, bu işkencelerin sonucunda da kendisi yıkılınca, ABD, Şiileri iktidara getirmiştir ancak bu durum işleri biraz kontrolden çıkartmıştır. Şiiler, İran’a yaklaşırken, El Kaide başta olmak üzere tüm Sünni terör örgütleri, Irak’ı fethetmek için bölgeye sinekler gibi ufalanarak dağılmıştır, bu kişileri uzun süre Direnişçiler ya da Mücahitler olarak medyada izlemişken bugün teröristler olarak medyada gene karşımızda görüyoruz. Yaşanan bu mezhep fırtınasını ABD sadece daha da derinleştirmek için çalışmıştır ancak bunu o çıkarmamıştır.

Suudi Arabistan ise bir ABD müttefiki iken İran’ın, İsrail’den dahi daha büyük ateşli bir düşmanıdır ve o da ABD müttefiki olarak açık bir şekilde bu Sünni terörünü desteklemiştir, bütün bu terör örgütlerinin büyümesi ve kontrolü sağlama çabası, arkalarındaki finansörler ve çatışmalar sonucunda da IŞİD doğmuştur, bunda Saddam’ın Cumhuriyet Muhafızları da etkin rol oynamış ve bir intikam davası çıkmıştır, El Nusra’nın 18 bin Militanı ilk günden, IŞİD’e biat etmiş, Nijerya’nın Boko Haramından, Somali Korsanlarına kadar tüm Sünniler bir bir IŞİD’e katılmıştır.

IŞİD, petrolü Dinarla satıp, dolar kullanmayı reddederek de ilginç derecede bir Anti-ABD tutumu sergilemektedir, belki de aynı anda Rusyadan, İrandan, İsrailden ABD’ye kadar herkesin bu Saddam Hayaletine düşman olmasının nedeni budur.

Musul konusuna gelir isek, Irak’ın 60 bin kişilik ordusu, vatansever olmayan kişilerden parayla devşirilerek oluşturulmuştur ve çoğu Şii olmadığı için de Musul’u savunmadan bırakarak kaçmıştır, toplam nüfusu 1.8 Milyon olan şehirde, yıllardır yaşanan Türkmen zulümleri yüzünden, Doğu Türkistan’daki gibi bir Türk azınlığı hayatta kalabilmiştir.

Ancak operasyon sırasında, ABD’nin Türkiyeyi istememe nedeni bu değildir.

Ergenekon-Balyoz Mağduru İsmail Hakkı Pekin’in sözleri…

ABD MUSUL OPERASYONUNDA TÜRKİYE’Yİ NEDEN İSTEMEDİ?

Nedeni, Irak Türkmen Cephesinin, Türkiye’ye katılmak istemesi ve Musul-Kerkük topraklarını da yanında Misak-ı Milli uktesi ile paketleyerek getirme talebidir, bu talep, yıllardır zulüm görmüş her Türkmenin kutlu ruyasıdır, 1996 Yılında, Genelkurmay Başkanı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, televizyonlarda, ABD Savunma Bakanı Colin Powell ile görüştüğünde ne demişti?

“Ben bir Türkmenim ve Kerkük’ü size yedirmem.”

Bir başka Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ ne demişti?

“Kerkük’ün Kürtlerin eline geçmesi, Türkiye’de iç savaş demektir.”

Bu doğrudur, Türkmenlerin her zaman olduğu gibi bir kez daha katledilmesi ve güçlenen Kürt ekonomisi, iki ulusu rahatsız edebilir, ülkesi bölünen, Irak Arapları ve Anadolu Türkleri.

ABD bizi istemezken, Irak da bu yüzden bizi istememektedir, Barzaninin düşmanımız olmasına rağmen istemesinin ufak bir ayrıntısı vardır, o da Türkmenlerin ona direnmemesi ve Irak Hükümetini baskı altına alabilmesidir. Keza, sınıra bu kadar yakın bir noktada, ABD, sözde müttefiki olan Türkiye’yi Musul konusunda durduramaz, diplomatik zincirlerinden başka hiç bir şeyi bu konuda Türkiyenin eline, koluna dolayamaz.

Tek bir makaleye asla sığdırılamayacak olan Musul konusunu, 16 Haziran 2015 tarihli, Mesrur Barzani, Mesut Barzaninin oğlunun sözleri ile bitirelim.

“Irak’ta federal devlet artık işlemiyor, iç savaş bitiminde, bir Şii Arap, bir Sünni Arap ve bir de Kürt Devleti bağımsız olarak kurulmalı, Irak üçe bölünmelidir.”

CIA Direktörü de geçtiğimiz aylarda Irak asla tek parça kalamaz açıklamasını yapmış ve içimizden bazılarının aklına doğruca Fas’tan Afganistan’a tüm ülkelerin 3’e ayrılmasını hedefleyen Büyük Orta Doğu Projesi gelmişti.

İlker Başbuğ’un “Eğer Karakuvvetlerine atansaydı Ergenekon-Balyoz olmazdı.” dediği Edip Başer’in sözleri.

Keza, Irak bizim başlattığımız açılım saçmalıklarını 1960’da başlatmış ve oranın PKK’sı olan günümüz Kürt Demokrat Partisi olan, Barzaninin terör örgütü ile anlaşmaya çalışmış ve sonucu, Irak yıkılırken, Irak şehirleri yağmalanrken, Kürtlerin devlet kurması olmuştur.

Musul’un fiziki konumuna gelir isek, bölgedeki Musul Barajının yıkılması durumunda, şehir 24 metre su altında kalabilir ve barajı kontrol eden IŞİD, bundan pek korkacağa benzemiyor, kazılan tüneller, bölgenin sünni demografisi, Kürtlere olan nefret de düşünülürse, Musul operasyonu çıkmaz bir kan fırtınasına önümüzdeki iki ay içinde dönüşerek gündemin alışagelen bir maddesi olarak modasını kaybedecektir ancak asıl mesele her zaman aynıdır.

Musul-Kerkük kimin olacak?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*