Gerçek Milliyetçi Kimdir? Şehit Gazeteci Uğur Mumcu Anlatıyor!

“Uyan Ey Gazi Kemal” kitabının 25-26. sayfalarından derlenmiştir.
 
Gerçeği Anlamak (Londra Mektupları)
 
Geçenlerde Londra’nın ünlü sanayi müzesine gittim. Yanımda milliyetçi ve mukaddesatçı bir de profesör vardı. Müzede sanayi devriminden bu yana tüm teknik buluşlar sergilenmiş, Müzeyi şöyle bir gezerseniz sanayi devriminin tüm aşamalarını adım adım izliyorsunuz, Profesör de kendinden geçmiş, hayran hayran makinalara bakıyordu.
 
-Hocam, dedim, işte milliyetçilik budur. Biz bunları yapamazsak neye yarar vatan millet edebiyatı?
 
-Doğru haklısın, dedi. Ve samimiydi.
 
Henüz yirminci yüzyılın ikinci yarısında, iki kere iki dört edercesine ispatlanmış bu gerçekleri benimsememişiz. Bunları, savunmaya kalktın mı, dinsizlikten komünistliğe, komünistlikten Rus casusluğuna kadar bütün iftira silahları hazır. İşte dünyanın gerçekleri ortada. Bir ülke sanayi devriminden geçmişse, o ülke büyük; geçmemişse, bu büyük devletlerin sömürü alanı. Fabrika, makina, sermayene sahip olmadın mı, uluslararası sözlükte kibarca azgelişmiş oluyorsun. Bütün kalkınma türkülerine rağmen çocuklarını okutamıyorsun, köylerine okul, ilaç, sağlık getiremiyorsun, yurttaşını insan gibi yaşatamıyorsun.
 
Türkiye ise geri kalmış değil, geri bırakılmış bir ülkedir. Ve bu gerilikte ve yoksullukta herkesin sorumluluk payı vardır. Öyle ki sadece günümüzde değil, tarih içerisinde işlenmiş hataların da acısını çekiyoruz.
 
Dünya toplumsal devrimlerin sarsıntısı ile çalkalanırken Paris’te okuyan Osmanlı aydını, topluma sosyal fikirler yerine, Batı burjuvasının sadece duygusal inceliklerini getirmiş ancak.
 
Diyar-ı küfrü gezip beldeler kaşeneler gören Osmanlı Paşası, mülk-ü İslam’ın neden geri kaldığını, neden mülk-ü İslam’da hep viraneler gördüğünü anlamamış.
Her kelimesine binlerce para ödenmiş sözde cumhuriyet ozanı, Endülüs’teki raksın gürültüsünden başını kaldırıp toplumun dertlerine eğilmek gereği duymamış.
 
Büyük Atatürk’ün çelik kolları arasında Kemalizm’i savunur görünen sofra yazarları, onun ölümünden sonra faşizmin, şimdi ise uluslararası sermayenin sözcüsü olmuşlar. Batı eğitimi görmüş, bir kaç batı dilini konuştuğu rivayet edilen profesör, hangi çağda yaşadığını kestirememiş.
 
Bir türlü dünyanın nereye döndüğünü anlamamışız. Nerede özgürlük varsa orada suçlu aramışız. Nerede altın beyinli, yürekli aydın çıkmış, atmışız içeri. Fikirlere karşı kelepçeyi, bilime karşı, kaba kuvveti kullanmışız. Demokrasi diye, beyni küflü poliitkacı, yabancı sermaye ve vatan millet nutku, siyasi dedikodu… Arada nasılsa köy enstitüleri kurulmuş. Ses çıkmamış. Sömürge imparatorlukları sinsi sinsi yerleşmişler. Anlayanı atmışız içeri. Petroller, madenler gitmiş bir bir…. Ağzını açana gizli polis dosyası, kelepçe, zindan, işkence…
 
İşte bugün bütün bu köhne değerlerin ve korkuların hesaplaşması yapılıyor. Halk kendi kavgasına sahip çıktıkça korkuyorlar. Dinsel duyguları en kaba biçimde gıcıklayarak, yalan ve soygun düzenini sürdürmeye çalışıyorlar.
 
Yurdun dört bir bucağında fitillenen irtica kundakları komünizme değil, gerçekte Atatürk’e, devrimlere, Cumhuriyet’e, bağımsızlığa yönelmiştir. Derviş Vahdetiler, Saidi Nursiler, Delibaşlar, Anzavurlar bunlar…
 
Kara koyun ile ak koyun belli olduğu günleri yaşıyoruz. Gerçek milliyetçi, gerçek devrimci, kavgada yerini kesinlikle seçmeli artık. Yabancı sermaye ve yeşil bayrak ortaklığına karşı, İkinci Kurtuluş Savaşı’nı sağlam yürekle korkmadan çekinmeden yürütmeli.
 
Şimdi bu cephede, sol gevezeliklere, hergün acaip doktrin keşiflerine “sadece ben bilirim” bilgiçliğine yer yok. Yabancı sermayeye ve irticaya karşı savaşıyoruz. Bu, Mustafa Kemalcilerin savaşıdır. Bugün döne dolaşa böyle bir noktaya geldik gene.
 
Artık gerçekler, kimsenin saklayamayacağı kadar açıktır. Karşımızda yabancı sermaye ve onun geleneksel dostları olan işbirlikçi sermaye ve toprak ağaları vardır. Tek soru, şimdi bütün bu koşullara karşı ne yapılacağı konusu. Her halde Türk devrimcileri bu sorunun da cevabını vermesini bilirler.
 
Türk Solu, 17 Eylül 1968 günü, Şehit Kemalist Uğur Mumcu’nun yazısıdır, tini şad olsun.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*