Erdoğan ve Yahudi Lobisi Aşkı – Gençliğini De Biliyoruz – 1

Foxman ve Erdoğan
Foxman ve Erdoğan

Erdoğan’ın Yahudi Lobisi, CFR ve Rand Cooperation tarafından, İstanbul Belediyesi Başkanı iken nasıl keşfedildiğini, kimlerle tanıştırıldığını, siyasi konumunun ve kişiliğinin kendi partisinde dahi nasıl kendisine karşı nasıl nefret uyandırdığını, yalnızlaştığını ve bunun sonucunda da kendi partisinden ayrılarak, ABD’nin Türkiye’yi her zaman sıkıştırdığı Kürdistan ve Siyasal İslamın karanlığına teslim olma şartlarını gerçekleştirebileceği düşünüldüğü için de önüne açılacak olan fırsatlardan, yardımcısı Mehmet Metiner‘den, çocukluğundaki motivasyonlardan ve kökeninden, siyasi DNA’sından bir önceki yazımızda bahsetmiştik.

AKP'lilere Düşmanlarımzdan Madalya Üstüne Madalya Yağdı.
AKP’lilere Düşmanlarımızdan Madalya Üstüne Madalya Yağdı.

Şimdi ise Erodğan’ın Belediye Başkanlığı dönemine kısaca değinerek, kendisinin yolsuzlukları yüzünden rakibine Belediye Başkanlığını hediye eder gibi sembolik bir seçime girmek zorunda kaldığını anlatarak, günümüzdeki konumunu sağlayan görüşmelerini anlatacağız.

Hocalarından Dinleyelim!

Tayyip  Erdoğan’ı Kim  Nasıl Keşfetti?

Partisinden kaçak araziye iki katlı bina yaptığı için uzaklaştırılan Potamyalı Gürcü, Üzeyir Garih’in öldürülmesi ile kısa sürede partisine geri dönüyordu, Kenan Evren‘in karşısında el pençe divan durduğu günlerden, “Sen kimsin ya” dediği günlere gelinene kadar pek çok gelişme olmuştu, İstanbul Belediyesindeki yolsuzlukları ve bu yolsuzlukların rakip partilerce dile getirilmesi, Erbakan ve çevresinde giderek hoşnutsuzluk yaratıyordu, ya siyasetten belediye seçimlerini kaybederek silinecekti, üstüne de yargılanarak hapse girecekti ya da kendisini değerlendirmek isteyen güçlerle anlaşacaktı. Türkiye’de Musevi Cemaati Önderi Saint Hermann, kendisinin ilk mucidiydi, ardından Dünyayı Elinde Oynatan Yahudi Bankerlerin siyasi kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyi (CFR), ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz‘i Erdoğan‘ın yanına yolluyordu, söylediği cümle çok açıktı.

“İstanbul’u parlattığınız gibi, Türkiye’yi de parlatabilirsiniz.”

Hocasından Öğrenelim, Öğrencisini!
Hocasından Öğrenelim, Öğrencisini!

Yıllar sonra kendilerinin hocası olan Kayıp Trilyoncu Erbakan da, pabucunun dama atıldığını yediremeyerek şu cümleleri kuracaktı. “AKP’yi kurduran Siyonizmdir.”  Abromowitz ilk olarak Erdoğan ile Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı iken tanışmıştı, Abromowitz de aslen Yahudiydi ve Graham Fuller ile ABD’nin CIA eli ile yürüttüğü Orta Doğu stratejilerini yönetiyordu, bu tanışmanın ardından parti içerisinde yıldızı da parlamıştı Potamyalı Gürcü’nün, önce İstanbul İl Başkanı oluyordu, ardından da Belediye Başkanı, tüm muhalefete rağmen Erbakan bazı isteklere boyun eğiyordu. Kendisi ile Kasımpaşa’daki bazı vakıf toplantılarında görüşürken, aynı zamanda İstanbul Belediyesinin Florya tesislerinde de Belediye Başkanı olduktan sonra görüşmeyi sürdürdüler, bu sırada partiden bazı kişilerin dikkati de Erdoğan’a çekiliyordu, basın kuruluşları, Yahudi Lobisi ile arası pek iyi olan bir Erbakancıya alışık değildi, en azından hazır algılara tersti, bu dönemde pek çok gazeteye konu taşınıyordu.

 

Erdoğan BOP'u Böyle Övüyordu.
Erdoğan BOP’u Böyle Övüyordu.

Gazetecilerden birisi bir gün  Abromowitz’e Erdoğan’ı, Erbakan’ın yerine tercih eder misiniz diye soruyordu, pek çok gazete de Erdoğan, ABD tarafından, Erbakan’ın yerine hazırlanıyor algısı yaratılıyordu, özellikle de belirgin bir otoriter siyasi partinin iktidarı söz konusu olmadığında, basın kuruluşları ve iş adamları biraz rahatlar, demokratik bir düzen olmasa da, demokrasi daha hissedilir hale ister istemez gelir, bu dönemde de CIA karşıtı yayınların sıklığı bu yüzdendi, PKK’ya ağır ve aralıksız operasyonlar yapılmasını da buna bağlayabileceğiniz gibi bir önceki yazımızda söylediğimiz gibi, ABD’nin isteklerinin tek ve güçlü bir parti ile yapılabileceği gerçeğini, Bahçeli’nin geçmişteki ihanetleri ile ilgili yazımızdaki AKP’ye uygun koşullar hazırladığını anlattığımız paragraflara da bağlayabilirsiniz.

Kendisinden Dinleyelim.

Abromowitz, gazeteciye yanıt veriyordu.
“Evet, Erdoğan daha şehirli ve kravatlı olduğu için Erbakan’ın yerine tercih ederiz.” Bu dönemde, Erdoğan’ın Yahudi Lobisi ile olan aşkı giderek konuşuluyordu, en sonunda Amerikan Basını da Erdoğan ve Gül ikilisini “çağdaş ve düzgün İslamcılar” olarak aklamaya başlamıştı, güya işinin ehliydiler, kafa kesen ya da kan akıtan barbar İslamcılarla hiç bir ilgileri yoktu, bir takım gazeteci, Abromowitz’e, Erdoğan’ı nereden tanıdığı sorulunca, verdiği cevaplar doğruca Gazeteci Ruşen Çakır’ı gösteriyordu. CIA’in yayın kuruluşu Rand Cooperation’dan burs alarak ABD’de eğitim almıştı, CIA’in Soğuk Savaş boyunca Saha Etki Ajanlarını eğiterek, kukla devletlerine politikacı, gazeteci, asker ya da bürokrat olarak yerleştirdiğini anlatmıştık, Ruşen Çakır da bu durumun bir özetiydi, kendisi daha sonraları da İsmail Cem’in YTP’sine katılacaktı,CIA Orta Doğu ve Türkiye Masası Şefi Graham Fuller ile yakın dosttu, onunla görüşerek Erdoğan’ı ve Refah Partisi içindeki görüş ayrılıklarını, hoşnutsuzlukları belirterek, istenilen İslamcı karakterde bir Amerikancı hükümetin mümkün olduğunu aktarıyordu. Graham Fuller’ı ise, Fetullah Gülen’e ABD’de oturma izni almasından ya da Erdoğan’ın 36 ayrı yerde Eşbaşkanı olarak övündüğü Büyük Orta Doğu Projesinin Yaratıcısı olması gibi pek çok özellikle tanıyabilirsiniz.

Erdoğan ve ABD Ekonomik Tetikçisi Soros, Abraham Foxman ve Fetullah Gülen Sağdalar.
Erdoğan ve ABD Ekonomik Tetikçisi Soros, Abraham Foxman ve Fetullah Gülen Sağdalar.

Batılılar Erdoğan ve Gül İkilisini Öve Öve Bitiremedi

Anayasanın tanımladığı Türk Milletini, etnik kökenlere, dini inanç ve mezheplere göre böldüğü için 312-2’den ceza yiyen Erdoğan’ı bu sırada Batının ve AB’nin tüm konsoloslukları, elçilikleri, Dış İşleri Bakanlıkları öz çocukları esir düşmüş gibi savunuyordu. Örneğin ABD İstanbul Başkonsolosu Carolin Haggins “Erdoğan’a yapılan bu hukuki uygulama, Türkiye’nin Demokrasisine zarar vermektedir.” diyordu, söz konusu  Erbakan olduğunda, partisi kapatıldığında ise Batının hiç umrunda olmayan gelişmelerdi, İslamcıların belirli bir kısmının damı pabuca çoktan atılmıştı, Erbakan’ın açılışlarına bile artık Erdoğan gelmiyordu, parti içerisinde bazıları, “Erbakan Hoca, İstanbul’a geliyor ama Erdoğan Bey gelip bir el öpmüyor, neden, yoksa ABD ile anlaştığı doğru mu ?” söylentileri yayılıyordu,  Erdoğan söylentilerin farkındaydı, bu söylentileri dağıtmak için ise daha da fazla din edebiyatı yapıyordu, örneğin “Egemenlik kayıtsız şartsız Allahındır.”, “Ya Müslüman olacaksın ya Laik.”, “Demokrasi bir tramvaydır, son durak gelince ineriz.” gibi Erbakan’ın yapamadığı çıkışlar yaparak dikkatleri çekiyordu, Özal’a ise onun yerini almak isteyen bir kukla olduğu için karşıydı, Özal’ın Başkanlık, Irak İşgali ya da 3. Köprü gibi Amerikan destekli projelerine karşı çıkıyor oluşu da bu döneme çok yakın olduğu için, hafızalardaydı ancak söylendiler Ocak 1996 döneminde iyice tavana çıkmıştı, artık inkar edilebilecek boyutta değildi ve gösterişli sözlerle dağılmayacak bir durumdu.

Abromowitz, Duyurusunu Yapmakta Çekinmiyordu.
Abromowitz, Duyurusunu Yapmakta Çekinmiyordu.


CIA’in Rand Cooperation isimli Yayın Organı, Ocak 1996’da Erbakan’ın yerine ABD tarafından Erdoğan’ın hazırlandığını yazıyordu, Abdullah Gül ise Dışişleri Bakanı olacaktı, bazı yerel gazeteler de bunu gündemine taşımıştı, buna göre Pentagon Yetkilileri de CIA Saha Etki Ajanları da belirli bir grupla anlaşmıştı ve bu grup da Fazilet İçerisinde “Yenilikçiler” olarak isimlendirilen gruptu. Erdoğan’ın yanı sıra bu dönemde, Abdullah Gül de Britanya Büyükelçisi Sir  David Logan ile görüşüyordu, hiç bir yetkisi olmayan bu ikili, bütün Batılı erklerle görüşmeler yürütmeyi sürdürüyordu, Erbakan’a ise bu dönemde  Korkut Özal, ABD ve İsrail karşıtı söylemlerin bırakılmasını teklif ediyordu çünkü asıl sorun buydu, Erbakan dinlemeyince o da bu söylemleri bırakan “Ilımlı İslamcı” kişilere yani Erdoğan-Gül ikilisine yöneliyordu. Hatırlarsanız, Korkut  Özal da Erdoğan‘ın fikir babalarındandı. Fazilet’teki zayıf halkalar giderek Amerikancı-İslamcı kadrolara doğru yön alıyordu, bu şaşırılacak bir şey değildi, nihayetinde Siyasal İslam, Emperyalizmin çocuğu idi, gerisindeki tüm gruplaşmalar sadece paylaşılamayan rantın eseriydi. Abdullah Gül‘ün Sir  David Logan ile olan görüşmesinin ardından, görüşülen konular basına sızdırıldı, buna göre  Abdullah Gül tamamen Batının oyuncağı olmuş bir etkendi, bazı sözler vermekte idi, Exeter’de Ajan olması için Britanya tarafından yetiştirilmişti.  Bu yetmiyormuş gibi bir skandal görüşme de Erdoğan ile  ABD Büyükelçiliğinde görevli olan müsteşar ve üstad mason Lawrence arasında yaşanmıştı, bu sırada ise mecliste bile olmayan ve İstanbul Belediyesini skandallar ile kaybetmiş, tek işlevi birileri ile görüşmek ve ABD’ye sık sık giderek Fetullah Gülen’e oturma izni alan Morton  Abromowitz ve Mark Grosman ile birlikte yolculuk yaparak, kuklalık için öğrencilik hayatını sürdüren bir Erdoğan söz konusu idi. Bu dönemde, Erdoğan-Gül ikilisi ve çevresi öyle değere binmişti ki herkes kazanan ata oynuyordu, hem partiye gelen İslamcılar ve Milliyetsiz Liboşlar rekabet içerisinde idi hem de Dış Güçler, Türkiye’den daha fazla pay kapabilmek için Müstakbel Kuklaları ile arayı hiç açmıyor, sürekli daha fazla yatırım yapıyorlardı, AKP iktidarının başlarındaki HSBC Patlaması da bu yüzden olmuştu, AKP içerisinde büyük payı ABD alacağını duyurmuştu, bu durumu da Britanya Büyükelçisi Sir David Logan, Türkiye üstündeki güç kavgalarının bir sonucu İngiliz  Bankalarının hasar alışıydı şeklindeki demeçler ile özetliyor ve Türkiye’nin yakınında bir konum çiziyordu.

Filistinli Çocukların Kanını İçmek İstiyorum diyen Foxman, Erdoğan'a Ödül Verir ve Gülen'e Sarılırken.
Filistinli Çocukların Kanını İçmek İstiyorum diyen Foxman, Erdoğan’a Ödül Verir ve Gülen’e Sarılırken.

SONUÇ

Bir önceki yazıda, Erdoğan’ın motivasyonalarını,  Gülen ile tanışma konumunu, ABD Yetkilileri ile görüşmelere başlangıç sürecini, Erbakan’ın partisindeki konumunu ve gidişiatını çeşitli kanıtlarla paylaşmıştık, bu yazımızda ise Erdoğan ile Gülen ikilisinin aynı kişiler aracılığı ile koruma altına alındığını, Erbakan ile olan arasının daha çok açılırken,  ABD’li, AB’li diplomatlarla arasının daha da iyi hale geldiğini, siyasi söylemlerini nasıl değiştirdiğini ve İstanbul Belediyesini batırmış olmasının onun siyasi kişiliğine etkisi ile CIA Yayın Organlarından doğrudan ABD müttefiki olarak Türkiye’nin Başbakanlığına hazırlanışını, çeşitli sözler, yayın örnekleri ve görüşme kayıtlarını hatırlatarak aktardık.

Erdoğan Amerikan Kuklası mı?
Bir Amerikan Kuklasının Hikayesi.

Serinin Bir Sonraki Yazısında…

Abdurrahim Dilipak, Ali Bulaç ya da Abdüllatif Şener gibi AKP kadrolarında bugün yer alan ve geçmişte yer almış isimlerin zaman geçtikçe dillerinden dökülen itiraflara ve açıklamalara değinerek, bu yazımızda anlattığımız sürecin, atladığımız ABD ziyaretlerini, Abromowitz’in Kürt Sorununa bakışını ve Erdoğan’ın bu dönemin siyasetinde Gericiliğin yanı sıra bugünün HDP Vekili ve yakın dostu  Altan Tan ile birlikte hazırladıkları Kürt Raporuna, Fetullah Gülen, Yahudi Lobisi, CIA Yetkilileri ile olan bağlantılarına ve sözlerine daha ayrıntılı şekilde bakacağız, makaleyi okunmaz derecede uzatmamak için, parça parça yazmaya ve makaleleri güncellemeye devam edeceğiz.

Politik Deli
6 Şubat 2017

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*