Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Kimlerdi, Nereden Geldiler ve Nereye Gittiler?

 

Selçuklu İmparatorluğunun tarihi pek çok eserde, Tuğrul Bey ile başlatılsa dahi bu durum Türk Devletlerinin tarihinin incelenmesinde doğru olmayan bir tutumu yansıtmaktadır. Türk Devletlerinin tarihi genellikle sahip oldukları topraklar ölçüsünde ve o topraklar üstündeki örgütlü yapılarının dayanma gücü kadar ele alınsa da bu durum feodal yapıdaki uluslar için geçerli olabilir ancak konar-göçer toplulukların siyasi organizasyonlarının tarihi sahip oldukları nüfus ve o nüfusu yönetebilme gücü kadar ele alınmalıdır, keza konar-göçer topluluklar bir toprak üstünde hak iddia edecek güçleri olmasa dahi sahip oldukları bir Kağana, veraset sistemine ve ordu  gücüne sahip olarak yurt arayışını sürdürerek konar-göçer bir devlet yapısını sürdürürler, eğer yeni yurt bulamazlarsa yurdu olan bir boya katılarak yeni bir ad alırlar. Bu bağlamda, Selçuklu Devletinin kuruluşunu I. Tuğrul’a dayandırmak yerine Selçuk Bey’e dayandırmak gerekmektedir.

Büyük Selçuklu İmparatorluğunun Kuruluşu, Selçuk Bey Kimdir?

Selçuk Bey’in babası Hazar İmparatorluğundan Temür Yalıg yani Demir Yaylı unvanına sahip Dukak Bey’dir. Selçuk Bey, Oğuz Yabgu Devletinin boyu ile birlikte bir parçasıdır ancak Kurultayda daha yüksek bir makam istediği için Devletin Yabgusu ile çatışmaya girdi ancak başarıya ulaşamayarak boylarıyla birlikte bugün Afganistan’da yer alan Cend Şehrine geldi.  (Dunlop, 1996) Bu topraklara sığınabilmesi için ise din değiştirmesi gerektiği için Müslümanlığı seçti, bundan sonrasında Müslümanlardan koruma alan Selçuk Bey, Oğuz Yabgu Devletine karşı yapılan savaşlarda da onların yanında yer aldı. Karahanlıların Samanileri ile olan savaşlarında da Samanilerin safını seçti,  Buğra Kağan’a karşı savaşlar verdi. Bu savaşlarda, oğlu Mikail’i kaybettiği için torunları Tuğrul ve Çağrı Beyleri kendisi yetiştirdi.  1009 yılında Cend’de vefat eden Selçuk Bey, boyunun liderliğini bu dönemde oğlu Arslan Yabgu’ya bırakmıştır.

Burada unutulmamalıdır ki henüz hala Selçukluların ya da Kınık Boyunun kendisine ait bir toprağı, parası yoktur ancak kendisine ait bir halkı ve tarihi, ordusu vardır. Bu yüzden de devlet tarihlerini bu noktadan alıp ilerletmek gerekmektedir. Türkiye Selçuklu Devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şahın dedesi olan Arslan Yabgu, bazı kaynaklarda İsrail adıyla da geçmektedir. Selçuk Bey daha önce ele geçirdiği Nur Bölgesini Arslan Yabgu’ya verse dahi, henüz bu toprakların kendilerine ait olduğu ve bağımsız oldukları tam anlamı ile söylenemez. Karahanlılara karşı yapılan savaşlar sonrasında Arslan Yabgu 1012 yılında Ali Tigin ile anlaşma yapar. Anlaşmaya karşı çıkan bazı Karahanlı boylarını yener ve 1021’de bölgenin en zengin şehirlerinden Buhara’da hakimiyet elde eder. Bundan endişelenen Yusuf Kadir Han, dönemin Roma İmparatorluğu denilebilecek Gazneli Sultanı Mahmut’dan yardım istemiştir. Gazneli Mahmut, durumu bir konuşma ile çözmek ister ve toplantı düzenler, 1025 yılında Maveraünnehir Mülakatında, Selçuklulara karşı bazı önlemler alınır ve daha fakir olan Horasan bölgesine sürgün edilirler. Arslan Bey, Ali Tigin ile birlikte böylece Buhara’dan çıkıp iç bölgelere çekilirler. Ancak Arslan Yabgunun dehşet askeri sanat yeteneklerinin ünü, çeşitli boyların ve savaşçıların ona yaklaşmasına neden olmuştur. Bu durumdan endişelenen Gazneli Mahmut onu Semerkand’da bir yemeğe çağırır. Oğlu Kutalmış ile birlikte onları Kalincar Kalesine hapseder, savaşçılarını öldürür, böylece Kınık Boyu şiddetli bir güç ve nüfus kaybeder ancak yok olmaz. (C.E. Bosworth)  1030 yılında, Arslan Beyin övgüleriyle ön plana çıkmış olan Çağrı ve Tuğrul Beyler böylece iki kardeş sisteminin özgün örneklerinden birisini verecekleri maceralarına başlamış olurlar.

Selçuklu Sultanı Mesud ve Çağrıl ile Tuğrul Beyler Dönemi

Gazneli Mahmud’un ölümü ile tahta çıkan Sultan Mesud’dan Arslan Bey’i bırakmasını isterler. Kendilerine olan bağlılığının süreceğini de saygın bir dil ile ifade ederler. Sultan Mesut bu durumu bir tehdit olarak algılayarak Arslan Bey’den Musa Yabgu ve Çağrıl ile Tuğrul Beylere haber göndermelerini, böyle taleplerde bulunmamalarını ister. O da onlara bir haberci gönderilmesi için izin istediği gibi haberciye de “biz” adındaki bir dikiş aracını verir. “Biz” verildiğinde, Tuğrul ve Çağrı Beyler asıl iletiyi almış şekilde savaşa başlarlar ancak sadece oğlu Kutalmış bir fırsatını bularak kaçmıştır, Arslan Bey 7 yıl kaldığı hapishanede vefat etmiştir. Bütün bu olaylar olurken 1025 yılı ile 1032 yılları arasında, Selçuk Bey, Altuncan Hatun ile evlenmiş, Gazneli toprakları içerisinde çeşitli boylara ait bazı şehirleri de ele geçirmiştir. Gücünün devlet içerisinde daha da artması ile Nişabur’da kendisini sonunda Sultan ilan etmiş ve bağımsızlık savaşını başlatmıştır, bunun sonucunda ise 1038-1040 arasında Gazneli-Selçuklu Savaşları başlamıştır.

Fillerle, süvarilerle ve piyadelerle bezenmiş 120 bin kişilik bir Gazneli Ordusunu, İran çöllerinin içlerine çekerek 20 bin Süvari ordusu ile yenmişlerdir, bunu yaparken ise ordularını susuz ve aç bırakmışlar, sürekli vur kaç teknikleri ile Gaznelileri yıpratmışlardır. Anadolunun sınırlarına 1040 Dandanakan Savaşı ile dayanılması ile Selçuk Bey, kardeşini Horasan Valisi ilan etti.  (Meçil, Erdoğan, 2006) Gazneliler ise bu savaş sonrası dağılma sürecine girmiştir. Bir süre sonra ise oldukça zayıflamış Abbasi Halifesini Büveyhoğullarından kurtardı. Abbasi Halifesinin prestijini de kazanan Tuğrul Bey böylece İslamiyetin coğrafya üstündeki gücünü fark ederek devletini güçlendirebileceğini daha iyi fark etti, bu yüzden ilerideki dönemde Halifenin kızı ile de Altuncan Hatunun isteği üzerine evlenmiştir. Büveyhoğullarının Ordusunda da Türkler bu dönemde bulunmaktadır, örneğin Abbasi Halifesini bu dönemde kontrol eden Şii bir Türk Komutan Basaır’dır. Ancak  Basaır’ın fikir değiştirmesi üstüne Abbasi Halifesi, Tuğrul Bey’e bir mektup gönderebilmiş ve dengeler değişmiştir, 1055 yılında El Melik-u Rahim öldürülünce, devletleri yıkılmıştır. Ardından doğudan İbrahim Yinal, Tuğrul Bey’in üvey kardeşi isyan etmiştir. Kınık Boyundan pek büyük bir nüfus ve savaşçı onu desteklemiştir, bu isyanın nedenleri arasında, Tuğrul Bey’in Sünni bir Halifeye boyun eğmesi de vardır, bu dönemde Türkler sünni ya da şii özelliklerini göstermeseler dahi Selçuklu Ordusunda da halkında da eski inanışlarını sürdüren Türkler çoğunluktadır, yaşanan son durum ise onlar için bir olumsuzluktur. Bu isyana daha sonrasında ise Arap Aşiretleri de katılmıştır, Banu Hilal Aşireti ve adı önceden geçmiş olan Türk Komutan Basaır da Bağdat’ı onlarla birleşerek işgal etmiştir. Bu durum Tuğrul Bey’i iki cephede bir arada bırakmıştır. 1058 yılında da Bağdat’taki isyancılar, şii Fatımi Halifesi adına hutbe okuttular. 1060 yılında İbrahim Yinal isyanı bastırıldı ancak Fatımi sorunu hala batıda devam etmekteydi. Ardından Bağdat’ı geri alarak Halife Kaim’e şehrini geri verdi, kızı Seyyide Fatıma el Betül ile evlenmiştir. Burada ilginç olan bir durum ise savaş sırasında esir düşen Tuğrul Bey’i, yeni Sultan seçilecek iken Kurultaya engel olarak ordu toplayıp eşi Altuncan Hatun’un kurtarmış olmasıdır. 1060 yılında henüz ölmek üzereyken Altuncan Hatun, Halife kızı ile evlenmesi gerektiğini kendisi tembihlemiştir, eşinin ölümünden müthiş bir üzüntü duyan Tuğrul Bey onun cesedini başkenti Rey’de büyük bir tören ile defnettirmiştir. Tuğrul Bey, çocuksuz olarak başkent Rey Şehrinde vefat etmiş ve onun yerine Alp Arslan geçmiştir.

Sultan Alparslan ve Melikşah Dönemi

Tuğrul Bey’in vasiyetinde Çağrı oğlu Süleymanı tahta geçirmek istemesi üstüne Vezir Amid-ül Mülk bu emri yerine getirmiştir ancak Kutalmış ve Alp Arslan bu durumu tanımayınca Kazvin’de Alp Arslan tahta çıktı. Rey şehrini kuşattı ve Vezir Amid-ül Mülk onun adına hutbe okutmuştur, Kutalmış ise Demeğan Savaşında ölmüştür, Amid-ül Mülk de görevinden azledildiği için yerine Nizam-ül Mülk geçmiştir. Oğlu Melikşahı ve Vezirini de alarak Doğu Anadoluya saldırdı. Kars ve Ani şehirlerini ele geçirdi. Halife Kaim bundan dolayı ona Ebu Feth yani Fethin Babası unvanını verdi. Kafkasyaya saldırarak bölgedeki Kıpçak Türklerini de kendi idaresine almıştır. Burada unutulmaması gereken şey, Türkler din işlerini Halifeye bıraktığı gibi herhangi bir din ayrımcılığı da uygulamamıştır, ordularında da saraylarında da önemli bir dinsel çeşitlilik olduğu gibi Ömer Hayyam gibi dinsizler dahi bulunmuştur.

Ardından kardeşi  Kavurd’un isyanını bastırdı. Bu dönemde Anadoluya ise Türklerin akınları hala sürmekteydi, özellikle de ele geçirecekleri toprakları kendilerinin yöneteceğini bilen Boylar, bir Fedrasyon halinde saldırılarını kesmemekteydi. Afşin Bey, 1067’de Kayseri’ye girdi ve yağmaladı. Bunun üstüne ise Roman Diyojen 1068’de bir sefer düzenledi. Halep’e kadar ilerledi ancak Türkleri durduramadı, üstüne Türkler Amorium şehrini de ele geçirdi. İkinci seferinde ise Fırat Nehrine kadar geldi,  Göçebe Ordusu olan Selçuklu Ordusunu bir piyade ordusunun yenemeyeceği Gaznelilerden zaten belliydi. Ordunun karşısına çıkmak yerine Anadoluya yayılarak Konya’yı ele geçirip yağmaladılar. Malatya’ya saldırdılar. İkinci kez Gürcü Seferine çıktı ve IV. Bagrat’a karşı savaştı. Kafkasyadaki Müslüman bazı devletlerin itaatini kazandıktan sonra Gürcistan’dan Şekki bölgesini aldı. IV. Bagrat kaçtığı gibi Tiflis’i kurtaramadı, tüm toprakları yağmalandı en sonunda ise Selçuklulara bağlanmayı o da bir Hristiyan Krallık olarak kabul etti. Sultan Alparslan ardından Fatımi Halifesi Nasır Ed Devle Bin’den aldığı mektuba sinirlenerek Fatımielerin üstüne yürüdü, bu sırada ise Abbasi Halifesi Mekke’de de onun adına hutbe okuttu, Mekke Şerifi b. Ebi Haşim 1070 yılında ona gelerek  bu haberi verdi. Sultan Mısır’a gitmek amacıyla önce Bizans topraklarına girdi, Malazgirt ve Erciş’i ele geçirdi. Urfa’yı kuşattıysa da 1071 yılında burayı alamadı. Urfa’dan Halep’e hareket etti, burada Mirdasoğullarından Mahmud’u savaş sonunda bağışladı ve şehrin anahtarını ona geri verdi. Şam’a giderken Diyojen’in üçüncü kez sefere çıktığının haberini aldı ve Anadoluya geri göndü. Kurt Kapanı taktiği ile Diyojen’i yenerek Malazgirt ovasıdna 26 Ağustos 1071 günü esir aldı. Sultan Alparslan Karahanlıların topraklarını yağmalaması üstüne 200.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun Nehrini geçerek Doğuda da genişlemeler elde etmiştir ancak ele geçirdiği Barzam Kalesinin Komutanı Yusuf El Harezmi tarafından çizmesine sakladığı hançer ile bıçaklanarak dört günlük yaşam mücadelesi sonrası ölmüştür.  Diyojen ise bir süre önce ülkesine dönmüş ancak gözleri kör edilerek Kınalıada’ya hapsedilmiştir, VII. Mikhail ise tahta çıkmıştır. 16 Ağustos 1055 günü doğan Melikşah,  Babasının öldürülmesi ile ordusunun başına geçerek tahta çıktı. Çağrı Bey oğlu Kavurt Bey tahtını tanımadı ve isyan etti, Karaç Savaşı ile yapılan karşılaşma sonucu Kavurt Bey idam edildi. İki oğlunun da gözleri kör edildi. Abbasi Halifesi de 1074’te onu tanıyarak Sultan ilan etti. Kardeşinin de isyanını bastırması sonrası Gazneli-Karahanlı Devletleri birleşerek ona saldırdılar ancak ikisi de yenildi. Karahanlılar bu yenilgi ile ikiye ayrıldı. Gazneliler ile savaş sonrası iyi ilişkiler geliştirildi ve evlilikler yapıldı. Türkistan Seferleri ile de Doğu Karahanlıları kendisine bağlamıştır. Gürcistan’a üç sefer yapmıştır, Arabistandaki Karmatilere de seferler düzenlemiştir. Hem Gürcüler hem de bölgedeki Müslümanlar bir kez daha Selçuklu hakimiyetini de bu dönemde tanıdılar. Diyarbakır bölgesindeki Mervanileri yıkmış ardından Musul bölgesindeki Ukeyl Araplarını da yenmiş ve ele geçirmiştir. 1087 Kışındaki seferde, Urfa, Halep, Antakya, Lazkiye gibi şehirleri ele geçirmiştir. 13. Yy Ermeni Tarihçisi Vardan Araveltsi, Melikşahın babasının mezarını Akdeniz kıyısında ziyaret ederek mezarı başında “Beni çocuk olarak bıraktın, müjde sana, dünyayı baştan başa fethettim.” Dediğini aktarır. Selçukluların bu kadar yenilmez olmasının nedeni ise Tuğrul Bey döneminden kalma olan Göçebe ordusudur. Bu ordu, tamamen süvari ordusu olup her zaman için askerlik ile uğraşır, her zaman için Alp Arslanın elinin altında 46.000 Süvari olduğu belirtilmiştir. Bunla beraber, Aksungur, Savtekin, Bozan, Kumak, Goharayın gibi ünlü komutanları ve bu komutanların yetiştirdiği ordular içerisinde de sürekli yetiştirilen yeni komutanlar ile bir askeri akademi sahibidir. Bu Komutanlar aynı zamanda fethettikleri bir kısım toprağı da kendisi yönetirdi, böylece Melikşah, çeşitli komutanları çeşitli yerlere göndererek aynı anda pek çok yerde savaşabilmekteydi. Örneğin, Komutan Çabak’ı Yemen’e göndermişti, bu savaşlardan önce de Çabak, Diyarbakır, Harran ovalarını ele geçirerek bölgeye çokça Türk’ün yerleşmesini sağlamıştır.  Komutan Artuklu ise önce Filistin’e sonra ise Atsız’a karşı seferlere gönderilmişti,  Doğu Arabistan Karmatilerine de o gönderildi. Komutan Ahmed ise Gürcistan seferlerini düzenledi, ardından ise Komutan Yakup İsaböri, aynı seferi yönetti. 37 Yaşında ise Alparslan ölmüştür, bazı kaynaklarda mezhep kavgalarında Şii olmayı seçtiği için öldürüldüğü, bazı kaynaklarda av sırasında ya da av sırasındaki bir suikastte ya da karısı tarafından öldürüldüğü söylenmiştir.  (Jackson, P. 2002, 54)

Selçuklunun Gerileme ve Dağılma Dönemi

Bundan sonraki dönemde ise tahta I. Mahmud çıkmış ve gerileme dönemi başlamıştır.  2 yıl süren iktidar sonrası Berkyaruk, üç yıl iktidarda kalmış, ardından Müizeddin Melikşah gelmiştir, bir yıl bile iktidarda kalamamış ve ardından Mehmed Tapar gelerek  13 yıl iktidar sürdürmüştür. 1105-1118 arasındaki iktidarında, zaten federasyon olan devlet iyice parçalanmaya başlamıştır. 1118’de tahta çıkan Ahmed Sencer de devleti toplayamamıştır. Melikşah dönemindeki otorite ya da güç toplanamamıştır, bunun en büyük nedeni ise her geniş yetki verilen Ordu Komutanının kendi yönettiği topraklarda bağımsız olmak istemesidir, bu durum ise Selçukluların sonlarını getireceği dünden belli olan bir etkenin bazı üstünlükleri ile düzeltilmemesi sonucu oluşmuştur. 1118 yılında, Doğudan gelen Karahitaylar, Karahanlı topraklarını ele geçirdiler ve Selçuklulardan kopararak onlarla komşu oldular. Katvan Savaşı, 1141’de yapıldı ve Selçuklu Devleti büyük bir dağılmaya girdi. Maveraünnehirin kaybedilmesi ile devletin ekonomisi bozuldu, gönüllü ordu sisteminin de bozulmuş olmasından dolayı da ordularında da  şiddetli bir itaatsizlik başladı. Bu dönemde, Selçukluların yaşadıkları Farslaşma ve giderek ağır Sünnileşme ile de Yesevi ve Tengrici olan pek çok boy isyan etti. Büyük Oğuz İsyanı diye geçen bu isyanda, Sultan Sencer Oğuzlara 1153 yılında tutsak düştü. İki yıl sonra kaçsa da iktidarını alamadan 1157 yılında öldü.

Büyük Selçuklu Devleti ise böylece sona erdi. Bu tarihten sonra B. Selçuk İmparatorluğunun toprakları gene Türk Devletlerinin denetimine girdi ve yeni bir savaş dönemi başladı. Harzemşahlar, Maveraünnehir bölgesini aldı, Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu topraklarını, Irak ve Suriye topraklarını çeşitli Atabeylikler ve Zengiler, İran topraklarını ise çeşitli Türk Boyları ile bölgedeki Fars soyluları İlhanlıların gelişine kadar paylaşmıştır. Bu dönemde, İran ve Anadolu, Irak-Suriye topraklarına büyük Türk Göçleri olmuş, Türkler Türkistan coğrafyasından çıkarak kendilerine yeni yurtlar da edinmiştir, İlhanlıların başlattığı göç politikası ile Türk nüfusları bu coğrafyalarda daha da kalıcı olarak, İran, Anadolu, Suriye ve Irak ile Kafkasya, Azerbaycan coğrafyalarında kalıcı bir unsur olarak çeşitli devletler kurmaya ve yönetmeye devam etmiştir. (Turchin, Peter; Adams, Jonathan M.; Hall, Thomas D , East-West Orientation of Historical Empires, 2006,25) Bu bağlamda Selçukluları, yurt edinme sürecinde bir dönüm noktası olarak ele almak gerektiği gibi yıkılış nedenleri olan Federatif Yapıları, kendi kültürlerinden uzaklaşarak yarattıkları Oğuz İsyanları, Abbasi Halifesine olan anlamsız güvenleri ile Halifenin olumsuz çalışmalarını engelleyememeleri, Hasan Sabbah’ın Batınilik (Willey, Peter, 2012, 288-312) Propagandaları, taht kavgaları, iç isyanlar, ordularını besleyecek ekonomik alanları koruyamamaları gibi hatalarından da ders çıkarılmalıdır.

Kaynakça:

Dunlop,  D.M. The History of the Jewish Khazars, 1996

Turchin, Peter; Adams, Jonathan M.; Hall, Thomas D , East-West Orientation of Historical Empires

C.E. Bosworth, “Turkish Expansion towards the west”

Meçil, Erdoğan, Büyük Selçuklu Tarihi, 2006

Jackson, P. Review: The History of the Seljuq Turkmens: The History of the Seljuq Turkmens, 2002

Willey, Peter, Alamut Kalesi, 2012

Politik Deli

9 Ocak 2018

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*