Bir Osmanlı Prensesi, Mevhibe Celaleddin, Atatürk’ün Casusu Olabilir Mi?

Kurtuluş Savaşına katkı sağlamış Osmanlı Prensesi Mevhibe Sultan
Kurtuluş Savaşına katkı sağlamış Osmanlı Prensesi Mevhibe Sultan

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılış sürecini her ne kadar okullarda bize uzun  uzun anlatsalar da pek aklımızda kalmaz, belki de bu yüzden televizyonlarda hala birbirinden farklı tarihler anlatan, farklı yorumlar yapan tarihçileri aralıksız dinler durur ve fikir değiştiririz ancak amatör her tarih dinleyicisi ve okuyucusunun, her tarih bilimcisinin ortak düşüncesi, imgesi ve tespiti, Atatürk’ün bir deha olduğudur. Bunu anlatmak, anlamak ya da kanıtlamak için sayısız örnekten ve tarihi serüvenlerden geçişler yapar, kesitlerden bahsededuran tarih anlayışımızın dışında, az bilinen ve Atatürk’ün dehasını kanıtlayan olaylar da vardır.

Mevhibe Celalettin bir Osmanlı prensesidir ve Abdülhamid’in ikinci kız kardeşinden gelen soy ağacında yer alır. Atatürk ile bir ziyafet sırasında tanışırlar ve ziyafet sonrasında, Fethi Okyar’ın da içinde bulunduğu bir kafile ile Osmanlı Prensesinin evine onun daveti ile giderler, sabaha kadar yapılan sohbetlerden sonra Prenses ve Paşa, daha sık görüşmeye başlar, sohbetleri uzun uzadıya gider ancak Türklerin Mustafa Paşasının o dönemlerde ilgilendiği çok şey vardır. Düşman işgalleri kapımıza dayanmayı geçmiş, yıllar süren savaşlar sonunda, İstanbul gibi kutsal bir şehir İngilizin Bayrakları ve İngilizce tabelaları ile donatılmıştır, trafik kanunları dahi Britanyanın kanunlarına göre değiştirilmiştir. Bu sıralarda, meşhur Ethem Paşa’nın konağının karşısında ufak bir dairede, Türklerin Mustafası, sık sık toplantılar düzenler ve çözüm yolları arar, idealist subayları bir araya getirerek bir hareket oluşturmaya çalışır.

Kurtuluş Savaşına katkı sağlamış Osmanlı Prensesi Mevhibe Sultan
Kurtuluş Savaşına katkı sağlamış Osmanlı Prensesi Mevhibe Sultan

Atatürk, verdiği toplantılar  sabahlara kadar sürdüğünden bir gün fark eder ki İtalyan İşgal Kuvvetleri Komutanı Kolonel Roletto, merhum Ethem Paşa’nın konağını işgal etmiş ve İstanbul işgalini kutlamak için de bir balo vermek istemektedir ancak balonun yaklaştığı günleri takiben Atatürk hastalanır, Trablusgarp’ta yakalandığı Sıtma hastalığı arada bir nüksetmekte ve onu terler içerisinde yatağa düşürmektedir. Çok katılmak istediği ve bilgi toplamak istediği, konuşmaları dinlemek istediği bu baloya gidemez. Atatürk’ün, Fransızcayı anadili gibi bilmesi, çok iyi dans etmesi ve içki kültürünün gelişmiş olmasının bir nedeni de bu tarz balolarda insanları okumasıdır, az anlatılan bir tarihi gerçek de Bulgaristan Askeri Ateşesi iken, Bulgaristan Kralını, Osmanlının yanında savaşa girmeye ikna eden kendisidir, bu sürçte ise Bulgar Politikasında etkin olan bir Generalin kızı ile kısa sürede sevgili olmuştur, gene aynı dönemde Bulgar orkestralarının operalarını dinlemiş ve kendi deyimi ile kıskançlıktan kendisini yıpratmıştır, bizden kopan bir devletin nasıl böyle bir kültür ürettiğini anlamakta zorlanırken kendilerinin neden yapamadığını düşünerek öfkelenmektedir.

Atatürk’ün dehasını anlatmaya çalıştığım noktaya ise yaklaştık, Prenses Mevhibe Celalettin ile Atatürk öyle yakındır ki, Prenses, Paşa’ya sık sık saraydan bilgiler getirmektedir, kendi gittiği bazı balolardan da Atatürk’e bilgi getirdiğinden, Paşa, Kolonel Roletto’nun balosuna onun için gitmesini ister. Kendisinin hasta olduğu bu süre içerisinde de, ona sadece Mevhibe Celalettin bakar, yemek yapmasından, onunla sohbet etmeye kadar bütün bu süre içerisinde Paşanın tek güvendiği insandır.

Mevhibe Celalettin, Şişli’deki ünlü Ethem Paşa Konağındaki İtalyan İşgal Kuvvetleri Komutanı Kolonel Roletto’nun balosuna katılır, Atatürk’ün öğrettiği gibi en önemli insanlarla dans eder, sohbet eder ve bazen arkada durarak dinler, İtalyanların İngilizleri hiç sevmediğini ve Anadolu işgaline isteksiz olduğunu ifade edebilecek bazı bilgiler edinir.

Mustafa Kemal Paşanın konağına geldiğinde, Sıtmadan terlemiş alnını silerken Atatürk’e edindiği bilgileri aktarır, işte Atatürk’ün dehasını bana en keskin şekilde kanıtlayan cümlesi, o an dudaklarından dökülür.

Mevhibe Celaleddin, Geçmiş Zaman Olur Ki kitabında ve anılarını yazdığı Vatan Gazetesinde, 1950’lerde o anı şöyle anlatır.

“Ertesi gün ilk işim Mustafa Kemal’e giderek gördüklerimi anlatmak oldu. Beni dinlerken kendi kendine:
“Bunların sonu gelecek. Bunların sonu gelecek” diye mırıldanıyordu. Dayanamadım:
-Nasıl gelecek Paşam, diye sordum. “Bu iş nasıl olacak?”
“-Onu şimdi söyleyemem, fakat yakındır.”

Tarih, 19 Nisan 1919

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*