Bir Döneğin Anatomisi; Devlet Bahçeli Kimdir?

Bahçeli ve HDP Vekilleri
Bahçeli ve HDP Vekilleri

Türkler bir hayvan tarafından temsil edilecek olsa idi şüphesiz bu Turna, Kurt, Kartal, Ala-Geyik, At gibi kendi mitolojilerine yerleştirdikleri çeşitli asaletleri ve özellikleri olan asil hayvanlar olurdu ancak Türkiye toplumunu bir hayvan ifade edecek olsa idi, balıktan daha şiddetli şekilde öne çıkan bir seçenek, sağlıklı ve okuyan bir dimağ tarafından tahayyül edilemezdi.

Balık Hafızalı Mısınız? Ne Çabuk Unuttunuz?
İşte Bahçeli’nin 2002 Öncesi 9 Sabıkası

Ege Adalarını ve Kıbrısı Avrupa Birliğine Satmak

Türkiye’yi AB kapılarına bağlayan, süründüren Triumvira Anlaşmasına imza atan, Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümetidir.  10 Aralık 1999 günü, Eski Türkiye, henüz çökmeye başlamamış ve ekonomisi bugünkü gibi cari açığın altında ezilmiyorken Kopenhang Kriterlerine, Türkiye’nin “yobaz” siyasetçileri ile asla gerçekleştiremeyeceği ölçütlerine ülkece hapsedildik. Avrupa Birliği bu ölçütleri hiç bir zaman gerçekleştirmemiş olan ve gerçekleştiremeyecek SSCB Artığı ve Diktatörlükle yönetilen pek çok Doğu Bloku ülkelerini birliklerine alıyordu ancak konu Türkiye olduğunda, Türkiye’nin ne AB Kapısından gitmesi ne de o kapıdan içeriye girmesi gerekiyordu. Yapılması Gereken gene Bahçeli’nin, Ecevit’in, Demirel’in, Çiller’in ve dahasının onay verdiği ve Türkiye’nin Gümrük Duvarlarını ortadan kaldırarak Osmanlının Kapitülasyonlarını geri getiren, Lozan’da kazandığımız haklarımızı geri veren Gümrük Birliği Anlaşmasının olduğu şekilde yürürlüğünün sürdürülmesi idi.

Öyle de oldu, Türkiye, Ege Adaları ve Kıbrıs konusunda,  Türk Halkının içindeki öfkeyle kaynıyordu, kukla siyasetçiler bu öfkeden nasibini alarak rakipleri karşısında geri kalmaktan korktukları gibi, efendileri tarafından da rakiplerinin arkasına itilmekten korkuyorlardı, bu yüzden içerisi ile dışarısı arasında bir denge güderek, yer yer kavga ederek yer yer barışarak “köpeklikte” sınır tanımazca şekilde ülkelerine ihanet ediyorlardı. Triumvira Anlaşması, Gümrük Birliği Anlaşması ile Ege Kara Suları ve Kıbrıs Ruma terk edilecekti, süreç içerisinde de çeşitli adımlar atılmıştı, günümüzde işgal edilen Ege Adaları ya da Cenevre’de yapılan Kıbrıs Konferansı ile ortaya çıkan yeni haritaları bu şekilde ele almalısınız.

Barzani’nin Fedaisi Kürtmen Beyi  Bahçeli

Ecevit-Baçeli hükümetinden önce zaten Çiller-Yılmaz-Erbakan ve Demirel kuçu kuçuları ile Çekiç Güç Türkiye’ye yerleşmişti, peki neydi bu Çekiç Güç’ün amacı? “Kim Bu Barzani” yazımızda Irak’ta neler olduğunu anlatmıştık, amacı 38. Enlem üstüne Saddam Güçlerinin çıkmasını engelleyerek, bölgede kurulan Kürt Devletini güvence altına almaktı. Çekiç Güç’ün PKK’ya yardım ettiği dönemin Orgenerallerinden Tuncel Kılınç ya da Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından dillendiriliyordu, Türkiye’de siyaset ne kadar hain ise, harp okullarının sıralarından gelen o Generaller o kadar vatanseverdi, Emekli  Tümgeneral Osman Pamukoğlu ise zaten Barzani’nin  PKK’yı koruyup kolladığını aktarıyor, onun karakollarından Türk Askerine ateş açıldığı için de Barzani’ye saldırıyordu ve o gün CIA’in sızmakta hiç zorlanmadığı Türkiye Büyük Millet Meclisi ve sadece adı Türk olan Medya, kıyamet kopmuş gibi ortalığı karıştırıyordu.

Çekiç Güç’ün görev süresi tam 12 kez, PKK’ya yardım etmelerine rağmen MHP Milletvekillerinin oyları ile uzatıldı.  Başbakan Yardımcısı Bahçeli durumdan pek memnundu. Bahçeli’nin Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu,  17 Aralık 2000 tarihinde, öyle bir konuşma yapıyordu ki, MHP’liler alkışlıyordu, konuşmasına göre Barzani dostumuzdu, PKK’ya karşı savaşıyor ve bize yardım ediyordu. Tabii ki bu ABD Emperyalizminin Türkiye Şubesi çalışanlarının Türk Halkını inandırması gereken yalanların ilkiydi.

Barzani Ekonomisine Destek

Bahçeli-Ecevit hükümeti ayrıca, petrol kaçakçılığına onay vererek, Habur Sınır Kapısını açarak  Barzani’nin ekonomisine destek oluyor, inşaat şirketlerini yollayarak bölgedeki santralleri yaptırıyordu, daha sonra bir başka Amerikan Kuklası olacak olan Tayyip Erdoğan ise Başbakanlık binasını dahi Türk Halkının vergileri ile yaptıracaktı.

İkiz Sözleşmelerin Öncesini de Mi Unuttunuz?

İkiz  Sözleşmeler ya da diğer adı ile İkiz Yasalar ile ilgili sitemizde bir makale bulunmaktadır, okuyanlar bilir. Bu sözleşmelerin bir de önceki hali vardır. 1966 yılından beri Kıbrıs sorununun yeşermesi ile yapabileceklerimizden korkan Batının bize dayattığı bir saçmalık olan İkiz Sözleşmeler, Türkiye’yi parçalamak üzere oluşturulmuştu. Anlaşmaya göre, Türkiydeki azınlıklar ayrı devlet kurabilir, kendi kaderini tayin edebilir, çok kültürlülük gelebilir, anadilde eğitim ise gelmek zorunda idi.

Bahçeli-Ecevit Hükümeti,  15 Ağustos 2000 tarihinde,  Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşmeyle beraber Kültürel Haklara İlişkin Sözleşmeyi Birleşmiş  Milletler Daimi Delegesi Volkan Vural’a imzalatıyordu.

Bu sözleşmelere göre;

1- Bütün halklar kendi kaderini tayin edebilir ve kendi haklarını korumak için direniş başlatabilirdi.
2- Bütün halklar kendi sahip olduğu doğal kaynakları kullanabilir ve istediği gibi tasarruf edebilmelidir, uluslararası ekonomiye zarar vermemek koşulu ile bunu merkezi hükümetten talep edebilir.

Yıllar sonra AKP, ihanet ile İkiz Yasaları meclisten geçirirken Bahçelinin neden sustuğu da daha iyi anlaşılabilir!

Apoyu İpten Alan ve Yalanlar Atan Bahçeli

Bahçeli, APO’yu asacağız yalanları ile Türk Halkından oy toplamıştı ancak her zaman yaptığı gibi oy toplamak için söyledikleri ile yaptıkları uyuşmuyor üstün de gereksiz bahanelerle toplumu birbirine düşürerek algı operasyonu yapıyordu. İşte bu madde, tam da İç Dinamiklerle  Dış Dinamiklerin çarpışmasının özeti idi, dönemin Sabah Gazetesi bunu manşetine şu şekilde taşıyordu.

“Tabanın ve Ülkücünün öfkesi 24 Saat sürer.” 

İşte tam da yazımızın başlangıcında neden “Balık” benzetmesini kullandığımızı anlamışsınızdır. “Milletin vicdanı rahat edecektir.” “Yargı kararını idamdan yana verecktir.” dedikten sonra Yargıtayın da Aponun idamını onaylaması ile halk mutluluğu her yerde yaşanırken AİHM idam kararını durdurmuştu. Peki AİHM kimdi? Triumvira gibi pek çok anlaşma ile dinleyeceğimizin sözünü verdiğimiz AB’nin yargı kuruluşu. Ardından Bahçelinin açıklamaları tıpkı erken seçim dönemindeki gibi değişiyordu. “Yargının kararına herkes saygı duymalı ve bundan sonrasında gereken adımlar atılacaktır.” gibi üstü kapalı cümleler… Şehit ailelerinin tepkileri ile Bahçeli-Ecevit-Yılmaz, Başbakanlık köşkünde 7.5 Saat süren bir toplantı yaptı, toplantı sonucunda da işte Sabah Gazetesindeki o manşet atıldı, tarih 14 Ocak 2000’di.

Kısacası, AB ve ABD istekleri, Türkiye’nin,  Türkün isteklerinden önemli idi, Efendileri tarafından, iç dinamikleri bastırmak ve dışarının isteklerini içeriye yansıtmak görevini alan kuçu kuçular bir kez daha başarıya ulaşıyordu.

15 Günde 15 Yasa – IMF Türkiye’ye El Koyuyor

Sevr Anlaşması yürürlüğe girse idi büyük ihtimalle onlar da bu konularda şu yasaları hazırlamak isteyecekti, tabii ki bu dönemde 1999 krizi olmuş, millete deprem bahanesi ile ÖTV zinciri vurulmuştu, ekonomi kötü idi ve sorumsuz kuklaların 96 Gümrük Birliği ters tepmiş, dış borç artmış, üretim azalmıştı, bugünki bir başka kuklanın deyimi ile “Tulumbada su yoktu.”, söz konusu yasalar şöyle sıralanıyordu;

“Şeker Yasası, Uluslararası Tahkim Yasası, Doğalgaz Piyasası, Sivil Havacılık Kanunu, Görev Zararaları ve Bazı Fonların Tasfiyesi Yasası, Bütçe Değişikliği Yasası, Ek Bütçe Yasası, Telekom Yasası, Kamulaştırma Yasası, Ekonomi ve Sosyal Konsey Yasası, Merkez Bankası Yasası.” vb…

Holding Basınlarının üfürükleri ve pohpohlamaları ile Sevr’de alamadıklarını burada alıyorlardı, Kemal Derviş bir anda kahraman oluvermişti, tıpkı ülkeyi yıkan siyasetçiler gibi, Askerin eli kolu bağlıydı, siyasetçi ise tekrar söz konusu kullandığı medyası ile popülerleşiyordu, Ecevit, yasalar uygulanmaya hazır diyerek Türk Milletinin başına dayanan giyotinin düşüşünü hazırıyordu.

İhanetin Dahası Var! Yasama-Yürütme ve Yargı Kemal Derviş’in Oldu

Söz konusu yasalara bir kesim şiddetli saldırıyordu, hem de muhalefet partilerinin de desteği olmasına rağmen halk bu konuda huzursuzdu, bu  AB denen meret yüzünden başlarına iyi bir şey gelmemişti, önce borçlar arttı, sonra vergiler, ardından ülkeye akan bankaları halkı kredi borcuna yığdı, krediler ile ev sahibi olan evin borcu altında eziliyordu, araba sahibi olan da ayrı borç içinde idi, üstüne Apo asılmamıştı, ekonominin zora girmesi de AB-ABD Planları için yetersizdi, aslında yapmak istedikleri bu uyumsuz kuklaların ve sabitlenemeyen iç dinamiklerin yerine, ne olursa olsun isyan edemeyen ve ses çıkaramayan, kuklalarına yön veremeyen ve uyumsuz çok sayıdaki kuklaların yerini bir kişiye devretmesiydi. Böylece geçiremedikleri 1 Mart Tezkeresi, Vakıflar Yasası, Tohum Yasası, İkiz Yasalar geçecekti, günümüzdeki Kıbrıs için koşullar hazırlanırken, Irak işgal edilecek, Suriye’den Esad “gidecek” ve BOP  tıkır tıkır işleyecekti. 1990’larda Türkiye öyle milliyetçi ve laikti ki, İslamcılar terör örgütü kurarak Türk Askerine kurşun sıkmaktan çekinmiyordu, işte bugünlere gelinen süreç bu yüzden de şarttı, halkı böylesine öfkeli ve AB-ABD düşmanlığı ile dolu olan ve güçlü kuklaların olmadığı bir ülkede emellerinizi inşaa etmeniz zordu ancak tekil bir kukla, anti-demokratik uygulamalar ve Batının makyajı ile halka sunulur, Türkiye borçlandırılırken kredi veren bankalar ülkeye giriş yapar, küreselleşme tamamlanırsa, Türkiye geri dönülmesi çok daha zor bir şekilde Emperyalizmin bataklığına girmiş olacaktı, sizce başarmadılar mı? Benim, kazananın Türkler olacağına inancım tamdır ancak bu düşmanımızın ne kadar güçlü olduğunu inkar etmeyi gereksizleştirmez.

Kemal Derviş, kendi çalışma ekibini kuracaktı, kendisi kendi yöntemleri ile çalışacaktı, nitekim  bir ay sonra,  Washington’daki Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn,  Nisan 2001’de “Kemal Derviş’i biz görevlendirdik.” diyerek Türk Kamuoyuna da siyasetçisine de mesaj veriyordu. TBBM’de göstermelik oylamalar yapıldı, genelbaşkanların gene bir başka kukla olan  Kenan Evren’in getirdiği Siyasi Partiler Yasası sayesinde, vekillerine hükmetme özgürlüğü vardı, kukla, kuklanın yolunu tarihten tarihe açıyordu, vekiller bir şey istese de yapamadı, alay konusu olan oylamalar yapıldı, nitekim 15 yasa da Dervişin istediği gibi geçti.

Vatansever Vekilleri Hükümetten Kovan Bahçeli

Aponun idam edilmeyişini birisi unutmamıştı, o da Ali Güngör‘dü, kendisi mecliste hiç unutulmayan meşhur ve son konuşmasını yaptı çünkü Bahçeli öyle sinirlenmişti ki onu istifaya zorladı. Ecevit’e sert eleştiriler gönderen Güngör, Aponun “Başbakanlıkta sumenaltı yapılan dosyasını” hatırlattı ve idamını talep etti. Tabii ki de meclisten bir şey çıkmadı, üstün de Güngör, meclisten kovulmuştu.

Diğer örnek ise İçişleri Bakanı Enis Öksüz‘dü. Telekom yönetiminin değiştirilmesine karı çıkıyordu. “Kartopu gibi Türkiye’ye yıkılan borca dur demenin vakti geldi.” diyerek Tam Bağımsızlık sinyali veriyordu, iş başa  düştü diyor ve çalışmamız gerek diyerek ekliyordu ancak yolun IMF’den geçmediğini söylüyordu. “Birbirimizden başka kimsenin bize hayrı yok.” diyordu. IMF açıklama yaptı, parayı istiyorsanız, bu adamı atın.

Enis Öksüz, atıldı, Telekom el değiştirdi, yönetimi de değişti, 17 Temmuz günü  Bahçeli istifasını istedi, bir kere daha, en önemli kuklalarının kendisi olduğunu gösteriyordu.  Yıllar sonra Telekom  bizim kontrolümüzden de çıktı, yıllar sonra da Erdoğan döneminde satıldı ancak Enis Öksüz bir kere sessizliğini bozdu ve şu sözleri söyledi.

“Apo’yu Bahçeli kurtardı.”
Enis Öksüz
Eski İçişleri Bakanı


Devlet Bakanı Abdülhaluk Çay da Bahçelinin Amerikan kuçu kuçuluğundan nasibini almıştı.  Kendisinin genelbaşkanlığını yaptığı, TÜDEV Vakfı, 7. Türk Dünyası Dostluk ve Kardeşlik, İşbirliği Kurultayını Denizlide toplamış ve 8. Kurultayın, Kıbrıs’ta yapılacağını duyurmuştu. Tabii ki yer yerinden oynadı,  Ege sorununun had safhada olduğu 1999 yılının 4 Temmuz gününde yapılan bu açıklama, Bahçeliyi harekete geçirdi. Kıbrıs’ta ekonomik sıkıntılar var yapılmasın dendi, Abdullah Çay dinlemedi, ardından onu istifaya zorladı, etmeyince Bakanlıktan azlettirdi. Pek Demokratik olan Bahçeli, durmadı kurultay toplanınca da o zamanın Ülkü Ocakları Başkanı, bugünlerde Yeni Anayasaya hayır dediği için pek sevdiğiniz Attila Kaya, kurultay mecburen İstanbul’da toplanınca şu sözleri söyledi;

“Bu Türk kurultayı, Devlet Bahçeli’ye rağmen toplanmış bir ihanet kurultayıdır.” Unutmayın ki Bahçeli örneğinde olduğu gibi asıl hain, içinizde olandır, karşınızda olan değil, bugünün Mahmut  Esad Bozkurt’a Beyaz TV gibi yobaz kanallarda “sefil” diyen sefalettin Özcan Yeniçeri kim ise Attila Kaya da odur, yarın gene sizi satacak olan kuklalar, zayıf kişilikliler ve saha etki elemanlarıdır, siyasette hata ya da tesadüf diye bir şey yoktur, sadece bahaneler üreten, balık hafızanızı kullanan hainler vardır.

Şimdi soralım!

Kazakı, Gagavuzu, Kırgızı, Uyguru, Altayı, Tatarı, Azerbaycanlısı uzaklardan gelip, Türkiye ev sahipliğinde toplanarak aralarındaki bağları hatırlatınca kime ihanet etmişti? Abdulhaluk Çay, Türklüğe ihanet etmemiş olunca, Bahçeliye ihanet etmişti, Atlantik ötesinden vuran kırbacın sesi Bahçeliyi öyle yakmış olacak ki, tüm gücü ile kendisinin üstüne yürüyerek tekrar AB-ABD ikilisine boyun eğmişti.

Küreselleşmeci ve Özerklikçi Bahçeli

Çok geçmeden Telekomun devreidlmesi ile yaşanan kriz döneminde MHP Kongresinde, 4-5 Kasım 2000 günlerinde, Bahçelinin tek aday olduğu “komedi”de, MHP Siyasi Programına Türkçülükle, Atatürkçülükle ilgisi olmayan bir başka madde ekleniyordu.

AKP’nin getirdiği “Yerel Yönetimlere Özerklik” maddesi ile Yeni Anayasayada eklenen ve şuanda da fiilen mevcut olan “Küreselleşmeci Yerel Yönetimlere Özerk, Serbest Piyasacı Mmodel” eklenmişti. 2007 Seçimlerinden sonra AKP, bunu hayata geçirecek ve Bahçeli tekrar sessiz kalacaktı, günümüzde ses çıkaran bir kaç vekil dışında da kimse ses çıkarmamıştı.

Kopenhang Ölçütlerinde Türkçülük Mü Var?

Kimse söylemiyor ancak AB Üyeliği başından sonuna Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasasına aykırıdır. AB bir devlettir ve bu devlete üye olmak Türkiye’nin üniter yapısına ve bağımsızlık anlayışına aykırıdır. Günümüzde en çok AB’ci olan yıllarca Elizabeth’ten madalyalar alan Abdullah Gül, TİMES’a kapak olmuş Erdoğan gibileri ile her fırsatta T.C’yi AİHM’ye şikayet eden PKK’lılardır. Acaba hangisi yanılıyor? Programına AB üyeliğini koyan  Bahçeli mi yoksa, AB’den medet uman ve para alan  Murat Karayılan mı?

Bence yanılan sizsiniz, onlar işini bliyor!

Karen Fogg’un Casusluk  Faliyetleri Ne Oldu? Bahçeli Nasıl Unutturdu?

Belki de en ilginci budur. İç Dinamiklerin içerisinden bastırılması daha zor olan bir tabaka, bir çuval inciri mahvetmeye bu kadar yaklaşmıştı. “Ahmet Mehmet” takma adı ile bir hacker, Karen  Fogg’un e-postalarını kırmış ve etrafa yaymaya başlamıştı, kendisinin anlattığına göre ilk olarak MHP Genelmerkezine bütün dosyaları cd ile göndermiş sonra kağıt dosyalar ile göndermiş ama ses gelmemişti, diğer partilere de gidince ses gelmemişti. En sonunda ise her tarafın forvetinde oynayan Doğu Perinçek’ten ses çıkmıştı, tüm belgeleri basın toplantısı ile yayınladı, Türkiye o günlerde yeni bir gündeme böylece girmiş oldu. Karen Fogg, Üniversite Hocalarından, Gazetecilere kadar herkesi kullanıyordu, herkesi kullanarak Kıbrıs ve Ege ile Kürt Milliyetçiliği için gerekli algıyı yaratıyordu. Belgelerde kimler yoktu ki?

Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Oral Çalışlar, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay ve dahası… Daha sonra Karen Fogg’un E-Postaları kitabında bütün e postalar kitaplaştırıldı, Wikileaks’e de girdi, içlerinden bakınız bazı mailler.

8 Ocak 2002, Birand, Karen Fogg’a

“Evimde yüksek düzey yetkililer ve etkenlerle isterseniz bir toplantı daha düzenlemek istiyorum.”

19 Ocak 2002, Şahin Alpay, Fogg’a

“Nasılsın yakında İstanbul’a geliyor musun? Bahçeşehirdeki Dekanım, Prof.  Dr. Eser Karakaş, sizi ağırlamak istiyor. (Kendisi ile bir öğle yemeğinde karşılaşarak görüşmüştünüz.)

Sonra Makbuz Meselesi!

1 Nisan 2001 Fogg, Cengiz Çandar’a;

“Güncel bir Avrupa-Türkiye konusu üzerine 400-500 kelimelik bir makale lazım, Cüneyt C. tarım üzerine, Şahin  Alpay, IGC üzerine yazdı, Mehmet Ali B., Samy C, Semih İ, Zeynep G, Mithat M, Mim Kemal bu yoldan geçtiler, bizim konuk köşe yazarımız olur musunuz? (Ödeme mümkün, bize makbuz göndermen yeterli.)

Yani millete ihanet eden bu hainler bir de ihanetleri için para alıyorlardı, Tuncay Güney Ergenekon tertibi sonrası, 32. Günde canlı yayında Birand’ın ajan olduğunu ve belgelerinin Kanada bile olduğunu söylüyordu, Birand pişkin pişkin gülse de, sen ben gibi Türkçüler durumu zaten biliyorduk sayın Türkçü, Altan Kardeşler, Ilıcakları, Ergenekondan hatırlarsınız, ayrıca Saha Etki Ajanlığı  Soğuk Savaşın en önemli tekniğidir, bu gibi kişiler ödüllendirilir, değerlendirilir, eğitilir ve kullanılır, Amerikan Senatosu, CIA’e Amerikan Medyasına müdahaleden dolayı dava açtığında, Senatoda görülen davada CBS Muhabirleri, kendilerine CIA’in para ve hazır haber metinleri verdiğini itiraf ediyordu, çeşitli bilgileri ise gizli oturumda vermeyi yeğliyordu CIA Direktörleri… Buna benzer şeyler bugün Türkiye gibi hazırlıksız ve halklarında politik bilinç olmayan ülkelerde, yaygınca yaşanır, bilinç, bilgi ve karar üretir, politik bilinç olmadan diğerleri de olmaz!

Açıklanan bu belgelere ne oldu dersiniz? Sessiz raflarda kitap olmak dışında! Bahçeli-Ecevit hükümeti belgelere cevap vermek yerine, Aydınlık Gazetesini sansürlediler ve üstüne de Perinçek’e soruşturma başlattılar, Ahmet Mehmet’in verdiği  bu belgeler ayrıca, tayfun@gercekhayat.com ve www.ceviz.net’te yer aldı, ayrıca Anayurt gazetesinin, 5-6 Aralık 2004 günlü manşeti ve sayısında yer aldı, manşetler “Bahçeli neden sustu?” şeklindeydi, daha sonra ise Karen Fogg’un E-postaları ismi ile kitaplaştı, wikileaks isimli istenmeyen gerçeklerin barındığı sitede de her türlü elektronik verinin “doğrulanması” ile milyonlarca karakter içererek yer aldı.

Romano Prodi Küstahlığı

Romano Prodi, Avrupa Birliğinin Komisyon Başkanıydı,  22 Şubat 2002 tarihli Economist dergisinde şu satırlar geçiyordu. “Türk Yetkililer, AB Çalışanlarını güvence altına almalı aksi taktirde bunu biz yapacağız.”  Bu satırlar Karen Fogg’dan doğmakta idi, kendisi yaptıklarından ötürü tehlike altındaydı,  Türk kamuoyu öfke kusuyordu, AB kendisini farklı bir ülkede farklı casusluk operasyonlarında kullanmak için Türkiye’den çekti çünkü kimliği deşifre olmuştu, yerine gelen kişi operasyonları devralacaktı, Bahçeli ise Türkiye’nin prestijini ayaklar altına alan bu sözlere cevap vermedi, üstüne de Karen Hanım giderken, onun ofisine uğradı, kendisi ile vedalaştı, huzuruna kabul etmekte hiç bir sakınca görmedi, bir Enis Öksüz, Ali Güngör ya da Abdülhaluk Çay kadar değerleri yoktu.

Ve 2002 Öncesi Son Tuzak,  Erken Seçimler

Şu ana kadar kullandığımız 2409 sözcük aslında bu başlık içindi, yaşanan her şey ile Türkiye bilerek kendisini mahvetmişti, değiştirilen koalisyonları koalisyonlar izlemiş, her koalisyon kendisini mahvediyordu, suçu diğerine atıyordu, gürültüden başka bir şey değildi, Amerikan köpekliği hadsafhada iken krizler her yerdeydi, ABD-AB şunun farkında idi, zayıf kuklalar ile bu iş olmayacak, 30 yıllık İkiz Yasalar geçirilememiş, 30 yıldır Kıbrıs, Türklerin, Ege’de Yunanistan kara sularını dahi arttıramıyor, Irak’a giremiyor ve Suriye’nin yanında geçemiyorlardı, her şeyi kendi açılarından değiştirecek tek bir kuklaya ihtiyaçları vardı, o iç dinamikleri ve parti içi dinamikleri çözecek ve onlara hizmet edecekti, yakında Erdoğan’ın Erdoğan olmak için İstanbul Belediye Başkanı iken kaç kere Washingon’a gittiği, Eşbaşkanı olmakla övündüğü Büyük Orta Doğu Projesinin ne olduğu, ne için ADL’den Yahudilerce Kutsal sayılan Keçi Boynuzunu aldığını ve David Sultan ile görüştüğünü, tüm çıkardığı yasalar ile nasıl ihanetler sergilediğini anlatacağız. 90’lı yılların kuklaları şunu göremedi, ABD aslında hepsinin pabucunu dama atacaktı ve kendilerini vazgeçilmez görüyorlardı, Bahçeli dahi bundan nasibini aldı, hizmetleri bir süre boşa gitmişti, Koalisyon hükümetlerinde hem para hem de medya paylaşıldığı için de birbirlerine üstün gelemiyorlardı ancak politik bilincin olmadığı bir ülkede, tek kişi iktidar olursa, tüm parayı ve medyayı alacağı için de o kişiyi durdurmak zor olacaktı, buna ihtimal vermiyorlardı.

7 Temmuz 2002 günü, tüm hükümet partileri genelbaşkanları ve hükümet üyeleri toplandı, “Erken seçime gerek olmadığı, koalisyonun uyumlu devam etmesi gerektiğini, seçimin zamanında yapılacağını ve yanlış şeylere mahal verilmemesi gerektiğini” vurgulayarak, halka güven veriyordu. Aradan dört gün geçti, 11 Temmuz 2002 günü, Bahçeli  “erken seçime” gidileceğini duyurdu, o kadar aptalca davranıştan sonra bu anlamsızdı, onca kriz, apo rezaleti, yüksek vergiler, Dervişler, gümrük birlikleri, karen fogglar derken bu mantıksızdı, nihayetinde 4 gün önce her şey yolundaydı, işin sonunda meclis dışı kalan bir MHP ortaya çıktı, görevini tamamladı.

Ardından, Baykal, sicil kaydından başbakan olamayan Potamyalıyı  Başbakan yapacaktı, Kılıçdaroğlu-Bahçeli birlikte Cumhurbaşkanı yapacaktı, açıkçası her fırsatta mutlaka her gördüğünüz sakallıya sarılan sizleri sazanla eşdeğer buluyorum, bugünlerde sevdiğiniz Attila Kaya, Özcan Yeniçeri, Metin Feyzioğlu kimdir? Geçmişin hainleridir, bugün sizi sadece belirli kafeslerde tutarak kontrolden çıkarak gerçek hareketlere katılmanızın önündeki barikatlardır.

Cumhurbaşkanı olsun dediğiniz Ekmeleddin İhsanoğlu şu an mecliste Başkanlık sistemini onaylıyor da, ondan bahsediyorum !

Bir ara da ömür yeterse, 2002 sonrasındaki ihanetlerini anlatacağız, “PKK terör örgütü değildir.” diyen vekillerle meydanda ip attıktan sonra gülüşen koklaşan Bahçeli fotoğraftadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*