Altay Dağlarının Nefesi, Osman Batur Kimdir?

"Ben ölebilirim ancak acun var oldukça, ulusum savaşmaya devam edecek."

Ön Söz

Osman Batur, Türklerin yabancı olduğu tarihlerinde kilit noktadaki bir isimdir, farklı coğrafyalara dağılmış farklı lehçelerden ve yüzlerce yıl farklı Ulusların sömürgeciliğine maruz kalmış Türk topluluklarından birisinin ongusudur. Türk tarihinin özellikle de unutulan yanları ile ele alınması, Türklerin jeopolitik derinlikte ilerlemesini, dostlukların ve müttefikliklerin ne amaçla, nelerden yaratıldığını anlamaları açısından önemli olduğu gibi aynı zamanda da dünya haritasında farklı ülkeler olarak görülen çoğu coğrafyanın, bir zamanlar Türkistan olduğunu hatırlamaları, kendilerine jeopolitik çerçevede yeni hedefleri Ulusal bilinç ile koyabilmeleri açısından önemlidir. Unutulmuş ve Türk ekini için ömür vermiş tüm kahramanların anısına yazılmıştır.

Daha önce, Çin diye anılan ve Türklerin Tabgaç gibi isimler vererek vatan bildiği bölgelerdeki hiç anlatılmayan ve Çinli diye addedilen Türklerin tarihini, Çin’in Hiç Anlatılmamış Türk Tarihi (Okumak için tıklayınız.)isimli makalemizde anlatmıştık.

Altay Kartalı Osman Batur Kimdir?

Osman Batur, direniş günlerinden.

Bizim Türkçemize farklı çevrilse de gerçek adı Silumalı Ospan‘dır, bildiğimiz şekli ile İslamoğlu Osman. Babasının adı İslam’dır, çiftçi ve hayvancı bir ailenin kırsalda doğmuş oğludur. Doğu Türkistan’ın Altay ilinin Köktogay ilçesinin Kürti köyünün Aral yaylalarından birisinde dünyaya gözlerini açmıştır. Annesinin adı Gayşa‘dır, Kazak Boyunun Orta Yüz koluna ait bir Türktür. 12 Yaşına kadar geleneksel Türk yaşayışını sürdürerek yetişmiştir, burada şu unutulmamalıdır ki Türklerin geleneksel manada yüksek bir eğitim sistemi vardır, Rus müzisyen Upsenski, cahil çölü denilerek aşağılanan Türkistan’a geldiğinde çok şaşırdığını şu sözlerle açıklamıştır.


“Her çocuk, en az üç meslek öğrenerek yetişiyor, her yetişkin en az on ile on beş arası şiir biliyor, hepsi en az iki ayrı enstürman çalabiliyor, hepsi üç ayrı dans türünde dans edebiliyor, hepsi silah kullanmayı biliyor, yemek gibi işlemler belirli dizgelerde ve ortakça yapılıyor, her yetişkin farklı halk hikayelerini bildiği gibi bunların içindeki şarkıları da biliyor.”

Upsenski bu sözleri ile aslında Türkistan’ın cahil olmadığını sadece okula ihtiyaç olmadığını belirtmiştir.

12 Yaşına kadar da Osman İslamoğlu bu şekilde yetişmiştir, çeşitli danslar, şiirler, şarkılar, enstürmanlar ve savaş sanatlarını öğrenmiştir, günümüzün Avrupasının övünebilecek nüfusuna ve düzeyine, Bozkırın eğitim sistemi ile erişmiştir.  Osman Batur hakkında çeşitli rivayetler de vardır, bunlardan bazıları kement ile uçak düşürdüğü şeklinde biraz abartı olarak değerlendirilebilse de fiziksel imkanı o döneme göre olabilecek şeylerdir, bazıları ise ailesinin atlarını çalan beş hırsızı kovalayarak günler sonra yakalayıp geri getirmesi ile ilgilidir. Bu beş hırsızı yakalama olayı sonrası, hırsızların patronu olan Zuka isimli kişi olayı duyarak bölgeye gelir.  Rivayete göre “Her boya bir uslanmaz gereklidir. Yoksa o boya saygı olmaz.” demiştir.  Bunun gibi bir kaç hikayesi ve rivayeti de coğrafyasına yayılınca, hali hazırda süren Çin-Türk savaşında yer alan farklı Baturlardan birisi olan Böke Batur’un dikkatini çeker. Böke Batur, yeşil yaylaların, yüksek dağların, şarkılar çalan nehirlerin arasından geçerek Aral yaylasına gelir, duyduğu hikayelerin doğruluğunu görünce, Osman İslamoğlu‘nu yanına çağırır, kısık gözleri ve kirli sakalı ile Osman İslamoğlu, Osman Batur olacağı yolda ilk adımı böylece atar. Batur sözcüğü, Türkçe’de Kahraman, Savaşçı demektir, bu yüzden savaş işlerinde ilerleyen, Bey kimselere de bu bölgede Batur denmiştir. Anadoludaki karşılığı ise Bahadır’dır.

Geleneksel Türk Çadırları, İsa Yusuf Alptekin ve Osman Batur.

Derin Vadilerin Kartallı Yamaçlarında Bir Atlı Var

Osman Batur, çok geçmeden Böke Batur’un ordusunda kendisini hissettirir, kimseyi arkada bırakmayan yapısı ile askerlerin güvenini kazanır, Çinlilerle yaşanan muharebelerden birisinde Böke Batur şehit düşer, yapılan yeni Önderlik seçiminde, birliğin artık yeni bir Önderi olur, pusuları ve baskınları ile ünlenecek, hikayesi bugün sizlere ulaşacak olan Osman Batur

Bu süre içerisinde ise Çin’de iç savaş vardır, Komünist Çin ve Milliyetçi Çin (Tayland) arasındaki bu savaşta aslında sadece Çin sözcüğü yeteri kadar geniş tanıtılmamıştır. Çin sözcüğü bir Ulusu ifade etmez, Çin topraklarını ilk kez birleştiren İmparatorun adı ve onun da Hanedanının adıdır, bu yüzden Çin’i birleştirmek isteyen herkes de kendisine bu hanedanın adını vermektedir. Özünde, savaşan taraflar bir iç savaş esiri gibi anlatılsa da, kendisini Çin’in mirasçısı ilan etmiş farklı uluslardır, bu yüzden bu duruma iç savaş yerine, Doğunun Yeni Roma’sı kim olacak davası da denilebilir. Mandarinler ve Hanlar başta olmak üzere pek çok farklı ulus bu savaşta yer almıştır, günümüzdeki Çin’in ana unsuru SSCB‘nin ana unsurunun Ruslar olması gibi Hanlardır, kendilerine Han Çinlisi diyerek, esas insanlar olduklarını belli ederler ki yapacakları kültür devrimi ile 50 milyondan fazla insanı katletmişlerdir, bu kültür devrimi sırasında ise başta Mandarinler olmak üzere pek çok ulusu asimile etmek için zorla kendi dillerini öğretmişler, ekonomik yaptırımlar uygulamışlardır, SSCB‘nin uğradığı kadere, Çin’in henüz uğramamış olması da bu Milliyetçi politikaların gerçekleştirilme başarısıdır.

Çin’deki Ekin Devriminde, Hanlara ait olmayan ekinsel ögeler yakılırken.

İşte Derin Vadilerin Kartallı Yamaçlarında bir Atlı diye çağırdığımız Osman Batur da bu olayların içinde ve ertesinde yaşamıştır, bu dönemde Çinliler, İran’ın bugün yaptığı gibi pek çok Türk’ü bölücülük suçlaması ile hapse atmaktadır, Türk tarihi ile ilgili herhangi bir eser yazmak yasak olduğu gibi, bölgede Türklerce bırakılan eserler ya gizlenmekte ya da toplanıp taşınmaktadır, SSCB de bu dönemde on altı bin yıllık mağara çizitlerini, taş üstü tamgalarını taşımış ve bölgede hak iddia etmenin tarihi alt yapısını yaratırken, eğitimleri ile de bölgenin hep Ruslara/Çinlilere ait olduğunu ve kendilerinin de bu Uluslardan olduğunu anlatmışlardır.

Bahsi geçen ve bulundukça SSCB tarafından yok edilen Tamgalı Taşlar.

Bütün bu asimilasyonun ertesinde de, Çinliler Türklerden silahlarını istemişlerdir, bölgeye giriş yapılmasını kolaylaştırmak için, silahların toplanma işlemine başlandığında Osman Batur şu sözleri söylemiştir. “Bugün silahımızı alan Çinliler, yarın özgürlüğümüzü de alacaktır.” Kendisi gibi düşünen tüm Türkleri toplayarak hazır birliklerine yeni birlikler eklemiştir, en kalabalık olduğu dönemde 50.000 askeri vardır. Tıpkı kendisinin Böke Batur’un yanına katılması gibi, ona da farklı Baturlar katılmıştır, bu kutlu insanların isimlerinden bazıları aşağıdadır.

Sulibay, Ökürbay, Nogaybay, Ahid Hacı, Zelebay Telci, Halil Teyci, Nurgocay Batur, Kaseyin Batur, Süleyman Batur, Muse Mergen Aktepe, Karakul Zalin.

Savaşçılıkları ve bağımsızlık ateşleri ile ünlenen bu isimler, Çinlilere karşı başarılı muharebeler vermişlerdir, sayısal azınlıklarına rağmen, Doğu Türkistan‘ın tamamından Çinliler temizlenmiştir, bu dönemde düşmanın adı Kuomintang yani Çin’in Komünist Partisinin adıdır. Dungan İsyanından beri 1800’lerde, Hokand Hanlığının da çabaları ile büyüyen bağımsızlık ateşi, 20.yy’ın ortalarında yeniden harlanmıştır. Osman Batur’u ve isyanını anlamak için Doğu Türkistan’ın Türk Devletlerinden birisi olarak kurulmuş Doğu Türkistan Cumhuriyeti de bilinmelidir.

Hokand Kağanlığının Sarayı

Doğu Türkistan Cumhuriyeti ve Kısa Tarihi

Asya’da Türklerin giderek zayıflaması ile, ortay Asya’nın tamamında Türk Hanlıkları birleşerek mücadele etmek zorunda kalmıştır, Sibirya‘nın Ruslar ile tamamen işgali ile Sibir Türklerinin giderek yıl yıl devşirilmesi sonrası farklı Türk toplulukları da zor duruma düşmüştür ancak Rusların ve Hanların giderek büyüyen ihtirasları Asya’da çarpıştıkça Türkler de bundan çıkar elde etmenin yolunu bularak, kurdukları Hokand HanlığıTürkistan Cumhuriyeti ya da Alaş Orda Devleti gibi çeşitli devletlerle varlıklarını sürdürmüştür. Bunlardan birisi de Doğu Türkistan Cumhuriyetidir. 1944 ve 1950 Yılları arasında yaşamıştır ve Sincan Özerk Uygur Bölgesine dönüşeceği süreci geçirmiştir.  Bu dönemde bölgede Üç Vilayet diye anılan İli, Tarbagatay, Altay gibi bölgeler vardı. Türkler, Çinlilerin iç savaşından faydalanarak isyan etmişti ve SSCB de bu isyanı fırsat bilerek desteklemişti, jeopolitik çıkarlarının farkında olan Türkler de bu isyana katılarak, 8 Ekim 1944 günü Nilka‘yı ele geçirmiştir. 12 Kasım 1944 günü de İli bölgesi düşmüştür. 1945 yılında ise Tarbagtay ve Altay düşerek Doğu Türkistan Cumhuriyeti tamamen ve güvenle kurulmuş olur. Bu isyanda, Osman Batur gibi isimlerin yanı sıra aydın kesimden Abdülkerim AbbasoğluAlihan Töre, Ahmetcan Kasimi de vardır. Bu isyanın aydın kesimi SSCB vatandaşı da olduğu için, isyanın gidişatında ciddi sağlıksızlıklar olmuş, yer yer Ruslar, Türklerin Bağımsızlık mücadelesine hem Hanlardan olan korkuları hem de Türklerin bağımsız olmasından duydukları korkuları yüzünden darbe vurmuştur, bunlardan birisi de Alihan Töre’nin kaçırılarak, Türklerin kazanabileceği savaşın uzatılmasıdır. Doğu Türkistan Cumhuriyetinin hatırası bundan sonrasında, Osman Batur’un mücadelesi ile sürmüştür, savaş alanındaki Türklerin, aydın kesimden daha bağımsız ve Milliyetçi olduğu mücadele sırasında da göze çarpmıştır, SSCB denetiminden tamamen uzak ve yoğun olan kadrolar da buradadır, işte Osman Batur‘un farkı ve gücü, anısı da burada ortaya çıkmaktadır, öyle ki aydın kesim yerine özellikle de yakalanan Savaşçı kesim, ağır cezalarla ibret olsun diye teşhir edilmiştir.

Osman Batur bir Türk Balası ile olan fotoğrafı.

Altayın ve Doğu Türklerinin Ongusu

Osman Batur, mücadelesini SSCB ve çeşitli aydın kesimlerden bağımsız şekilde sürdürmüştür, kendisine ait ordusu ile birlikte Doğu Türkistan Cumhuriyetine ait olan ordunun toplam mevcudu 50.000’in üstünde idi, isyanın büyümesi ile Urumçi’yi  yani Başkenti ele geçirmek için ilerlemişlerdir. Manas nehri kıyısında iki ordu karşı karşıya gelmiş ancak Savaş kazanılacağı halde, Kuomintang, SSCB’den savaş yanlısı Alihan Töre’nin durdurulmasını ister, bunun üstüne de Alihan Töre, SSCB tarafından kaçırılır ve kaçırılma sonrasında savaş emri gelememiştir,  daha barış yanlısı olan Ahmetcan Kasimi hükümetin başına geçmiştir. Bir süre sonra SSCB Baskısı ile de gene aynı aydın kesim, Kuomintang ile ortak Sincan Hükümetini kurmuştur, böylece Çin’den bağımsız ama Çin’e bağımlı bir Türk Devleti durumuna düşülmüştür, savaşla kazanılanlar, masada verilmektedir. Çok geçmeden Çinli Zhang Zhizhong komutasındaki hükümet yıkılmış ve Ahmetcan Kasimi ile arkadaşları da Üç Vilayet Bölgesine geçerek isyanı sürdürmüştür.

Osman Batur’un Uygur Savaşçıları ile bir fotoğrafı.

Osman Batur ise bu politik bunalımlardan uzaktadır, siyasiler ne kararlar verirse versin, kendi savaşına kendi adamları ile devam etmektedir,  bu süre içerisinde Doğu Türkistan’ın tamamında hala Çinli birlikler yoktur, egemenlik hala Türklerin denetimindedir ancak Çin İç Savaşından dolayı, bu siyasi oyalanmalar birilerine vakit kazandırmaktadır. Kazak Türklerinin yaşadığı bölgeler de 1945 itibari ile Çinlilerden kurtarılmıştı, Ekim 1945 ile Şubat 1947 yılları arasında Doğu Türkistan Cumhuriyetinin Mülki, İdari ve Askeri Amiri unvanı ile Valilik yapan isim de Osman Batur olmuştur.  Şubat 1947’den 1949 yılına kadar da Doğu Türkistan Koalisyon Hükümeti Asli Üyesi olarak mücadelesini sürdürmüştür. Türklerin bağımsızlığını kazanması ve SSCB tesirinin de artık onları durduramaması ile Çinliler açısından bir telaş başlamıştır, bölgeye daha büyük bir ordu gönderme kararı almışlardır, sayısal ve teknolojik üstünlük ile politik yalnızlık Doğu Türkleri Kurtuluş Savaşını sekteye uğratmaktaydı. Yapılan savaşlar ile ordusu yıpranmaya başlayan Osman Batur, kendisini bir yalnızlığın içinde buldu, Batı Oğuzlarının Kurtuluş Savaşındaki politik dahilik, bu savaşta eksikti, belki SSCB yerine Hindistan’daki Britanya’dan destek almak ya da Vietnam’daki Fransızlardan Çinlilere karşı müttefiklik almak daha mantıklı olabilirdi ancak bu biçimdeki girişimler ya yapılmadı ya da sürdürülmedi, bir süre sonra 1950 yılı başlarında 50.000 kişilik ordudan geriye 4.000 kişi kaldığı raporlardan anlaşılmaktadır.  Son direniş yeri Gez Kurt dağlarıydı, bu dağlarda ve vadilerde, Kartallı Tepelerde Bir Atlı dahi kalsa savaşmayı sürdürecekti. Kışın çok sert geçmesi yüzünden erzakları olan hayvanların telef olması ile yamaç bölgelerine inmek zorunda kalmaları, Gez Kurt direnişini de sonlandıracaktı. Çinlilerin kurduğu bir pusuda, Osman Batur‘un kızı olan Azapay da esir düşmüştü. Çok sayıda kadının ve çocuğun esir düşmesi ile Osman Batur elindeki son adamlarla birlikte bir kurtarma harekatı düzenledi ancak 18 Şubat 1951 günü esir düştü.  Tuang-Huang şehrine götürüldü, göstermelik bir mahkeme ile “Devrim ve Halk Düşmanlığı” suçundan suçlu ilan edildi, 29 Nisan 1951 günü, önce kolları ve kulakları kesildi, ardından ise kurşuna dizildi, pek çok şehre vücut parçaları götürülerek Türklerin içindeki son direniş umutlarını kırmak için ellerinden geleni Mao Hükümeti yapmıştı.

İdam sehpasında bir Türk Kurtuluş Savaşçısı.

Doğu Türkistan Hükümetine Ne Olmuştu?

1949 yılında Çin İç Savaşını kazanan Kuomintang, bölgeye yeni bir ordu gönderse de kazanabileceğinden emin değildi, bu yüzden SSCB desteği ile bir birleşik hükümet kurma talebi yenilendi, Müzakere mektubunu bizzat Mao göndermişti, Pekin’de düzenlenecek olan Halk Politik Dayanışma Konferansına davet edildiler ancak ilginç bir şekilde uçak buraya hiç gelemedi. 27 Ağustos 1949 günü Ahmetcan Kasıimi, Abdülkerim Abbasoğlu, Derilhan Surugbayoğlu, İshak Beg Mononoğlu gibi isimlerin bindiği uçak düşmüştü, Almatı’dan kalkan uçağın enkazı Baykal gölü çevresinde bulunmuştur. Belki de tüm Doğu Türkistan Cumhuriyeti Hükümeti, SSCB tarafından bir baltalama ile Çin’e politik kozların değişimi, karşılıklı tavizler içerisinde satılmıştı, bilemeyiz, diktatörlükle yönetilen ülkelerde, herhangi bir  enkazın ya da suikastin tarafsızca belgelenmesini devlet geleneğinden bekleyemeyiz ancak ortada makul bir şüphe olması kaçınılmazdır. Yukarıda anlattığımız olay sonrası Çin İlhak Kararını almıştır, beyin kadrosu ölen harekette de Osman Batur, elinden geleni ordusu ile yukarıda anlattığımız şekilde gerçekleştirmiştir. Uygur Türkleri, kurtulacakları o kutlu günü, politik kişiliklerin korkularına ya da bağımlılıklarına değil, Osman Batur‘un savaşçı ruhunun yattığı, Zuka‘nın da söylediği  “Her boya bir uslanmaz gereklidir. Yoksa o boya saygı olmaz.” ifadelerinde bulacaktır.


“Ben ölebilirim ancak acun varoldukça, ulusum, savaşmaya devam edecek.”
Osman BATUR

Uygur Kurtulduğu Günün Ateşini, Osman Batur’un hep hatırlanacak Savaşçı Ruhuna borçlu olacaktır.

Unutulan ve bedenlerini, ruhlarını bağımsızlık için harcayan
Vey Irmağının kıyılarında şehit düşen, Erlere adanmıştır. 

Dipçe: Bu makale yazılmadan on gün önce, Çin’de çocuklara Türkçe isim koymak yasaklanmıştır.

30 Nisan 2017
Politik Deli

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*